• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Kariyer  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  HABERLER  |  GÖRÜNTÜLÜ HABERLER  |  ÖZEL RÖPORTAJ  |  İHALELER  |  FİNANS  |  TİCARET BORSALARI  |  RESMİ GAZETE

Umart Mimarlık, koruma duyarlılığı ile İzmir’in tarihi dokusunu ortaya çıkartıyor

15 Mayıs 2017 Pazartesi 10:00
12
14
16
18

Umart Mimarlık, koruma duyarlılığı ile İzmir’in tarihi dokusunu ortaya çıkartıyor

   ► İzmir ve yurt içinde hayata geçirdikleri bir birinden önemli projeler ile restorasyon alanında prestijli işlere imza atan Umart Mimarlık, koruma duyarlılığı ile tarihi dokusu bozulmadan önemli eserler kazandırıyor.

           KENAN YEŞİL     
     İzmir ve yurt içinde hayata geçirdikleri bir birinden önemli projeler ile restorasyon alanında prestijli işlere imza atan Umart Mimarlık, koruma duyarlılığı ile tarihi dokusu bozulmadan önemli eserleri kente kazandırıyor. Bu yıl 10. Yılını kutlayacak olan Umart Mimarlık sahibi ve Restorasyon Uzmanı İnşaat Mühendisi Mahir Kaplan ile yaptıkları önemli projeler ve restorasyon hakkında bilinmeyenleri konuştuk.

     Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
     1975 İstanbul doğumluyum. İstanbul Vefa Lisesi mezunuyum. Vefayı bitirdikten sonra 1993 yılında üniversite için İzmir’e yerleştim. 9 Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunuyum. Üniversite bitirme tezimi eski yapıların güçlendirilmesi üzerine yaptım. 1998 yılından beri sadece restorasyon üzerine çalışıyorum. Daha önce şantiye ve iş tecrübem oldu. Eşim Burcu Kaplan ile üniversite yıllarında tanıştık ve 1999 yılında evlendik. Kendisi de aynı zamanda mimar ve çalışmalarımızı birlikte sürdürüyoruz. Mezuniyetten sonra 2007 yılına kadar İzmir ve Ege Bölgesinde restorasyon projelerinde, şantiye şefliğinde, proje müdürlüğünde, genel koordinatörlük gibi çeşitli projelerde yer aldım. Önce tecrübe edindim. Daha sonra ise zamanın koşulları bizi 2007 yılında kendi şirketimizi kurmamıza yönlendirdi. 2007 yılında eşimle beraber Umart Mimarlığı kurup çalışmalarımıza başladık.

     Bu yıl 10. yılınızı kutluyorsunuz. 10. yıl için bir çalışma olacak mı?
10. yılımız için bir şeyler düşünüyoruz ama geçen seneden beri ülkede yaşanan olaylardan dolayı bir türlü çalışma yapamadık. Normal şartlarda 2017 yaz ayında bir çalışma düşünüyorduk. Yaşanılan olaylardan dolayı hazırlıklarımız biraz eksik kaldı. 2018 yılının bahar aylarında 10. yılımız için çok güzel bir etkinlik yapmayı planlıyoruz. Bu etkinlik sosyal içerikli olacak. Bizim amacımız reklamsal değil, yaptığımız etkinliğin sosyal sorumluluğa da katkı sağlamasını amaçlıyoruz. Mesela bir sosyal kuruma destek olunabilir. LÖSEV, Çocuk Esirgeme Kurumu olabilir. STK’lar ile ortak bir çalışma yapabiliriz.

     Prestijli projelere imza atıldı
     Yaptığınız projelerden bahseder misiniz?

Biz restoretörüz, sadece restorasyon işleri yapıyoruz. Uzmanlığımız restorasyon üzerine ve ekibimizde bu konuda uzman. 2007 yılından beri İzmir ve Ege Bölgesi başta olmak üzere Türkiye’nin belli başlı yerlerinde çok prestijli projelerde yer aldık. Umart Mimarlık olarak ana dalımız uygulama. Biz uygulama ile tanındık, uygulama ile bu işe başladık. 5 yıldır da proje ve müşavirlik birimimizi de belli bir noktaya getirdik. Gelen talepler üzerine Umart Mimarlık müşavirlik birimini geliştirdik. Piyasaya ve müşterilerimize artık bu hizmeti de verebiliyoruz. Bölgede yaptığımız bir sürü (şu ana kadar yapmış olduğumuz anıtsal yapılardan tutun da) prestijli projemiz var. Projelerimizin bazıları;

     Alaçatı Pazaryeri Camii        
     Alaçatı Pazar Yeri camii (THEOTOKOU KİLİSESİ), Yuhannis Halapes tarafından, 1830’lu yıllarda yapımına başlanmış ve 1874’te kilise olarak hizmete açılmıştır. Kilisenin Cumhuriyetin ilanından hemen sonra camiye dönüştürüldüğü bilinmektedir. Üç nefli ve bazilikal planlı olan yapı, yığma moloz taş tekniğinde inşa edilmiştir. Rumlar için yapılan üç büyük kiliseden biri olan bu yapı günümüze ulaşabilmiş tek kilisedir. Kiliseden Camiye çevrildikten sonra ‘Pazaryeri Camii’ adını alan ibadethane, restorasyon çalışmaları sırasında mevcut olan ikonların, dini tasvirlerin, altar bölümü ve heykelciklerin ortaya çıkarılmasıyla, zengin bir kültür mirası olarak korunabilmiştir.    

     Alaçatı Yel Değirmenleri
     1850-1920 yılları arası inşa edildiği tahmin edilen değirmenler, rüzgâr alan tepelerde inşa edilmişlerdir. Silindirik gövdeli, dairesel forma sahip, yığma taş duvarlı yapılar iki veya üç katlı olarak tasarlanmışlardır. Üst katta mekanizma, orta ve alt kısım depolama ve karşılama olarak kullanılmıştır. Yapıda kullanılan bölgesel taşın yumuşak olduğu için kolayca biçimlendirilebildiği, yıllar içinde sertleştiği zaman dayanıklı ve gözenekli yapısı sayesinde ses ve ısı izolasyonu sağladığı bilinmektedir. Çatılar genelde külah tarzındadır. Yapıya giriş tek kapıdan sağlanır, üst katlara ulaşım taş bir merdivenle sağlanır.

     Başdurak Camii
     Yapıyla ilgili en erken tarihli veri Evliya Çelebi Seyahatnamesinden elde edilmektedir. Yapının 17. yüzyıl ortalarından 19. yüzyıl sonlarına dek Hacı Hüseyin Cami adını taşıdığını, daha sonra mevkiinin ismi olan Başdurak adıyla anıldığı belirtilmektedir. Kemeraltı çarşısının en hareketli bölgelerinden birinde yer alan Başdurak Camii, bulunduğu konum itibarıyla fevkani olarak tasarlanmış ve alt kata ticaret mekanları yerleştirilmiştir. İbadet mekanı ve avlu üst katta yer almaktadır. Cami, kare planlı bir harim, harimin kuzeyinde bir son cemaat yeri ve kuzey batısındaki minareden oluşmaktadır.

     Çeşme Rasim Palas Oteli
     İzmir ili Çeşme Ilıca Mahallesi’nde, Ilıca Caddesi’nde İmar’ın 1 Pafta 5 Ada 1 Parselinde yer alan, Rasim Palas Oteli adıyla da bilinen kültür varlığı yapı, deniz kenarında benzer fonksiyonlara sahip aralarında Karabina Otel, İstanbul Oteli vb. tescilli 10 kadar yapının bulunduğu kısmi bir Kentsel Sit Alanı’nın içinde bulunmaktadır. Özgün işlevinde de otel olarak kullanılan yapının günümüzde etrafındaki niteliksiz ekler kaldırılmış, çağdaş turizmin asgari standartlarını sağlayacak bir alt yapı ile butik otel düzenlemesi yapılmıştır.      

     Eski Tekel Başmüdürlük Binası
     Eski Tekel Başmüdürlük Binası, Konak İlçesinde Akdeniz Caddesi ve Cumhuriyet Bulvarı kesişiminde yer almaktadır. Sanat Tarihi açısından, neo-klasik üslup, milli mimari, milli mimari rönesansı olarak da adlandırılan “Birinci Ulusal Mimarlık Akımı” üslubunda inşa edilmiş erken Cumhuriyet dönemi yapıları arasında değerlendirilir. Yapı, 1922’deki İzmir yangınının ardından, harap olan yaklaşık üç yüz hektarlık bir alan içerisinde, yeni imar planı çerçevesinde inşa edilen ilk binalardan biridir. İnşa tarihine dair kesin bir bilgi olmamakla birlikte 1926-1933 yılları arasında bir tarihte yapıldığı bilinmektedir. Betonarme olarak inşa edilmiş yapı, iki ana caddeye cephe vermekle birlikte benzer üsluptaki diğer yapılarda da görülebildiği gibi, köşe birleşiminde pah yaparak bir başka cephe oluşturmaktadır. Yapı zemin ve üzerinde üç kattan oluşmaktadır. Cephelerinde bulunan kemerli pencereleri ve çini panolarıyla dikkat çekmektedir.

     Garanti Bankası
     Osmanlı Bankası’nın İzmir Şube binası olarak yapılan bina, İzmir’in Konak ilçesinde Fevzi Paşa Bulvarı girişinde sol köşe başında bulunmaktadır. 1926 yılında Levanten kökenli Mimar Giolio Mongeri tarafından yapılan bina, Birinci Ulusal Mimarlık Akımının en önemli örneklerinden biridir. Erken Cumhuriyet dönemi binalarının önde gelenlerindendir.

     Portekiz Sinagogu – Egiad Sosyal Tesisi
     Yönetim Kurulu Üyesi ve saymanı olduğum EGİAD ile birlikte şu anda çok ciddi bir soysal tesis yapıyoruz. Symirna Agorası’nın batısında Havra Sokağı yakınında, İzmir İli Konak İlçesi 36 Pafta 202 ada 5 parselde kayıtlı Portekiz (Portugal) Sinagogu, kuzey-güney yönde enine dikdörtgen planlı bir yapıdır. 1976 yılında geçirdiği yangın sonrasında uzun süre depo olarak kullanılan yapı, donatılarının büyük bir kısmını yitirmiştir. Taş + tuğla çerçeveli duvar tekniğinde yığma olarak inşa edilen yapı, özgünde düz ahşap tavanla örtülü, kırma çatılı ve kiremit kaplı olmasına rağmen tavan ve çatı tamamen yıkılmış, atermitle kaplanmıştır. Cephelerin üst kesiminde sıva ile oluşturulmuş profilli bir saçak bulunmaktadır. Güney ve batı cepheleri dışında yapılarla çevrilidir. Bu nedenle doğu ve kuzey cepheleri görülememektedir. Yapının iç plan düzeni neredeyse tamamen yok olmuş ve değiştirilmiştir. Restorasyon çalışmaları yapılırken, EGİAD Sosyal Tesisi olarak kullanılacak yapının özgün değerine kavuşması amaçlanmıştır. Güncel işlev için yapılan ekler tasarlanırken, özgün kullanıma dönülmesi durumunda yapıya minimum etki etmesi hedeflenmiştir. Yıl sonu itibariyle tamamlamayı hedefliyoruz. Güzel kentimize katma değer katacak bir proje olacak. Kemeraltı’nın bugüne kadar dile getirilmiş sorunlar haricinde eyleme ve pratiğe dönük somut adımlardan bir tanesi olacak bu proje. STK olarak EGİAD’ın da orada bir adım atmış olması STK’ların veya özel birçok yatırımcının Kemeraltındaki yapıyı, eseri ayağa kaldırması anlamına geliyor. Sosyal dönüşümünün, Kemeraltı dönüşümünün daha hızlı olmasına katkı sağlayacak.

     Salepçioğlu Camii
     Yapı, İzmir’in 19. yüzyılda inşa edilen en büyük ve en gösterişli camilerinden biridir.  Fevkani bir kuruluşta inşa edilen cami, mektep ve medrese olarak tasarlanmış bir alt katın oluşturduğu, kenarlarına sıralanmış babalar ve babalar arasına yerleştirilmiş demir parmaklılarla çevrelenerek oluşturulmuş geniş bir platformun üzerinde yer alır. Camiyi doğu, batı ve kuzeyinden “U” şeklinde dolanan avlu işlevi yüklenmiş bu platforma kuzeydeki iki yönlü merdivenlerle ulaşılır. Cami, oldukça anıtsal tek kubbeli bir harim ile kuzeyinde yer alan alt katı son cemaat yeri, üst katı mahfil olarak tasarlanmış iki katlı kapalı bir ön mekan ve kuzeydoğu köşede yer alan ve yapıdan bağımsız inşa edilmiş bir minareden oluşur. Camiyi doğu, batı ve kuzeyinden “U” şeklinde dolanan bir avlu işlevi yüklenmiş platformun altında, yapının mektep ve medrese olarak tasarlanmış bölümü yer alır. Bu alt katı doğu, batı ve güney tarafından dar bir avlu çevreler. Avlunun daha geniş tutulmuş doğu tarafında bir havuz bulunmaktadır.
     Aya Vukla (Aziz Vukolos) Kilisesi, Basmane bölgesindeki eski arkeoloji müzesi, Çeşmedeki Haralambos Kilisesi,  Salih İşgören’in arkasındaki Tarihi binalar(bunlar butik otel olarak projelendiriliyor), yaptığımız diğer projeler arasındadır. Şu anda çok ciddi projesini çizdiğimiz ama uygulamaya başlamadığımız işler var. Proje aşamasında olan işlerimiz var, uygulamada olan projeler var, uygulamasını devam ettiğimiz projeler arasında Manisa’da Kurşunlu Han var. 15. Yüzyıla ait bir yapı. Son derece özgün bir şekilde restore ediyoruz.

     Restorasyonu normal bir inşaat dalı gibi algılanmamalı
     Restorasyon nedir? Restorasyona yaklaşımınız nasıl oluyor?

     Restorasyon nedir diye baktığımızda ise tarihi yapıların özgün, orijinaline uygun olarak günümüz teknolojisi, bilimsel metodolojisi kullanılarak geliştirilmesi, sağlıklaştırılması, yapıların daha uzun yıllar ayakta durması, belge niteliğindeki yaşanmışlık izleri taşıyan bu yapıların geleceğe taşımak, onlara o değeri vermektir. Bu bir kültür, bilgi, deneyim, uzmanlık meselesidir. Restorasyonu normal bir inşaat dalı gibi algılamak yanlış olur. Ciddi bir meşakkat, bilgi ve deneyim istiyor. O yüzden biz de endi bünyemizde uzman kadrolar oluşturduk. Hem sahada hem ofiste çok ciddi bir kadromuz var. Evrensel olarak bu işin bizim yaptığımız gibi yapılaması gerektiğini düşünüyorum.

     Yanlış bilgilerle doğru işler yapılmaz
     Restorasyon yapılırken nelere dikkat edilmeli? Restorasyon aşamaları hakkında bilgi verir misiniz?

     Restorasyon önce proje aşamasıyla başlar. Mevcut yasalara göre bir yapının restore edilebilmesi için o yapının rölövesi yani mevcut hali, restusu dediğimiz dönemlerine ait yani ilk dönemden başlayarak ara yaşamış dönemlere ait bilgileri toplanmalı. Restorasyon ise şu an itibariyle hedeflediğiniz kullanım alanına yönelik yapmış olduğunuz çalışmadır. Aynı zamanda bu çalışma kendi içinde yapının her türlü sorununu da çözmeyi içerir. Doğru bir reçete ile korumacı mantığıyla restorasyon işlemi yapılmalı. Biz korumacılığı çok önem veriyoruz. Yapı turizme, yaşama kazandırılsın ama bunu yaparken koruma mantığını ön planda tutarak yapmalıyız. Mesela Butik Otel yapılması planlanan bir restorasyon çalışmasında banyo yapılması gerekiyorsa, o banyo korumacı bir yaklaşımla yapılabilme imkanlarına sahiptir. Biraz maliyetli, metodolojisi zor olabilir ama o tarihi yapıya korumacı mantığıyla yaklaşılarak banyo yapılabilir. Bunun dünyada birçok örneği var. Biz bunu sağlıyoruz. Yaşandıkça bu yapılar daha çok ayakta kalıyor. Hele bir de bilinçli ellerde olunca çok daha sağlam bir şekilde ayakta kalır. Bunun yanında gerekiyorsa yapının durumuna göre, coğrafi bölgesine göre, istatik raporları buna uygun elektrik mekanik gibi diğer ekleriyle birlik proje aşaması vardır.

     Bu projeler çizilir, ilgili belediyesinde ön onaya gider. Onlardan ön onay aldıktan sonra bağlı olduğu Kültür Bakanlığı bünyesinde bulunan bölgedeki ilgili Koruma Kurumuna gider. Koruma Kurumunun incelemeler sonucu verilen onaya göre normal bir inşaat prosedürü gibi belediyelerden ruhsat işlemi başlar ve restorasyon başlar. Proje aşamasından sonra uygulanma aşamasına gelir. Restorasyon işi uzmanlık isteyen bir iştir. Eğitimi olmayan birisinin bunları yapması mümkün olmaz. Uygulaması da uzman ekip ve kadro ister. Bu bilinçle yapılmayan projelerin başarılı olduğunu görmedim. Çünkü yanlış bilgilerle doğru işler yapılmaz. Restorasyon işi uzman kadrolarla yapılmalıdır. Meslek hayatına atıldığımız zamanda bunun farkına vardık. Restorasyon konusunda uzmanlaştık. 17 yıllık meslek hayatım var bunun 15 yılını uzman kadrolarla çalıştım. Ustasıyla, işçisiyle, çırağıyla, teknik kadrosuyla olsun, danışman hocalarıyla olsun bu işte her zaman uzman kadroyla çalışılmalı. Birinci kural bu. İkinci doğru yaklaşım kuralı ise restorasyon yapıyorsanız korumacı olacaksınız. Biz korumacılığı çok önem veriyoruz. Bir restorasyon işleminde sadece boya ve alçı kokusu alıyorsanız onun doğru bir restorasyon olmadığını inanıyoruz. Bu yapıların koruyabileceğimiz her şeyin o yapıya ayrı bir değer kattığını inanıyoruz. Doğrusu olan bu, ona saygı duyacağımızda bu. Malzemeleri mimari öğeleri yerinde korumanın, yerin iyileştirmenin, sağlıklaştırmanın birçok yöntemi gelişti. Teknoloji, bilim, fen nasıl gelişiyorsa her inşaat alanı gibi restorasyon da gelişiyor.

     Restorasyon yaparken hangi konuya veya konulara dikkat edersiniz?
     Restorasyonda korumacılığın çok önemli olduğunu düşünüyorum.  Korumacılığı ön plana koymazsanız olmaz. Hem geçmiş değerler anlamında yanlış olur hem de evrensel değerler açısından yanlış olur. Restorasyon yaparken o yapıyı koruduğunuzu zannedersiniz ama hem yapıya zarar verirsiniz hem de tüm belgeleri yok etmiş olursunuz. Örneğin 600 yıllık bir yapıda kullanılan malzemeyi bugün koşullarda bulamayabilirsiniz. Ama o malzemenin emsali sayılabilecek veya köken olarak o malzemeyle aynı olan ürünü bulabilirsiniz.

     Restorasyon teknikleri hakkında kısa bilgi verir misiniz?
     Restorasyon tekniği her gün gelişiyor. Avrupa’da İtalyanlar 10 sene önce yaptıkları uygulamanın sonucunu alıyorlar yanlış yaptıkları bir durum gördüklerinde bunu bir daha yapmayalım diyorlar. Avrupa’da bütün temizlik yönteminde kumlama yöntemi kullanılıyordu. Yüzyıllardır oluşmayan aşınma kumlama yöntemiyle eseri daha fazla zarar vermeye başladı. Bu sebeple kumlama yönteminden vazgeçildi. Şimdi en fazla kullanılan yöntem ise, yüzey temizliği çok hafif basınçlı su ile temizlik, mekanik temizlik gerekirse fazla müdahale etmemek. Korumacılık kültürü daha da artmaya başladı. Bozulmaya önleyici sistemler, koruyuculuk önem kazandı.

     Restorasyon’da yapılan yanlışlar var mı? Bunlar neler?
     Patineyi kir olarak görüyor. Patine bir yaşanmışlıktır. Uzun yıllarca eserde oluşmuş ve eserin bir parçası gibi olan yaşanmışlık izine patine diyoruz. Bir katman oluşmuş ama devam etmemiş, bir yerde durmuş. Oluşan katman o eseri koruyor. Eğer o katmanı oradan sökersek eserden bir parça almış gibi oluyor.

     Anadolu’da çok büyük bir tarih var. Sizin bu konu hakkında görüşleriniz neler?
     Bizim çok büyük bir medeniyet kültürümüz var. Anadolu topraklarında büyük medeniyetler yaşamış. Konumu itibariyle birçok ilklerin yeri olmuştur. Göbeklitepesinden tutun da Helenistik dönemine kadar birçok medeniyet var. Roma var, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi. O yüzden bu topraklarda yer altında ve yer üstünde çok ciddi bir envanter, yaşam izi, anıtsal yapılar var. Tarihin akışını, bilgilerini değiştirecek sürekli yeni bulgular ortaya çıkıyor. Ciddi bir kültüre sahibiz.

     Yapmış olduğunuz projelerden ödüller aldığınızı biliyoruz. Bu ödüllerin özellikleri ne?
     Biz 3 defa Tarihe Saygı Koruma ödülü aldık. Ödül almak için bu işi yapmıyoruz. Yaptığımız işlerin ödüllendirilmesi bizlere gurur veriyor. Bunun yanında Tarihi Kentler Birliğinde ilgili yaptığımız birçok projemiz belli kategorilerde ödüller aldı. Süreklilik ödülü, proje ödülü, uygula ödülü gibi. Rönesan A.Ş’nin Turan’da yaptığımız Yalı projesi ile uygulama ödülünü aldık. Bu yıl ise Bet İsrail Sinagogunu onarımı ile ödül aldık. Torbalı Abdülhamit Köşkü ile de Tarihe Saygı Koruma ödülünü aldık. Aya Vukla Kilisesi, Arasta Çarşısı, Kemeraltında yaptığımız projeler, Sekibaşı Hamamı Tarihi Kentler Birliğinden ödül aldığımız projelerden birkaç tanesidir.

     Son olarak neler söylemek istesiniz?
     Restorasyona sadece iş yapıyoruz diye bakmıyoruz. Bu iş bir kültür meselesidir. Şirketi kurduğumuz günde bu yana amacımız bu camiada kalıcı olmayı istedik. Yaptıklarımız ortada ve yapacağımız çok daha iş var. Örnek olmak, gelecek nesillere, 2. kuşağa bu işi aktarmak için mücadele veriyoruz. Doğru yapanları destekliyoruz, yanlış yapanları doğru nasıl yapılır anlatıyoruz. Bu bizim geçmişimiz var olan değerimiz bu değerden faydalanmamız gerekiyor. Ekonomide turizmde olsun değerlerimizi kullanmalıyız. Yaşamsal konforumuz artması anlamında çok güzel. Apartman dairesinde yaşamaktansa, küçük bir tarihi yapının içerisinde yaşamak çok daha farklı. Sıradan bir otelde kalmak yerine böyle tarihi bir dokusu olan bir butik otelde kalmak çok daha güzel. Kültür bilincinin artarak bu işlerin artmasını istiyoruz. korumacılık bilincinde restorasyonda çok güzel işlere imza atmaya devam edeceğiz. Biz bu işin emekçisiyiz. Var olan bir şeyi tekrar yaratmıyoruz. Bu eserleri ortaya çıkaran tarihin gizli kahramanları var. Bu günün koşullarında restorasyonun Robin Hood’u gibiyiz. Biz duyarlıyız, korumacıyız, böyle algılanmak istiyoruz. Koruma mantığı ile restorasyon işini yapıyoruz. Yaptığımız projelerin takibini yapıyoruz. Koruma duyarlılığını artırmaya çalışıyoruz. Bu işi doğru yapmak lazım. Bu işin sanatsal yönü var, bilimsel bir yönü var. Bu iş araştırma, uzmanlık istiyor. Bu işin ezbere dayalı, paraya dayalı bir dizaynı yok. Restorasyonda bilgiye dayalı bir ekip olması lazım, konuyu bilen ve severek yapan bir kadronun olması lazım. En büyük donanım “İnsan” donanımıdır. İyi beyinlerin, kaliteli ellerin olmadıktan sonra istediğin kadar senin paran olsun, teknolojik imkanın olsun bunu çözemezsin. Bu işin yüzyıllarca tekniğin insana ve ustaya dayalı olacağını düşünüyorum.

 


  Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış

  Yorum Ekle

Ad Soyad :
E-Posta :
Mesaj :
Güvenlik Kodu :



+ Benzer Haberler
» “Başarı gelmezse istifa ederim”
» İzmir’de ekmekten sonra gevreğe de zam geliyor
» İhracat bizim için olmazsa olmaz
» Uluslararası ulaşım sektörü, rotasını İstanbul’da çizecek
» Zeytinyağı ihracatı yüzde 450 arttı
» “Zeytin stoklamada beton havuzlar sağlıksız”
» Günümüzdeki arayışların saklı kenti, "Köy Enstitüleri"
» Türkiye’de otomobil sporlarına ilgi arttı
» "2020’de Süper Lig’e çıkmak, 2023’te Avrupa Lig’i oynamak”
» Mermer sektörünün yeni firması: Orion


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 27.05.2017
  Ticaret 26.05.2017
  Ticaret 25.05.2017
  Ticaret 24.05.2017
  Ticaret 23.05.2017
  Ticaret 22.05.2017
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    1