• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

“Kültür balıkçılığı, dünyayı sürdürülebilir şekilde beslemeyi vaad ediyor”

27 Temmuz 2018 Cuma 08:00
12
14
16
18

   ► Yaşar Holding Tarım, Hayvancılık ve Balıkçılık Başkan Yardımcısı Hasan Girenes: Karaburun bölgesinde devreye almayı planladığımız iki adet yeni projemiz mevcut. Ayrıca, Mersin gibi yeni açılan üretim sahalarıyla ilgili araştırmalarımızı sürdürüyoruz.

     Türkiye, deniz kültür balıkçılığı yolculuğuna 1985 yılında Yaşar Topluluğu öncülüğünde çipura-levrek üretimi ile başladı. Pınar markasıyla üretim yapan Yaşar Holding’in Tarım, Hayvancılık ve Balıkçılık Başkan Yardımcısı Hasan Girenes ile Türkiye’nin bu alandaki gelişimini, pazarın daha hızlı büyüyebilmesi için yapılması gerekenleri ile Holding’in hedeflerini konuştuk.
     Avrupa Birliği’nin su ürünleri ticareti açığının yıllık yaklaşık 18 milyar Euro olduğunu belirten Girenes, Amerika’nın yıllık su ürünleri ticareti açığının ise 14 milyar doların üzerinde olduğuna dikkat çekiyor.  Girenes, “Bu ülkelerde tüketim ve talep hızla artıyor. Görüldüğü gibi burada büyük bir fırsat var ve biz her türlü imkâna ve lojistik avantaja sahibiz. Bu potansiyeli iyi değerlendirdiğimiz takdirde ihracat rakamlarımız beklentilerin de üzerine çıkacaktır” diyor.

Türk balıkçılık sektörünün dünya ve Avrupa pazarındaki konumunu yıllar itibariyle değerlendirir misiniz?
     Türkiye, deniz kültür balıkçılığı yolculuğuna 1985 yılında Yaşar Topluluğu öncülüğünde çipura-levrek üretimi ile başladı. O dönemde; ürün çeşitliliği yaratmak, alternatif ve sürdürülebilir bir üretim modeli geliştirmek ihtiyacı doğmuştu. Bu düşüncenin hayata geçirileceği alanların başında kültür balıkçılığı vardı. Çevre ülkelere bakıldığında bu önemli tarih Topluluğumuz açısından yine bir ilki anlatmaktadır. Yunanistan bile işletmemizden tedarik ettiği yavru balıklarla bizi örnek alarak kültür balıkçılığı faaliyetlerine başlamıştır.
     2000’li yıllarda orkinos yetiştiriciliği ile gelişimini sürdüren sektör, 2004-2016 yılları arasında üretimini yüzde 165 artarak, 94 bin tondan 250 bin tona yükseldi. Kültür balığı deyip geçmemek lazım. İç sularda alabalık, denizlerimizde ise çipura ve levrek üretmek her şeyden önce yoğun deneyim ve bilgi birikimi gerektiriyor. Biz bu konuda sektöre örnek olduk. Ben bugün itibariyle Türkiye’nin kültür balıkçılığı alanında örnek alınacak bir konuma sahip olduğuna inanıyorum. Hem üretiyoruz hem de ciddi bir tüketim potansiyeline sahibiz. İhracat yaptığımız ülkeler ise gün geçtikçe çeşitlenip hızla çoğalıyor.
     Sektörümüz her yıl hızla büyüyor; şu an itibariyle başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere 80 ülkeye su ürünleri ihracatı yapıyoruz. Özellikle son 10 yılda yakalanan istikrarlı büyümeyle, kültür balıkçılığı sektörümüz uluslararası pazarlarda oldukça rekabetçi konuma gelmiş bulunuyor. Teknoloji yatırımları ve verimlilik odaklı üretim anlayışına bağlı olarak Türkiye’nin dünya kültür balıkçılığındaki yeri hızla gelişiyor. Çipura-levrek pazarında Avrupa’da yüzde 25’lik paya ulaştık. Çipura ve levrek, lezzeti ve yüksek besin değerleri ile dünya sofralarında da tercih edilir hale geldi. Türkiye’nin çipura ve levrek üretiminde dünyanın en önemli üretim merkezlerinden biri olması ekonomimiz adına kıvanç verici bir gelişme… Özellikle Ege kıyıları ve İzmir, çipura ve levrek üretiminde ülkemizin en stratejik konumdaki bölgeleri. Ege’nin giderek ünlenen balık lezzetini dört mevsim tüm dünyaya sunuyoruz.
     Türkiye, alabalık üretiminde de Avrupa’nın zirvesinde yer alıyor. Çipura, levrek ve alabalık ihracatının büyük bölümü Avrupa’ya yapılırken, yetiştirilen orkinosun tamamına yakını ise Japonya’ya ihraç ediliyor. İhracat demişken, şu bilgiyi de paylaşmak istiyorum: Bugün dünya dış ticaret pazar büyüklüğü parasal değeri 180 milyar dolardır. Tüm gıda ve tarım ürünleri kategorileri arasında su ürünleri 1. sıradadır.
     Dünya nüfusunun hızla arttığı bir gerçek; tek çocuk politikası sona eren Çin, dünyanın en kalabalık ülkesi olma yolundaki Hindistan ve Avrupa’da artan mülteci nüfusu sadece birkaç örnek. Bu jeopolitik etkenler ve kaynak kısıtları, inovatif çözümler gerektiriyor. En büyük öncelik tabi ki insanların beslenme ihtiyacı. Bizler üzerimize düşeni yapmalı ve gelecek nesillere ulaşılabilir gıda kaynakları bırakabilmeliyiz. Yeterli, kaliteli, sağlıklı ve sürdürülebilir gıdaya herkesin erişimini mümkün kılmalıyız. Bu noktada her zaman kültür balıkçılığı devreye giriyor; ekonomik ve toplumsal kalkınmada çok önemli rol oynuyor. Üstelik dünyanın %70’i sularla kaplı olmasına rağmen, sulardan sağladığımız gıda oranı %2. Burada ciddi bir potansiyel var. Bu gerçeği kavrayan ülkeler hızla bu alanda aksiyon almaya başladılar. Örneğin, toplam su ürünleri üretiminin ancak %20’si kültür üretimi olan Avrupa Birliği, gerek Ortak Balıkçılık Politikası, gerekse de Mavi Büyüme ajandasında kültür balıkçılığını birincil gelişim alanı olarak belirledi.
     Ben, stratejik konumumuz ve iç-dış pazarlardaki büyüme potansiyelimizle küresel kültür balığı pazarında gün geçtikçe daha da büyük bir güç haline geleceğimize inanıyorum. Yeter ki bizim de ajandamızda önceliğimiz balık olsun.

Fakat iç pazarda daha fazla çaba harcamak zorundayız. Türkiye’deki balık tüketimini dünya ile karşılaştırdığımızda hala epey düşük düzeyde… Dünyada ortalama tüketim 19 kilogram iken bizde bu miktarın 8 kilogramda kaldığını görüyoruz. Bu kadar bilinçlendirme ve tanıtım çalışmalarına rağmen bu konuda acaba neden istenilen ölçüde yol alamıyoruz?
     Üç tarafı üç ayrı denizle süslenen bir ülkeyiz, bir de iç deniz diyebileceğimiz Marmara’ya sahibiz. Denizlerimizin antik isimleri bile çok özel: Akdeniz: “Mare Nostrum-Bizim Deniz”; Ege Denizi: Arkhi Pelagos-Eski Deniz ya da Arşipel-Adalar Denizi”; Karadeniz: “Pontos Evksinos-Konuksever Deniz.” 6 bin yıl önce Sümerler Anadolu’ya “Denizin kıyısındaki güneş bahçesi” sıfatını yakıştırmış.
     Evet, biz çok özel bir deniz ülkesiyiz ancak balık tüketimimiz oldukça düşük. Maalesef toplumsal beslenme alışkanlığımız deniz ürünlerini merkeze alan bir yapıda değil. Bu alışkanlığı değiştirmek zaman alacak bir süreç. Balık tüketim alışkanlığını ve bilincini öncelikle küçük yaşlarda çocuklarımıza kazandırmalıyız. Bugün genç nesile ulaşmak için sosyal medyanın gücü yadsınamaz. Bu dijital platformu, balığı anlatmak için efektif ve etkili kullanmayı öğrenmek zorundayız. Hepimizin sıkça duyduğu bir kavram var: “story-telling” yani “iletişimde hikayeleştirme”. Biz de hikayelerimizle tüketiciye ulaşmalıyız. Hikayeler ilgi çeker ve akılda kalır; insanlar söylediklerinizi unutabilir ama hissettirdiklerinizi unutmaz. Hikâyelerin sırrı budur. Hikayemizde mutlaka balığın muazzam sağlık faydalarını anlatmalıyız.
     Balığın son yıllarda çok önemli faydaları saptandı: balık öncelikle beynin ve kalbin gıdası. Bilimin son bir saptaması var ki, çağımız açısından yaşamsal önem taşıyor: Balık psişik dünyamızı düzenleyen, depresif mizacı ortadan kaldıran bir numaralı doğal ürün. Haftada en az 2 öğün balık tüketimini menümüze yerleştirmeliyiz. Balığı küçük porsiyonlar halinde bile öğünlerimize katsak öğünlerimizin besin değerini artırmış oluruz.
     Bugün ülkemizde sağlık harcamaları yılda 100 milyar liraya ulaştı, ilaç ithalatı ise 6 milyar dolara yakın seviyede. Sağlık harcamalarının azalması ve daha sağlıklı bir nesil için balık tüketiminin artması şart. Sağlığa yapılan yatırım insana, insana yapılan yatırım yarınlara yatırım demek. Kültür balıkçılığı sayesinde tüketicinin dört mevsim ucuz ve taze balığa erişim imkânı var. Diğer yandan üretimin artırılması gerekiyor. Evet, fazla pesimist olmaya gerek yok; tüketimde yavaş da olsa bir artış var. Milenyum tüketicileri balığın faydalarının daha çok farkında. Üretim arttıkça kişi başı tüketimin de artmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Henüz Avrupa Birliği ortalamasının üçte biri düzeyindeyiz. Ülke olarak ne yazık ki bu potansiyelin hayli gerisindeyiz.
     Malum; sporda, sanatta, bilimde gelişen toplumlar hep balık tüketimi yüksek olan toplumlar. Sosyo-kültürel ve ekonomik kalkınma için tüketimi artırmaya yönelik çalışmaların hız kazanması şart. Obezite ile mücadele kampanyalarında bile balık ön planda tutulmalı. Türkiye’de dengeli ve sağlıklı beslenmenin göstergesi bundan böyle balık olmalıdır.

Siz Türkiye’de bu alanda öncü olmuş bir kuruluşsunuz. Bu sektörde gördüğünüz artılarımızı ve eksilerimizi analiz etmenizi istesem, nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalırız?
     Sektörün üretim katma değeri, istihdama katkısı, değerli bir protein grubunu iç tüketime kazandırması ve ihracatın parlayan yıldızı olması ümit vericidir. Hatta sektörümüz bugün bilgi ve teknolojide bile know-how transfer eder duruma gelmiştir.
     Tüm bu güzel gelişmelere rağmen, balık çiftliklerinin altyapı eksikliği ve mevzuat kaynaklı birtakım sorunlarının var olduğu da bir gerçektir. Sektörün gelişiminde ve uluslararası rekabette engel teşkil eden sorunlarının kalıcı olarak çözüme kavuşturulmasını ümit ediyoruz. Sektör olarak beklentimiz, tüm önyargılardan arınarak, kültür balıkçılığının ülkemiz için öncelikli ve vazgeçilmez bir sektör olduğunun ilgili yönetimler ve kamuoyunca farkına varılmasıdır. Sürdürülebilir yapıda, rekabetçi, modern ve güçlü bir kültür balıkçılığının oluşturulması için kamu, özel sektör, üniversiteler ve Sivil Toplum Kuruluşları olarak hepimiz elimizden geleni yapmalıyız.

Toplumda hala deniz balığı-kültür balığı tartışmasının yaşandığını görüyoruz. Halbuki bugün gittiğimiz restoranlardaki balıkların yüzde 90’ı kültür balığı… Bu algıyı ortadan kaldırmak için yapılması gerekenler neler?
     Aslında bugün gıda değer zincirindeki et, süt, tavuk ve hatta meyve-sebzeler bile artık doğadan avladığımız, topladığımız ya da kendiliğinden yetişen ürünler değil. Soframıza gelen tüm bu gıdalar kültür üretimi modeliyle üretilen besinlerdir. Yalnızca sanki balıkçılık sektöründe kültür üretimi varmış gibi bir algı oluşturuluyor. Bugün soframıza gelen hemen hemen her gıda büyük çapta kültür üretimidir. Her şey tam anlamıyla denetlenmektedir ve sağlıklıdır. Bunların içerisinde en çok öne çıkan besin balıktır. Ülkemizde yetiştirilen çipuranın, levreğin ne kadar sağlıklı, kaliteli, yerel ve taze olduğunu tüketicilerimiz biliyor mu? Üzülerek söylemeliyim ki, henüz bu bilince yeterince ulaşamadık. Bunu hızla değiştirmemiz gerek.
    Esasen, çiftlik balığını deniz balığına bir alternatif olarak sunmuyoruz; avcılığı ve kültür balıkçılığını aynı hedefe koşan iki kardeş faaliyet olarak niteleyebiliriz. Kültür üretiminin amacı; avcılık ile doğal rezervler üzerinde yaratılan baskıyı azaltmak ve arzı artırıp piyasayı dengeleyen bir değer sunmak. Üstelik avcılığa göre çok daha kontrollü ve güvenli bir üretim modelinin hassasiyeti içinde çalışıyoruz. Hatta, Harvard Medical School yayınlarında yer alan bir araştırma, kültür balığının omega-3 yağ asitleri içeriği bakımından deniz balığına göre üstün olduğunu kanıtlıyor. Tüm bu kıymetli bilginin toplumla iletişimini iyi bir şekilde yapma görevi de galiba bize düşüyor.

Türkiye’nin 2018 yılında balıkçılık alanında belirlediği ihracat hedefi; 1 milyar dolar. Bu rakam Türkiye için düşük değil mi? İhracatın miktar ve değer olarak artması için nasıl bir politika izlenmesi gerekiyor?
     Türkiye bugün kara, hava ve deniz yoluyla, Dubai’den Katar’a, Rusya’ya İsrail’e, Hong Kong’a, Kanada’ya, Amerika’ya, Avrupa’nın tüm ülkelerine, İngiltere’ye, Orta Asya ülkelerine, Afrika’ya, kısaca tüm dünyada çok sayıda ülkeye ihracat yapıyor. Balıklarımızın adeta diplomatik pasaportu var; çünkü her ülkeye vizesiz giren tek proteinli gıda ihraç ürünümüz balık. Sofralarında ve restaurantlarında Türk balığı bulunan ülke sayısı artıyor. İhracatta rekor üstüne rekor kırıyoruz. Kültür balıkçılığında tüm üretim aşamalarının izlenebilir olması ve üretimde sağlığa olumsuz etkisi olan hiçbir girdi kullanılmaması nedeniyle, örneğin Amerikalı tüketiciler daha çok kültür balığını tercih ediyor. Özellikle levrek balığımıza yoğun ilgi var. Önümüzdeki yıllarda bu pazardaki konumumuz daha da güçlenecek.
     Balığımız sağlık ve lezzet kalitesi ile ihraç pazarlarında büyük beğeniyle tüketiliyor. Örnek verecek olursak; The International Taste & Quality Institute (Uluslararası Lezzet ve Kalite Enstitüsü) tarafından düzenlenen yarışmada Pınar Balık markalı çipura ve levreklerimiz “Üstün Lezzet Ödülü” kazandı, bu alanda Türkiye’nin ödüle layık bulunan ilk ve tek balık markası oldu.
     Bugün Avrupa Birliği’nin su ürünleri ticareti açığı yıllık yaklaşık 18 milyar Euro. Amerika’nın yıllık su ürünleri ticareti açığının ise 14 milyar doların üzerinde olduğunu biliyoruz. Bu ülkelerde tüketim ve talep hızla artıyor. Görüldüğü gibi burada büyük bir fırsat var ve biz her türlü imkana ve lojistik avantaja sahibiz. Bu potansiyeli iyi değerlendirdiğimiz takdirde ihracat rakamlarımız beklentilerin de üzerine çıkacaktır.

Yıllardır balık çiftliklerinin denizleri kirlettiğine yönelik dönem dönem çıkan haberleri okuyoruz, izliyoruz. Bu konuda neden böylesi bir kamuoyu oluşturma çabası var?  Bu süreçte sizce sektör kendisini tam olarak anlatabiliyor mu?
     Sektör maalesef yarattığı bunca değer ve katkıya rağmen en çok çevresel etkileriyle ilgili gerçekdışı haberlerle gündeme geliyor. Dünyada balık çiftliklerinin var olmasıyla birlikte bu çiftliklerin çevresel etkilerinin incelendiği birçok çalışma yapılmış. Ülkemizde de üniversiteler, bakanlıklar, araştırma kurumları; periyodik olarak, ayrı ayrı veya ortaklaşa çevresel etkileri izliyor, araştırıyor. Bugüne dek olumsuz bir çevresel etki saptanmadı. Bizim sektörümüzün bir türlü anlatamadığımız bir gerçeği var: Üretim yaptığımız alanların kirlenmesi en başta bizim sağlıklı üretim yapmamızı engeller. Eğer kirletiyor olsaydık, elbette üretim yapamazdık. Bizim sektörümüzdeki her gelişme ekosistem ve çevreye pozitif bir etki yapmaktadır. Yem teknolojilerinden örnek verebiliriz.  Sindirilebilirliği yüksek yemler üzerine yoğun çalışmalar yürütülüyor. Böylelikle yem kaynaklı atık oranı azalıyor. Zaten bizim faaliyetlerimizden oluşan atıklar organik atıklardır. Doğa, bu atıkları kısa sürede tolere edebilmektedir.
     Sektörde uzun yıllardır yer alan biri olarak, şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Balık çiftliklerimiz; kuluçkahaneden pazara kadar tam izlenebilirlik prensipleriyle en yüksek kalite ve en yüksek balık refahı standartlarında, yüzde yüz sürdürülebilir ve mutlak çevre koruma bilinci ile üretim yapıyor. Netice itibariyle, dünyada off-shore üretim yapan, dört mevsim kontrollü, üst düzeyde çevre ve tüketici koruma standartları olan, en disiplinli kültür balığı üretiminin Türkiye’de yapıldığı bir gerçek. Sürdürülebilir üretim uygulamaları, iyi tarım uygulamaları, GLOBAL GAP, Friend of the Sea gibi pekçok kalite yönetim sistemine sahip firmaların sayısı sektörde hızla artıyor. Bu anlamda bilgi birikimi en yüksek sektörlerden biri olduğumuzu düşünüyorum. Sürdürülebilirlik, izlenebilirlik ve sertifikasyon gibi pek çok uygulama ilk defa kültür balıkçılığı sayesinde duyuldu ve yaygınlaşmaya başladı. Sürdürülebilir kültür balığı üretimi ile su kaynaklarımızın temiz, ekosistemimizin zengin ve sağlıklı kalmasını ve tüketiciyi korumayı amaçlıyoruz. Gelecek nesillerin de denizlerimizi ve su kaynaklarımızı doyasıya kullanmaya hakkı var.
     Özetle; sektörün milyonlarca dolarlık yatırımlarla yürüttüğü faaliyetlerini devamlılık arz edecek şekilde ve gerekli çevre koşullarını, ulusal ve uluslararası kalite ve standartları gözeterek yürütme bilincine ulaştığını söyleyebiliriz.

Yaşar Grubu olarak bu alanda 2018 yılı çalışma programınız hakkında bilgi verir misiniz? Üretim çeşidi, kapasitesini arttırmaya yönelik yatırımlarınız olacak mı?
     Temel hedefimiz, sürdürülebilir ve çevre-dostu yaklaşımlarla kültür balıkçılığı sektörünü desteklemektir. Sahip olduğumuz; Friend of the Sea (Deniz Dostu) ve GLOBALGAP AQUA (İyi Tarım Uygulamaları) belgelerimiz bunun bir kanıtı. Yaşar Grubu olarak, tüketicilerimize erişilebilir, makul fiyatlı, çok sağlıklı ve kaliteli balık sunmanın gururunu taşıyoruz.
     2018 yılını, verimliliği esas alan operasyonel faaliyetlerimiz ile karlı büyümeye devam edeceğimiz bir yıl olarak planladık. Yıllık toplam 8.000 ton balık üretim kapasitemiz ile kültür balıkçılığında öncü rolümüzü sürdürüyoruz. Karaburun bölgesinde devreye almayı planladığımız iki adet yeni projemiz mevcut. Ayrıca, Mersin gibi yeni açılan üretim sahalarıyla ilgili araştırmalarımızı sürdürüyoruz. Taze balık ürünleri kategorisinde 25 milyon dolar ihracat rakamına ulaştık. Levrek, çipura ve granyöz ihracatı ile Avrupa, Kuzey Amerika ve Orta Doğu ülkeleri başta olmak üzere çok sayıda ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. 2018 yılında 30 milyon dolar değerinde ihracat hedefliyoruz. İhracat kanalında İsrail, Amerika, Ortadoğu bölgesine odaklanmayı ve ihracat pazarlarında marka ve iletişim çalışmalarına ağırlık vermeyi hedefliyoruz.
     Diğer yandan, Avrupa Birliği’nin Horizon 2020 projesinde Akdeniz Havzasından seçilmiş tek firmayız. Bu proje ile, üretim yaptığımız deniz alanlarında sudaki yaşamın en az seviyede etkilenmesini sağlayarak üretimimizin sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Ülkemizdeki diğer yetiştiricilere teknoloji alt yapısının kullanılması bakımından da örnek teşkil etmiş olacağız. Sonuç olarak; bu proje ile, çevresel etkileri indirgenmiş, akıllı ve sürdürülebilir su ürünleri yetiştiricilik modeli oluşturulmasına öncülük etmeyi hedefliyoruz.

     “Kültür balıkçılığı, tüketici olarak önemsediğimiz pekçok şeyi sofralarımıza ve hayatlarımıza sunuyor. Önümüzdeki yıllarda balığın hayatlarımızda çok daha fazla rol oynayacağını düşünüyorum. Bunun nedenlerini iki grupta toplayabiliriz; istekler ve ihtiyaçlar.
     İstekleri detaylandıracak olursak... Önümüzdeki 5 yıllık süreçte yılda yaklaşık 160 milyon kişi orta sınıfa dahil olacak. Daha fazla gelir; daha fazla protein tüketen bir beslenme düzeni demek. Bu kesimin büyük bölümü Asyalılar olacak, yani bolca balık tüketen bir coğrafya. E-ticaretin yaygınlaşması ile dünyada en fazla ticareti yapılan gıda ürünü balık oldu ve ulaşılabilirliği gün geçtikçe artıyor. Diğer yandan balık; kolay sindirilen, zengin, yüksek kaliteli ve tüm esansiyel amino asitleri içeren protein kaynağı olmasının yanısıra omega-3, vitamin ve mineral içeriği ile çok önemli bir besin kaynağı.
     İhtiyaçlara bakacak olursak... FAO’ya göre, deniz ürünleri bugün 3 milyardan fazla insanın kişi başı ortalama hayvansal protein alımının neredeyse %20’sini karşılıyor. Dünyada toplam hayvansal protein tüketiminin %17’sini temsil ediyor. Demografik öngörüler, bu oranların tırmanacağını gösteriyor. Diğer taraftan, dünyanın kaynakları sınırsız değil; gıda üretimimizi daha verimli ve sorumlu şekilde gerçekleştirmemiz gerektiği açık. Bir hayvanın tükettiği protein ve enerjiyi ete dönüştürme yeteneği dikkate alındığında, balığın açık ara lider olduğunu görüyoruz. Örneğin; bir balık 100 kg yem tüketimi sonucunda 61 kg tüketilebilir et üretiyor iken aynı miktarda yem tüketen bir tavuktan sadece 21 kg et elde edilebiliyor. National Geographic, bu konuda yaptığı araştırmaların sonucunu net şekilde ortaya koydu: “Çiftlik balığı, dünyanın en yüksek verimli hayvansal protein kaynağıdır”.
     Dünyada denizler karadan daha fazla yer kaplar ve oradaki canlı tür ve miktarı karadakinden çok daha fazladır. İşte bu nedenle, insanlığın açlıkla savaşımında çözüm umudu denizdedir. Bilim dünyası, yaşamın suda başladığı görüşünde birleşir. İnsanlığın geleceği de, insanlığın başlangıç noktasında, yani sudadır.”

Bitti...

 


+ Benzer Haberler
» Su ürünleri yetiştiriciliği ve balıkçılık sektörü konusunda Ege ve Türkiye gerçeği
» Kılıç Deniz’de Hedef; Su ürünlerinde dünya liderliği
» Balıkçılıkta bilinçli avcılık, daha fazla tüketim
» Kıyı balıkçısının gündemi; 1380 sayılı kanun, kota, fişbon ve bilimsel yol haritası
» Balıkçının kurtuluşu; Kota
» “Sektörün en önemli sorunu üretim planlaması eksikliği ve yeni üretim alanlarının açılmaması”
» Yasadışı avcılıkla mücadelede etkin denetim dönemi
» Türk balığını ‘havalandırdık’ denizden dolar ‘avladık’


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 21.09.2019
  Ticaret 20.09.2019
  Ticaret 19.09.2019
  Ticaret 18.09.2019
  Ticaret 17.09.2019
  Ticaret 16.09.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni