• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Kemeraltı’nın tek sıcak demircisi

16 Eylül 2019 Pazartesi 14:00
12
14
16
18

Kemeraltı’nın tek sıcak demircisi

   ► Çoğunlukla babalarının atölyelerinde çırak olarak başlayanların zaman içinde ustalaşmasıyla devam eden bir zanaat.

           SERCAN ENGEREK     
     Türkiye’de sayıları gittikçe azalan meslek türlerinden sıcak demircilik. Çoğunlukla babalarının atölyelerinde çırak olarak başlayanların zaman içinde ustalaşmasıyla devam eden bir zanaat. Sıcak demir atölyelerinde seri üretim yapılmıyor. Daha çok el işçiliği, el becerisiyle talebe göre aynı veya birbirinden farklı araç-gereçler üretiliyor. Makineleşmeyle birlikte gittikçe ortadan kalkmaya yüz tutsa da kara demirciliği ısrarla devam ettirenler var. İzmir’in tarihî Kemeraltı çarşısındaki sıcak demirci bunlardan biri.

     Atölyenin önü işlenmiş demir ürünü kamp baltalarıyla dolu. İlkin içerdeki demir kokusu geliyor burnuma, hemen sağ yanda yanan ocak çarpıyor gözüme. Demir ustaları ocağın başında karşılıyor beni.
     Ömer Akdemir, 47 yaşında. 40 yıldır ekmeğini sıcak demircilikten kazanıyor: “Çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. Beş yaşından beri bu atölyeye geliyorum” diyor yüzündeki tebessümle.
     Ağabeyi Ali Akdemir söze giriyor: “Yaşıtlarımız sokağa oynamaya çıkardı. Bizim oyun alanımız ise bu atölyeydi. Burası babadan kaldı. Babam sıcak demir ustasıydı.”

     Babalarından devralmışlar bu işi. “Babanız” diyorum, başlıyorlar anlatmaya…
     “Babam yanda bir demir atölyesi varmış. Oraya çırak olarak girmiş. Babamın ustasının ustası zamanına kadar gidiyor bu iş. Babamın ustası işgal yıllarında o dükkânda çırakmış. Yüzyılın üstünde buradaki sıcak demirciliğin hikâyesi.”
     Eskiden Kemeraltı’nda 5-6 tane sıcak demir atölyesi varmış. Ustalar vefat edince yerine atölye açanlar da olmamış. “Biz babamdan öğrendiğimiz için devam ettiriyoruz ama onlardan devam eden olmadı” diyor.

     Demircilik sürekli ayakta ve beden gücüyle yapılan bir iş. Ömer ustaya “İşiniz zor değil mi?” diye soruyorum. Usta, “Kolay olan bir iş yok. Yıllardır hem elim hem bedenim alıştığı için artık zor gelmiyor. Sevdiğim bir iş. Bir ‘eser’ ortaya çıkarmaya çalışıyoruz…”
     Ali usta alıyor sözü: “Bu işte en zoru ne biliyor musun? Kılık kıyafet bozuk olunca bazıları adam yerine koymamaya kalkıyor. İşte o insanın gücüne gidiyor.”
     Ömer Akdemir ise “Ama bazıları. Herkes değil. Kıymetini bilen insan çok. Zanaatkâra değer veren insanlar da var” diyor.

     Balta, av bıçakları, özel tasarım ürünler yapıyorlar atölyelerinde. Üç balta yapmak en az iki günlerini alıyormuş. Ama daha ince işçilik isteyenler olduğunda bir balta bir günde yapılabiliyormuş ancak.
    Elinde bir çekiç var ustanın. Sapı kırık. “Ağaç sap geçireceğim buna, kırılmasın diye. Orijinalinde plastiğin içine belli bir yere kadar metal koymuşlar. Arka bölümü kopmuş. Normalde daha uzun olması lâzım. Tasarım hatası tabiî. Şimdi ben bunu ahşaptan sapa geçirilecek duruma uygun hâle getireceğim. Ondan sonra da bir daha kırılmaz.”

     Kırılan çekicin sapını kaynattıktan sonra mengeneye sıkıştırıp elindeki öbür çekiçle döverek şekil veriyor usta. Bir yandan da anlatmaya devam ediyor: “Bu en basiti aslında. Asıl eskiden ayakkabı taban kalıpları yapıyorduk çelikten. Tütün iğnesi imal ediyorduk. Kebap şişleri... Ama tırmık, çapa işine pek bakmıyorduk. Sonra devir değişti. Tütün işi öldü. Ayakkabı işi de aynı şekilde. Şimdilerde daha çok av, kamp bıçakları, baltaları yapıyoruz.”
     Ahşaba, metale şekil vermek için keski, makas, oyucu gibi araç gereçler de üretildiği bilgisini veriyor. Orak, çekiç, çapa, keser dirgen… Her biri kara demirciliğin ürünü.

     Derken bir müşteri geliyor. Dükkânın önündeki küreklerden birini gösterip ölçülerini vererek ona göre üretmesini istiyor. “İnce olsun usta” diyor. Usta şakayla karışık “İstersen yarım milim yapalım.” Müşteri “Valla olur” diyor. “Hiç olur mu, dayanmaz o kadar ince olursa” diye bir diyalog geçiyor aralarında. Yem kürediklerini öğreniyorum o kürekle.
     Usta telefonundan, yaptıkları ürünlerin fotoğrafını gösteriyor. Yaptığı işten gururlu. Geçen gün bir genç gelmiş. Bir filmde kullanılan bir bıçak fotoğrafı gösterip sipariş vermiş. “Daha önce sıcak demir ürünlerine fazla merak yoktu. Özellikle kamp bıçağı denildiği zaman Almanya’dan alınırdı… Ama biz buradan talepleri yetebildiğimiz ölçüde karşılamaya çalışıyoruz.”

     “Türkiye’nin farklı illerinden irtibata geçerek özel tasarım ürünler yaptırıyorlar” diyor. Ürettiklerini yurtdışına da gönderiyorlarmış, Londra’ya... Konu yurtdışı olunca Rusya’da da bu işin yapıldığını söylüyor.
     “Her yapılan işte” diyor, “açılar, kalınlık tam denk gelecek. Bunların çoğunu deneme yanılma yoluyla buluyoruz. Bir gün bir ürün yapmışız, müşteri alıp götürmüş eğilmiş, bir gün başka bir ürün yapmışız çok kalın olmuş. Sonra bir tane daha yapmışız, denge bulunmuş. Yıllar için deneme yanılma yoluyla ortaya çıkan bir bilgi birikimi var.”

     Yaptıkları ürünlerin bölgeden bölgeye fark ettiğini ifade ediyor Ömer usta: “Meselâ Karaburun için yapmışsınız ama Menemen’de oturuyor kişi. O araç pek de işe yaramıyor. Her işin malzemesi farklı.”
     “Keşfettiğiniz yeni şeyler de var mı?” diyorum. Çeliği işlemede farklı bir yöntem bulmuşlar. Anlatıyor: “Çeliği işlemede bizim gibi kara demirciler tarafından en çok bilinen yöntem şu: Kromdan bir zarfa çeliği sarıyorsun, içine de biraz talaş atıyorsun, yakınca içerdeki kısımdan hava çıkamıyor.

     İçerdeki talaş ısı 200-300 dereceyi bulunca yanıyor ve içindeki oksijen bitiyor. O şekilde havadan muhafaza ediyorsun. İkincisi büyük vakum fırınlar var. 150 bin dolar filan bir tanesi. O fırında dışarıdaki havayı emerek içerdeki oksijensiz ortamı sağlıyorlar. Bir de bizim bulduğumuz sistem var.”
     “Meslek sırrı. Onu söylemem” diyor usta gülerek. Israr etmiyorum.  
     Söz hammaddeye geliyor. “Karbon çeliklerin bir kısmını sanayiden alıyoruz. Ama bıçak için malzemeler Böhler’den geliyor.”

Pahalı mı?
     “Çelik pahalı. Şu an bizim kullandığımız toz metalürjisinden önceki son çelik. Diğeri parçalanıyor çünkü, eritilip yapılabilen en son çelik bu.”
     Ali ve Ömer ustalar atölyelerindeki ocağın başında demir dövmeye devam ediyor nasırlı elleriyle.


+ Benzer Haberler
» Kanseri yendi, kanserli çocuklara umut oldu
» “Kitaba kilit vurulmaz”
» Eylül’de turist sayısı yüzde 17,18 arttı
» “Kalbinizde saklayıp büyüttüğünüz bir gurur”
» “Balkabağı özlü sabun ile bir ilke imza attık”
» Hayalet ağlar deniz canlılarını sessizce öldürüyor
» ‘Attilâ İlhan vapuru’ hep hüzün dolu
» “On katlı binanın yanı acil toplanma alanı değil”
» Haşhaş ekim alanları genişliyor
» İZTO, İzmir’i inovasyon ve girişimcilikte iki merkez ile aydınlatacak


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 19.10.2019
  Ticaret 18.10.2019
  Ticaret 17.10.2019
  Ticaret 16.10.2019
  Ticaret 15.10.2019
  Ticaret 14.10.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni