• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  TİCARET SOHBETLERİ  |  FİNANS  |  İHALELER  |  TİCARET BORSALARI  |  RESMİ GAZETE

“İzmir’in avantajlarını doğru kullanması gerekiyor”

11 Eylül 2016 Pazar 13:00
12
14
16
18

     İzmir’in gerek ulusal gerek uluslararası düzlemde ciddi bir Ar-Ge noktası olduğunu belirten Ege Üniversitesi EBİLTEM Teknoloji Transfer Ofisi Müdürü Prof. Dr. Fazilet Vardar Sukan, bu alandaki avantajların doğru kullanılması gerektiğini söyledi. Sukan, “İzmir’de maliyetlerin düşük olması, liman olması, genç iş gücü… Birçok firma;  Ar-Ge merkezlerini İstanbul’dan İzmir’e taşımak istiyorlar.Bunlar iyi yönetildiği takdirde; İzmir için fırsat olacaktır. Benzer şekilde Avrupa ve ABD için de bir cazibe merkezi olarak düşünülebilir. Biz birbirimizle güç ve sinerji içerisinde çalışarak İzmir’i bu konuda güçlü hale getirebiliriz. Bu kırıcı rekabetten vazgeçmeden hiçbir şey olmaz” dedi.
     EBİLTEM TTO Yürütücüsü Doç. Dr. Serdal Temel ile Sukan, İzmir’in avantajlı ve dezavantajlı noktalarını ile Türkiye’deki teknopark gerçeğini anlattı.

     Teknoparklar özelinde baktığımız zaman bugün 49 aktif teknoparkımız var ama bunların bölgesel dağılımında belli noktalarda yoğunluk gösterdiğini gözlemliyoruz. İzmir, ne noktalarda öne çıkabilir? Artılarımız, eksilerimiz neler? EBİLTEM olarak ilklerden birisiniz. Sizin bu sürece ilişkin tespitleriniz ile başlayalım mı?
     - EBİLTEM,Ege Üni versitesi’ne bağlı olarak 1994 yılında kurulmuş bir birim. Zaman geçtikçe ihtiyaçlar doğrultusunda kendi misyonunu ve vizyonunu olgunlaştırdı, güncelledi.
     1 Ocak 1998 yılından beri bu işi yönetiyorum. İlk başta Ege Üniversitesi’ndeki araştırmacıların faaliyetlerini yönlendiren, büyük projelere imza atmamızı sağlayan bir birim olsun diye işe başladık. Ardından bir takım ulusal uluslararası iş birliklerine girdik. 1999’da Türk Patent Enstitüsü’nün irtibat ofisi olduk. Ardından KOSGEB ile ortak çalışmalar yürüttük.

     Ege Üniversitesi için başladığımız eylemimizi ulusal düzeylere taşıdık.  Amacımız; kamu kesimiyle sanayi arasında üniversite arasında bir bağ kurmak işbirliği sağlayabilmekti. Ayrıca burada üretilen bilginin topluma mal edilmesiydi.
     Türkiye’nin 1998 yılında burada bir proje sergisi yaptık ve öğretim üyelerimizin 90 tane projesini burada sergiledik.  Ardından da İAOSB’de sanayicinin ayağına götürdük ve sergiledik. 2002 yılında TÜBİTAK’ın proje sergisi desteklerinden ilk yararlanan biz olduk. Orada da sanayiye burada geliştirilen bilgileri projeleri nasıl sunabiliriz diye gayret sarf ettik. Bu güne kadar 40 tane proje hayata geçti. Büyük bir şey mi, hayır değil. Sarf edilen efor ile karşılaştırıldığında hiç büyük bir şey değil ama en azından olabildiğini göstermiş olmak. İki tarafta da farkındalığı sağladık. Akademik kesim araştırmanın devamlı olması gerektiği bilmesi gerekiyor.

     Sanayici daha kısa vadeli olarak bakıyor. Var olan sorununa çözüm arıyor. 5 sene sonra rekabet edebilirliliğini arttırabilecek, uzun soluklu bir projeye de çok sıcak bakmak istemiyor. İki tarafında anlayışlarını değiştirmesi gerekiyor. Daha uygulanabilir projeler ve uzun soluklu bir vizyon gerekli.
     2004 yılında çalışmalarımızı uluslararası platforma taşıdık. Türkiye’nin ilk Yenilik Aktarım Merkezi’ni burada kurduk. IRC Ege adı altında 4 yıl faaliyet gösterdi.
     Burada Ege Bölgesi Sanayi Odası, KOSGEB, Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ve biz ortaktık. EBİLTEM Koordinatörlüğü’nde; 6. Çerçeve Programı ortaya çıktı. 4 yıl sürdü bu proje ve amacı Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasında teknoloji transferlerine imza atmak. Daha o zaman bunlar düşünülmezken biz teknoloji transferi yapıyorduk. 4 yıl içinde 5 proje gerçekleştirmeyi taahhüt etmiştik. 2008’de projeyi tamamladığımızda 68 tane teknoloji transferi yapmıştık.

     Daha güzeli 30 tanesi Türkiye’den Avrupa’ya satılan teknolojilerdi. 30 tane teknolojinin Türkiye’den İtalya’ya, Finlandiya’ya… Satılmış olması çok gurur verici. Sonra Türk mütevaziliği ile yaptıklarımızın farkında olmadığımızı anladık ve ayrıca tanıtamıyoruz.
     Firmalara gidip teknolojilerimiz konusunda sohbet ettiğimizde ne cevherler çıkıyor aralarından ve onları yurtdışına pazarlayabiliyoruz. Kendi gücümüzün farkında değiliz. Çok ciddi bir deneyim kazandık bu yolla. Yeni bir fikir geliyor. Sanayiciyle bu fikri paylaştığımızda ‘O güzel bir şey olsaydı başkaları düşünürdü’ diyor.
     Güven sorunu var. Bunu da yıkmak akademisyenler olarak bizim görevimiz. 2008 yılında Avrupa’daki network içerisinde yaptığımız teknoloji transferi sayısıyla birinciolduk. Bunun arkasından bu proje Avrupa İşletmeler Ağı projesi olarak evrildi, şimdi hala içerisinde bulunduğumuz bir networktur. Yaklaşık 70 ülkede 600 merkezi bir araya getirecek bir networkun içerisindeyiz. Bu birliktelikte odalar var, sanayiler var. İzmir’in içerisinde de sürekli olarak ‘Ortaklık aranıyor’ duyuruları yapıyoruz. Amacımız buradaki şirketlerimize yabancı partnerler bulmak.

     Burada sektörel bir ayrım var mı? Bilişim, sağlık gibi başlıklarda uzmanlaşıyor musunuz?
     - Yok. Ama Avrupa düzleminde tekstil sektörel grubunun başkanıyız. Yine aynı şekilde Agro endüstride öndeyiz. Bunun gibi daha önem verdiğimiz sektörler var ama ayırmıyoruz. Uluslararası düzlemde faaliyet sürdürdük. Ardından fikri mülkiyet konusunda ciddi bir şey yaptık. Avrupa Patent Ofisi’nin Türk üniversitelerinde fikri mülkiyet farkındalığının arttırılması diye bir projenin ulusal koordinatörlüğünü yaptık. 23 üniversiteyi ben bizzat gezdim. Hocaların ürünlerini patentlenmeleri bir projeye başlamadan önce analizlerinin yapılıp, özgünlüğün belirlenmesi, çünkü öyle şeyler var ki proje bitiyor bir bakıyor başka birisi yapmış. Özgün değil.  O kadar zaman, emek ve para boşa gidiyor.  Bu noktada özgünlük taramaları çok önemli. Son yıllarda dünyada yeni buluşların pek çoğu yayımlarda değil patentlerdedir.

     Patent taraması yapılması konusunda farkındalık yaratmaya çalıştık. 3 bin tane bölüm başkanıyla anket yapıp Türkiye’de patent farkındalığı konusunda neredeyiz bunu öğrenmeye çalıştık. O noktadan sonra da fikri mülkiyet konusunda ciddi birikim oldu. Bütün bu birikimler 2013 yılında TÜBİTAK’ın teknoloji transfer ofisleri desteğini alma noktasına getirdi. İlk 10 grubun içerisinde destek aldık. EBİLTEM tek durak ofis olarak çalışıyor. Yani sanayici buraya geldiği zaman proje desteklerini nereden alabilirim, hangi fon kaynakları var, hangi desteklerden yararlanırım, Türkiye’de hangi fonlar var, hangi hoca bana fayda sağlar, cihazlar nerede, patent müracaatı yapmak istiyorum, şirket kurmak istiyorum…

     Akıllarındaki tüm sorulara cevap bulabilecekleri bir yer. Burada 46 kişi çalışıyor. 13 kişi destek personeli. 33 kişi uzman ve bu arkadaşlarımızın başka bir işi yok. Tek işleri bu… Hepsi farklı projelerden finanse ediliyorlar. EBİLTEM’in TÜBİTAK’tan desteği var. TÜBİTAK desteğinin 3. yılını tamamladık. Büyük bir üniversite bu 65 bin öğrencisi 3 bin öğretim görevlisi var. Elimizden geldiğince bu desteği öğretim üyelerine eşit bir şekilde dağıtmaya çalışıyoruz. Güzel rakamlarımız var.
     2015 yılında Ege Üniversitesi’nin üniversite dışı sağladığı araştırma parası 62 milyon TL. 4 tane lisanslanmış patentimiz var. Bu arda kendi inovasyon sistemimizin içerisinde kuluçkalığımızı kurduk, kendi ögelerimizi yerleştirdik. EBİLTEM hem teknoloji geliştirme bölgesinin hem de üniversitenin teknoloji transfer ofisi olarak çalışıyor. Aramızda bir protokol var. Her iki kuruluşta tüzel kişiliklerini zedelemeden birlikte yol alıyorlar.

     Teknoparkta kaç şirket var?
     - 28 şirket, 12 tane de kuluçka şirket var.

     Geliştirilmeye müsait mi?
     - Evet. 3 bin metrekarelik alanda başladık. 600metrekare kiralanabilir bir alanımız vardı. Ege Üniversitesi’ne devlet desteği yoktu. Bankadan ihtiyaç kredisi aldık. Bununla yeni bin m2’lik bir mekân yarattık. Şimdi yeni bir banka kredisi girişimi var. 1800 m2, 1300m2 bir de 9 bin m2’lik üç tane yer planımız var. Bunların çalışmaları devam ediyor. Eğer her şey tahmin ettiğimiz gibi giderse 2017’nin sonu 2018’in başında yaklaşık 12 bin m2’lik bir alan ilave etmiş olacağız. Çünkü talep çok yüksek…

     Belirli teknoparklarda yer bulamıyorsunuz ve m2’leri birim fiyat olarak çok yüksek.  Sizin nasıl bir fiyat politikanız var?
    - İzmir’in en pahalısıyız. Çünkü biz bir kere lokasyon olarak çok farklıyız. Firmalara sunduğumuz katma değer yaratan hizmetlerimiz var. Onlara Avrupa networklarına ulaşmalarını sağlıyoruz. Teknoloji Transfer Ofisinin hizmetlerini sunuyoruz. Kuluçka merkezinde hizmet sunuyoruz, laboratuvar yardımı, fon kaynakları hakkında bilgilendirme sunuyoruz. Bu hizmetlerin büyük bir çoğunluğu ücretsiz... Bu alanda da minik bir küme yaratıp gelen şirketlerin de birlikte iş yapma potansiyellerini yükseltmeyi hedefliyoruz. Temamız burada devreye giriyor. Yaşam bilimleri ve sağlık temamız. Bunun da nedeni uzun uzun arama toplantıları ile tespit edildi. Ege Üniversitesi’nin son 10 yılda yaptığı bütün yayınlar, patentler, toplantılar ve projeler taranarak sınıflandırıldı. Patentlerin yüzde 95’i yayınların ve toplantıların yüzde 75 hep yaşam bilimleri ve sağlık üzerine idi. Ege Üniversitesi,  araştırma politikasını da belirleme çalışması içerisinde. Onun içinde 5 tane öncelikli alan tespit edildi, bu da yaşam bilimleri ve sağlığın alt alanları. Enerji, biyoteknoloji, gıda teknolojileri, kimyasal teknolojiler, hastalıklar ve tedavileri…
     Türkiye’de en iyi ilk 5’in içerisinde olduğumuz TÜBİTAK tarafından da kabul edildi. Dolayısıyla bu 5 konu zaten birbirleriyle de ilişkili.  Ayrıca yaşam bilimleri ve sağlık alanıyla da bağlantılı. Konumuzu böyle seçtik. Şirketlerimizin de yaklaşık yüzde 70’i bu işlerle uğraşıyor. Kuluçkalık firmalarımızdan da hiç yok.

     Arazi sadece araştırma geliştirme sistemi içerinde mi kullanılıyor?
     - Evet. 4691 sayılı yasaya tabii. Buraya şirketler projeleriyle müracaat ediyorlar biz projelerin Ar-Ge’leri ile ilgileniyoruz. Hakemlere gönderiyoruz, hatta İzmir dışında 3 hakeme gönderiyoruz. Ar-Ge niteliği tescil edilirse firma burada yer kiralayabiliyor. Yasa böyle işliyor. Projesi bittiği zamanda 3 ay içerisinde burayı terk etmek zorunda ya da yeni bir proje hemen başlatmalı.

     Devletin neden böyle bir yaptırımı var?
     - Ar-Ge çalışmaları devam eden şirketlere belli olaylıklar sağlıyor. Ciddi vergi indirimleri var. Firma Ar-Ge’sini yaparken birçok konuda fayda sağlıyor. Birçok firmayı projenin yeteri kadar kaliteli olmamasından dolayı geri çevirdik. Yüz tanıma sistemi var, izlenebilirlik bizim için çok önemli. Gerçekten Ar-Ge yapan firmaları burada istiyoruz. Biz, ODTÜ ile karşılaştırıldığımızdabutik sayılırız. Şehrin içinde olduğumuz için yerimizi maksimum verimle kullanmak zorundayız.

     İzmir, teknoloji geliştirme konusunda Türkiye’de üs olabilecek güçte mi? Gerek teknolojik alt yapı,  gerek personel kalitesi olarak baktığımızda gerçekten böyle bir şansımız var mı?
     - Bunun nasıl yöneltildiğine bağlı. Eğer teknoparklar yerel firmalara hizmet etmeyi hedefliyorlarsa; hayır yok. Ama ben İzmir’in gerek ulusal gerek uluslararası düzlemde ciddi bir Ar-Genoktası olduğunu düşünüyorum. Ciddi avantajları var. Maliyetlerin düşük olması, liman olması, genç iş gücü… Birçok firma;  Ar-Ge merkezlerini İstanbul’dan İzmir’e taşımak istiyorlar.
     Bu iyi yönetildiği takdirde İzmir için fırsat olacaktır. Benzer şekilde Avrupa ve Amerika için de bir cazibe merkezi olarak düşünülebilir. Biz birbirimizle güç ve sinerji içerisinde çalışarak bu hale getirebiliriz İzmir’i. Bu kırıcı rekabetten vazgeçmeden hiçbir şey olmaz.

     Siz Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi ve İzmir Üniversitesi olarak İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nin ortağısınız ama nedense iş birliği, güç birliği ve fikir birliğinde değil ayrı ayrı çalışıyor gibisiniz… EBİLTEM’i İzmir Yüksek Teknoloji’nin içine taşımadınız.
     - İzmir Yüksek Teknoloji ile çok iyi ilişki içerisindeyiz. EBİLTEM, Ege Üniversitesi’ne ait bir kurum. Kanunen de mümkün değil bu. EBİLTEM’in yaptığı işlere orada ihtiyaç da olmayabilir. İZTEKGEB’in 200 tane öğretim görevlisi var. Ben burada 65 bin kişiyle ilgileniyorum. İki kurum birbiriyle karşılaştırılabilecek bir kurum değil. İki ayrı vizyonla kurulan kurumun kendine ait bir nişi var. Rekabet içinde değiliz aslında herkes kendi nişi içerisinde gidiyor. İş birliği dedim ama herkes kendi işini yapmaya devam eder ama stratejik iş birlikleri kurulur. Bugün bakarsınız uluslararası üniversiteler konsorsiyum oluşturuyor. Rekabet güzel bir şey… Hepimizin doğasında var rekabet, ama yapıcı olması lazım. Herkes en iyi olduğu konuda iyi olmaya devam ederse başkasının yaptığını taklit etmektense ben de burada en iyi olayım der.
     İş birliği yaparak da iyinin iyisi ortaya çıkar. Ama biz bunu yapamıyoruz. Bir ara bir şey moda oluyor herkes aynı yola giriyor. Hâlbuki bir kişi o işi yapıyorsa kar ediyorsa 3 tane daha aynı işten yapıldığında o işin karlılığı azalacaktır. Biz de iş birliği mantığı yok.

     Türkiye genelinde pek görmediğimiz bir platformunuz var. İzmir Üniversiteliler Platformu. Ortak hareket edebilme kültürü varmış gibi görünüyor.  Bu modelin aynısı Teknoparklar üzerinde uygulanamaz mı?
     - Teknoparklar Derneği var. Ankara merkezli. Ulusal bir dernek. Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Platformu (ÜSİMP) var.
     Orada da başkan yardımcısıyım. İlave bir platform kurmaya gerek yok. İş birliği yapabileceğimiz alanlar var. Burada iş birliği kültüründe bir devrime ihtiyacımız var. Herkes en iyi olduğu konuda daha iyi olmayı hedeflerse ve bu şekilde uzmanlıklar ortaya çıkarsa bu şekilde iş birlikleri daha kolay olur ama herkes kendi iyi olduğu şeyi bırakıp başkalarının projelerini yapmaya başlarsa vasat kurumlar oluyoruz. Herkes kendi misyon ve vizyonunu çizer o doğrultuda bir şey yaparsa bu özgün misyon ve vizyonlar birbirini tamamlar. İşte o zaman sinerji yaratılır. Kaynaklar etkin kullanılır ve gerçek bir iş birliği olur. Bir örnek vereyim;  bu konuda biz bir centilmenlik kararı aldık. Herhangi bir teknoparktan Ege’ye geçmek isteyene -10 puan veriyoruz. Değerlendirme sırasında geriden başlıyor. Ama çok çok iyiyse zaten kabul ediyorsun. İzmir dışından bir yerden gelen şirkete de +10 puan veriyoruz. Biz İzmir’deki hiçbir teknopark ile rakip değiliz, kulvarımız farklı.
     Yurtdışından gelirse ne isterse yaparız. Onlar için cazibemizin ne olduğunu paket yapıp sunmamız lazım. Neden önemli bu? İzmir’de uluslararası bir alanda Ar-Ge ve inovasyonun nasıl yapıldığı konusunda örnekler sunacak ve bu da diğer firmalara örnek olacaktır. Ar-Ge kültürleriyle gelip istihdam yaratacaklar.

 


+ Benzer Haberler
» “İzmir’de rekabet içinde işbirliğine çok inanıyoruz”
» “Bugünden sonrası, teknoparkların değişim ve dönüşüm süreci olacak”
» “İzmir’in inovasyonda başkent olacağına inanıyoruz”
» Seydibeyoğlu: Sinerji oluşturulmalı ve bu doğru bir potada eritilmeli
» İzmir’in geleceğini teknoparklar şekillendiriyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 25.09.2018
  Ticaret 24.09.2018
  Ticaret 22.09.2018
  Ticaret 21.09.2018
  Ticaret 20.09.2018
  Ticaret 19.09.2018
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni