• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Kariyer  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  TİCARET SOHBETLERİ  |  FİNANS  |  İHALELER  |  TİCARET BORSALARI  |  RESMİ GAZETE

“Fiyat düşürülürken; ilaca erişim zorlaşmamalı”

15 Temmuz 2016 Cuma 07:00
12
14
16
18

Türk Eczacılar Birliği Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak: Türkiye’de kişi başına yıllık ilaç harcaması 121 dolar. Bu harcamanın OECD ortalaması 497 dolar

     Türk Eczacılar Birliği Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak, ilaç fiyatlarının düşürülürken hastanın ilaca erişimini zorlaştıracak ve sağlık sisteminin kılcal damarı olan eczanelerin mağdur edilmeden yapılması gerektiğini söylüyor.
     “En pahalı ilaç bulunmayan ilaçtır. İlacın alına bilirliği kadar bulunula bilirliği de önemlidir” diyen Çolak, yerli ilaç üretimini teşvik edici politikalar geliştirilmesinin önemine dikkat çekiyor.

     İlaç fiyatlarına 2005 yılından bu yana 500 kereden fazla indirim geldiğini hatırlatan Çolak,  “Eczanenin belkemiğini oluşturan ilacın fiyatının sürekli düşmesi eczaneleri sürdürülebilir bir ilaç hizmeti sunmaktan hızla uzaklaştırmış, hatta birçok eczaneyi iflas noktasına sürükledi. İlaç firmaları ise kârlılığı olmadığı yahut oldukça azaldığı gerekçesiyle bazıları hayati önemde olan ilaçları üretmemeye ve ithal etmemeye başlamıştır” diyor.

    Türkiye’nin geçtiğimiz yıl ilaç harcamasının 19 milyar TL olduğunu belirten Çolak, “2014 yılında da toplam ilaç harcaması 18 milyar 931 milyon TL. Açıkçası bu rakamlar aslında kendi içinde bir tutarlılık barındırıyor, çok ciddi önlemler almaya yönlendirmiyor.  Bütçe açıklarını kapatmak amacıyla, ilaç ve eczacılık alanının bileşenlerinin uyarı ve önerileri dikkate alınmadan devreye sokulan politikalar artık büyük mağduriyetler ve geniş ölçekli kayıpların yaşanmasına neden olmakta” diyor. Çolak ile ilaç sektörü ve eczacıların yaşadığı sıkıntılar ve çözüm önerileri üzerine konuştuk.

     Türkiye’nin ilaç harcaması ve ilaç fiyatlarında son dönemde yaşanan gelişmeleri değerlendirir misiniz?
     Türkiye’nin 2015 yılında 19 Milyar 349 TL iken 2014 yılında da toplam ilaç harcaması 18 milyar 931 milyon TL. Açıkçası bu rakamlar aslında kendi içinde bir tutarlılık barındırıyor, çok ciddi önlemler almaya yönlendirmiyor.
     Bütçe açıklarını kapatmak amacıyla, ilaç ve eczacılık alanının bileşenlerinin uyarı ve önerileri dikkate alınmadan devreye sokulan politikalar artık büyük mağduriyetler ve geniş ölçekli kayıpların yaşanmasına neden olmakta. İlaç fiyatlarına 2005 yılından bu yana 500 kereden fazla indirim geldi. Eczanenin belkemiğini oluşturan ilacın fiyatının sürekli düşmesi eczaneleri sürdürülebilir bir ilaç hizmeti sunmaktan hızla uzaklaştırmış, hatta birçok eczaneyi iflas noktasına sürükledi. İlaç firmaları ise kârlılığı olmadığı yahut oldukça azaldığı gerekçesiyle bazıları hayati önemde olan ilaçları üretmemeye ve ithal etmemeye başlamıştır.

    İlaç fiyatlarının düşürülmesi ilk başta elbette olumlu ve desteklenmesi gereken bir politika… Ancak bunun hastanın ilaca erişimini zorlaştıracak ve sağlık sisteminin kılcal damarı olan eczanelerin mağdur edilmeden yapılması gerekiyor. En pahalı ilaç bulunmayan ilaçtır. İlacın alınabilirliği kadar bulunulabilirliği de önemlidir. Bunlardan ödün vemeden, ilaç fiyatlarında yeni bir düzenlemeye gidilmelidir.  Ayrıca yerli ilaç üretimini teşvik edici politikalar geliştirilmelidir.
     Buradaki en önemli hususlardan birisi, kişi başı sağlık giderlerinin artırılması. Çünkü OECD’nin geçen yılki verilerine göre, Türkiye’de kişi başına yıllık ilaç harcaması 121 dolar. Bu harcamanın OECD ortalaması 497 dolar. Örneğin ABD’de kişi başına yılda 995, Kanada’da 752, Fransa’da 641, İrlanda’da 648, Japonya’da 652. İsviçre’de 474, İspanya’da 536 dolar seviyesinde. İlaç harcamasının tutarı gelişmişlikle de ilgili.

     Döviz kur farkının yarattığı baskı, vatandaşın kullandığı ilaçlara nasıl yansıyor?
     Sağlıkta Dönüşüm ile birlikte uygulamaya başlanan ilaç politikaları ilaç ve eczacılık alanında yıllar geçtikçe daha da belirginleşen, somutlaşan olumsuz etkiler yaratmıştır.  Eczacılar, ilaç üreticileri, dağıtım kanalları söz konusu uygulamalar nedeniyle artık büyük mağduriyetler ve geniş ölçekli kayıplar yaşar hale geldi. Hükümet bütçeden toplam ilaç harcamalarına ayrılan payı artırmak istememekte. Nitekim son birkaç yıldır global bütçe uygulaması ve alınan sert tedbirler ile ilaca ayrılan pay hemen hemen hiç artırılmadı.

     Sağlığa ayrılan payın görece düşük olduğu bir ülke olan Türkiye’de ilaca ayrılan payı bunun belirli bir yüzdesini geçmeyecek şekilde ayarlamaya çalışınca ilaç fiyatları sürekli baskılanmakta, Türkiye şu anda Avrupa ülkelerinin en ucuz ilacını bulundurmakta. Ancak, ne yazık ki, ilaç fiyatlarının sabitlenmiş bir döviz kuruna bağlanması, firmaların o ilaçları üretmemesine ya da ithal etmemesine neden oluyor.
     Geçtiğimiz yıllarda antibiyotiklerin, kardiyovasküler hastalıklar ya da böbrek hastalıkları gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların, deposilinlerin ve kanser ilaçlarının temininde büyük sıkıntılar yaşandı. Hastalar ilaca erişememe olgusu ile yüz yüze kalmışlardı. Yani ilaç fiyatlarındaki düşüşler artık halk sağlığını doğrudan olumsuz etkiler hale gelmişti.

     Hasta Muayene Katılım Payları ve muayene ücretleri konusunda birliğinizin yaklaşımı nasıldır?
     Sağlıkta Dönüşüm öncesinde hastalardan sadece ilaç katılım payı (emekliye %10, çalışana %20) alınırken, bugün vatandaşlardan farklı adlar altında 10 adet katılım payı tahsil edilmekte ve bu rakamlar günden güne artmakta; katılım paylarının çok daha yüksek rakamlara çıkarılmasına imkân veren düzenlemelerin yolu açılmakta.

     Bu süreçte ilaç katılım payı, muayene katılım payı ve reçete katılım payı gibi maliyetlerin tahsil edilmesi işi eczacıların sırtına yüklenerek eczacılar bir anlamda veznedara dönüştürülmekte ve vatandaşlar ile sık sık karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Katılım payları, muayene ücretleri ve ilaç fiyat farkları konusunda yeni bir düzenlemeye gidilmeli. Zira sürekli artan,  alınan hizmetin yüzde 40’ına tekabül eden muayene ücretleri ve katılım payları, sağlığa erişimin artık bir hak ve kamu hizmeti” olmaktan çıktığının, “para ile satın alınacak bir hizmet” haline geldiğinin göstergesidir. Bu bağlamda birinci basamak sağlık hizmet sunucularında muayene katılım payı alınmasından vazgeçilmeli, muayene ücretlerinin eczacılarca tahsiline son verilmeli.

     Bu noktada, Tamamlayıcı Sağlık Sigortası uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
     2014’de yürürlüğe konulan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, Genel Sağlık Sigortası’nın kapsamını daraltmaktadır. Sağlık hizmetleri için temel bir teminat paketi oluşturulan bu uygulamada bazı sağlık harcamaları paketin içine girerken, bazı harcamalar kapsam dışında tutuluyor, kapsam dışında kalan hizmetler için tamamlayıcı sigorta devreye sokuluyor. Bu durum bireylerin cepten yaptığı ödemeleri artıran, gelir dağılımı adaletsizliğinin yaygın olduğu, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ülkemizde sağlığa ilişkin eşitsizlikleri derinleştiren ve sağlık hakkına erişimi engelleyen bir uygulama.

     Sigorta modelinin asla uygulanamayacak kötü bir model olduğunu söylemek mümkün değildir. Pek çok Avrupa ülkesinde başarılı bir biçimde de uygulanmaktadır. Ama bu ülkelerin hem gelir düzeyleri ülkemizden daha yüksek hem de çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeler daha gelişkindir.
     Dolayısıyla hem ulusal gelirin daha düşük hem de gelir eşitsizliklerinin daha fazla olduğu bizim gibi ülkeler açısından sigorta modelinin sürdürülebilmesi oldukça zordur. Bu nedenle toplumun tümünü kapsayan, sağlık hizmetlerinde kapsamı daha geniş tutan, hizmete ulaşımda ve hizmet finansmanında daha adil olan, bölgesel dengesizlikleri nisbeten gideren, daha ucuz, daha etkin ve sağlık göstergeleri açısından olumlu çıktıları tartışmasız olan koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen,  adil vergilendirmeye ve bu yolla zenginliğin yeniden paylaşımına dayalı bir sosyal güvenlik modelini sürdürmek konusunda bir politika belirlenmeli. Açlık ve yoksulluk sınırının altında gelire sahip olan kesimlerden prim almaktan vazgeçilmeli.

     Türkiye’de eczacılık fakültesi sayısı fazla mı?
     Evet, çok fazla. 2000’lerin başına kadar eczacılık fakültelerinin sayısı 7 iken 2000’lerde hızlı bir artış yaşanmış ve bugün 41’e ulaştı. Fakülte sayılarındaki artış, mezunların çoğunun serbest eczacılığa yönelmekte olması/kalması dolayısıyla eczane sayısının hızla artmasına neden oldu. Bu durum serbest eczacılık alanındaki mevcut ekonomik darboğazı derinleştiren yapısal etmenlerden biri... Diğer yandan yeterli öğretim elemanı, personel ve teknik donanım/alt-yapı olmadan siyasal kaygılarla açılan bu fakülteler eczacılık eğitiminin kalitesini düşürmekte.
     Diğer yandan bu fakülteler çok yakın zamana kadar ülke ihtiyaçlarını ve gerçeklerini gözeten bir eczacı işgücü/insangücü planlaması yapılmadan açılmıştır. Kamuda istihdam alanlarının dar olması; hasta ve yatak başına eczacı istihdamının gözetilmemesi; ilaç şirketlerinde, daha ucuz işgücü olan kimyagerler, kimya mühendisleri yahut biyologlar tercih edilmesi sebebiyle Eczacılık Fakültesi mezunlarının yüzde 80-85’i eczane açmakta. Kısacası yeni fakülte açılmasını istemiyoruz.

     Mültecilerin ilaçlarını karşılarken zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Nedir bu sorunlar?
     Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Başbakanlık Genelgesi ile geçici koruma statüsü altındaki kişilerin ilaçları, eczanelerden ve medula sistemi ile karşılanmaya başlandı. Önceden bölgesel olarak, özellikle sınır bölgelerimizdeki eczacılarımız ve eczacı odalarımızın yaptıkları sözleşmeler ile bu ilaçlar karşılanıyordu ancak bu genelge ile tüm Türkiye’de artık verilmeye başlandı. Öncelikli olarak sistem başladığında gördük ki, eczaneye gelen herkesin sisteme kaydı yok. Kaydı olmayanların ilaç temininde sorun yaşandı ve biz hastalarla karşı karşıya geldik.

     Öte yandan mültecilerin ilaç fiyat farklarını ödemeyi istememek gibi eğilimleri oluyor ya da gerçekten ödeyecek durumları olmuyor. Bu gibi durumlarda eczacı, savaştan kaçıp gelmiş, karda kışta çoluğu çocuğuyla sokakta yaşam mücadelesi veren bu hastaları zaten yıllardır eczaneden geri çevirmiyordu. Gerekirse cebinden karşıladı ama ilacı verdi. Ancak Genelge ile birlikte sorunlar arttı. Çünkü eczacıya bir görev yüklendi ama çıkan sorunlar karşısında muhatap bulamıyor eczacı. Eczacı geri ödemesini alamadığı gibi, bu bedellerin kim tarafından ödeneceği belli değil. Ayrıca reçete kontrollerinin Ankara’da yapılıyor olması da başka bir sorun. Doğunun en ücra köşesindeki bir eczacıyı düşünün, ilacı verdi, geri ödemesini alması lazım. Reçetesini Ankara’ya getiriyor teslim ediyor, kontrolünün yapılıp ücretini ne zaman alacağının bir cevabı yok. 1 yıldır verdiği ilacın geri ödemesini alamayan eczacılar var.
     Oysa biz diyoruz ki; AFAD ile tek tip bir protokol imzalayalım, ilaçları karşılamaya devam edelim aksi halde ilaç temini konusundaki sıkıntı giderek artacak. AFAD ile yaptığımız görüşmelerin bir an önce de sonuçlanmasını istiyoruz.

BİTTİ


+ Benzer Haberler
» İlaç, ‘maliyet’ değil ‘değer’ yaratacak
» İlaçta yeni bir serüven; yerelleşme
» Milli ilaç teşvik edilecek, faturası düşecek


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 16.07.2018
  Ticaret 14.07.2018
  Ticaret 13.07.2018
  Ticaret 12.07.2018
  Ticaret 11.07.2018
  Ticaret 10.07.2018
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni