• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

“Kalbinizde saklayıp büyüttüğünüz bir gurur”

15 Ekim 2019 Salı 09:00
12
14
16
18

   ► ‘Göz Göz Göztepe’ adıyla bir öykü kitabı yazan Banu Akeoğlu, İzmir-Adana arasında bir köprü kurdu. Polisiye kitabı ‘Çünkü’den sonra ikinci kitabıyla okurların karşısına çıkan Akeloğlu, ‘Göz Göz Göztepe’ kitabında ‘Yusuf Abi’ ile ‘Seval Abla’ öyküsü ekseninde Göztepeliliğin bir yaşama biçimi olduğundan bahsediyor.

     Yazar Banu Akeloğlu, İzmir’in en eski futbol takımlarından olan Göztepe’yi konu alan bir öykü kitabı yazdı. ‘Göz Göz Göztepe’ adını taşıyan kitap geçen Nisan ayında Cinius Yayınlarından çıktı.
     Kitapta, yazarının satırlarıyla, “Akdeniz’in ateşiyle harmanlanmış bir Göztepe hikâyesi” anlatılıyor. Adını Susuzdede olarak bilinen yerden bakınca göz şeklini andırdığı için Göztepe denilmesinden alarak semt ile bütünleşen takım, şehrin belleğinde önemli bir yer tutuyor.
     Akeloğlu kitabında ‘Yusuf Abi’ ile ‘Seval Abla’ öyküsünün ekseninde Göztepe’nin sıradan bir takım olmadığından, bir yaşam biçimini yansıttığından, takımın başarılarından bahsediyor. Göztepe’yi tanımlarken “Hentbolda ülkemizi Avrupa’da temsil eden, yelkende dünya çapında başarılar kazanan, tutkunları tarafından saklanan bir kristaldi. Herkesin kalbinde o kristalin parçası vardı” diyor.    
     Kitabını geçen 14 Haziran’da, Göztepe’nin 94. kuruluş yıldönümünde imzalamış Akeloğlu. Bu vesileyle yolu bir kez daha düşmüş İzmir’e. Doğu Akdeniz Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği bölümü mezunu Banu Akeloğlu, yazarlık çalışmalarının yanı sıra Adana’da bir otomotiv firmasında yöneticilik yapıyor. İzmir’le yollarının kesişmesinin odağında ise Göztepe var.
     “Sen Adanalısın, Göztepe ne alaka” diye soranlara ise şu yanıtı veriyor: “Doktor olsanız kalp nasıl çalışıyor, beyin vücudumuzu nasıl yönetiyor çok kolay anlatabilirdiniz. Ama yaşam enerjiniz ve tutkunuz nasıl şekilleniyor anlatamazsınız. Bunu sadece hissedebilirsiniz. Bu paha biçilemez tutkuyu, sadece aynısını içinde barındıranlar hissedebilir.”
     Yazar Akeloğlu, “Hayat sürüp giderken kalbinizde saklayıp büyüttüğünüz bir gurur” dediği Göztepeliliği anlattı. 

Banu Hanım, klişe bir soru olabilir belki ama yazmaya nasıl başladınız?
     Yazmaya, hayal edebilmeye başladığım zaman başladım. Çok küçük yaşlara denk geliyor bu dönemler. O dönemlerde okulda yapılan şiir ve kompozisyon yarışmalarına katılıp dereceler alırdım. Ortaokul dönemlerinde kendi yazdığım tiyatroyu da kendim sergilemiştim. Kitap yazmaya ise çok geç karar verdim. Çünkü yazdıklarımı paylaşmaktan çekiniyordum. Tabiî bu noktada babamın desteği büyük önem taşımaktadır. İlk kitabımı yazmaya başladıktan sonra maalesef babam vefat etti. Bunun üzüntüsü, hayata dair geç kalmışlıkların pişmanlığını yaşamamak için, anı yakala felsefesini ve yaşarken sevdiklerimizle yol alabilmeye şükredebilmeyi öğretti bana.

Sanırım önce polisiye türündeki kitabınız “Çünkü”yü yazmışsınız. Polisiye edebiyata ilginiz nasıl başladı?
     Her gün gözlerinin içine baktığınız insanların, mutlaka sizden sakladığı karanlık bir tarafları vardır. Ben hep o karanlık tarafı merak ederdim. İnsan öldürebilen kişilerin, o noktaya nasıl gelebildiğini, nasıl bir geçmiş ile kendisinin ve başkalarının geleceğini katledebileceğini hep kendime sormuşumdur. Üniversite ve sonraki yıllarımda ise yakından ilgi duymaya başladım polisiyeye. İzlediğim yabancı diziler ve kitaplarla besledim hep kendimi. Kendimi hep suçun ve kötülüğün olduğu her yere, adalet ve kanunların gücünü yansıtan aynayı tuttum. Böyle böyle kendimi polisiye edebiyatının tam ortasında buldum. Şu an aldığım profil tanımlama eğitimiyle suça ve suçlulara bakış açımı daha profesyonel bir boyuta getirmeye çalışıyorum.

“Her sabah Göztepe marşı dinleyerek işe gidiyorum”
“Severken ağlamayı seviyorsanız, ağlarken gülümsüyorsanız ve gururla bakıyorsanız geçmişe, işte o zaman Göztepe kalbinize nüfuz etmiş demektir.” Bu belki de bir futbol takımının hayatla iç içeliğinin en güzel tarifi… Sizin için Göztepelilik nedir?
     Göztepeliliği anlatabilmeye çok çalıştım. Özellikle de “Sen Adanalısın, Göztepe ne alaka” diye şuursuzca soranlara… Ama anlatamadım. Doktor olsanız kalp nasıl çalışıyor, beyin vücudumuzu nasıl yönetiyor çok kolay anlatabilirdiniz. Ama yaşam enerjiniz ve tutkunuz nasıl şekilleniyor anlatamazsınız. Bunu sadece hissedebilirsiniz. Bu paha biçilemez tutkuyu, sadece aynısını içinde barındıranlar hissedebilir. Anlayabilir. Göztepeliler beni çok iyi anlıyorlar çünkü onlar benden kat be kat fazla yaşıyorlar bu tutkuyu. Ben her sabah Göztepe marşı dinleyerek işe gidiyorum. Aksi hâlde güne motive olarak başlayamıyorum. Göztepe benim en kötü anımda bile gülümseme sebebimdir. Çünkü Göztepe sadece bir spor kulübü değildir. Göztepe bir birbirine sımsıkı sarılmış bir ailedir, sevgisini ve tutkusunu dünyanın bir diğer ucuna bile gitseniz hissedeceğiniz bir aşktır. Benim için Göztepelilik hayat sürüp giderken kalbinizde saklayıp büyüttüğünüz bir gururdur.

Kitabın ekseninde bir öykü var; Yusuf Abi, Seval Abla ve kızları… Kitap onların hikâyesi ile ilerliyor. Bize biraz Yusuf Abinin Göztepe “aşkı”ndan bahseder misiniz? ‘Seval Abla’ ile tam da Göztepe’nin kuruluş tarihine atıfla 19.25’te evlenmişler. Nasıl bir mazileri var?
     Kitapta anlatılan hikâye bazen kurgu bazen de gerçeklerden ibarettir. Anlatılan hikâyeler tüm Göztepelilere tanıdık gelecektir çünkü o anlatılanlardan en az birini kendileri de muhakkak yaşamıştır. Bu aşka düşenler ve bu aşkı yaşayanlar, hayatın içinden geçerken aynı yollardan ve aynı anılardan geçmişlerdir. Hattâ anlatılmayan ve ansiklopedi hâline getirilebilecek daha bir sürü gün yüzüne çıkmamış hikâye vardır. Ben kitaptaki karakterlerin mazilerini ve sonrasında yaşadıklarını okuyucuların hayal gücüne bırakıyorum.

Öyküde oyuncu Rıza Kocaoğlu’nun, babasından aldığı bayrak yarışını hâlâ devam ettirdiğine de değiniyorsunuz. Kocaoğluların Göztepe’ye olan bağlılığı nasıl bir şey?
     Muazzam bir bağlılık örneği. Tüm Göztepeli kardeşlerim ve büyüklerim gibi Kocaoğlu ve ailesi de şahit olduğumuz gibi Göztepe’ye gönülden bağlıdır, nesilden nesle bırakılan bu mirası gözler önüne seren alkışlanası bir ailedir.

“Biz yakarsak söndüremezler”
Göztepe taraftarlarının stada ekmeğin içinde meşale sokma macerası var değil mi?
     Eskişehirspor ile Göztepe arasında oynanan TFF 1. Lig Play-Off Final maçında gerçekleşen bir olaydı. Biliyorsunuz ki maçlara meşale sokmak artık yasak. Fakat Göztepelilerin içindeki tutku ateşi sönmüyor ve çoğu zaman dışa vurulabiliyor. Akla gelen, bana göre çok zekice bir fikir sonrasında sandviç ekmeklerinin içine yerleştirilen meşaleler stada sokuluyor ve aynı anda yakılmak sureti ile maça 10 dakika “tutku ateşi” molası veriliyor. “Biz yakarsak söndüremezler” diye boşuna söylemiyoruz değil mi?

“O duyguyu daha önce hiç hissetmemiştim”
Kitabını Göztepe’nin kuruluş yıldönümünde yine Göztepe Köprüsü’nün ayakları dibinde imzalamak nasıl bir duyguydu?
     14 Haziran için şunu söyleyebilirim; bir sene önce henüz kitap fikir olarak bile akıllarda yokken, yine o köprüde elimde meşalelerle gökyüzünü görmeye çalışıyordum. Kitabı yazmasaydım içimdeki tutkuyu nasıl dile getirebilirdim bilmiyorum. Bir sene sonra aynı yerde, kulübümüzün de verdiği destekle imza günümü gerçekleştirdim. Tüm gece sürebilirdi ama bir noktadan sonra elimde kitabı imzalamak için kalem değil yine meşale tutmak istedim ve kendimi o muhteşem kalabalığın içine attım. Bir mucizeydi belki bir sene içinde yaşadığım ama kesin olan bir şey var ki o hissettiğim duyguyu daha önce hiç hissetmemiştim.

“Mutluluk, özgürce yaşayabilme sanatıdır”
Kitabınızın bir yerinde ‘Özgürlük mutlu olmaktır’ diyorsunuz. Özgürlük ile mutluluk arasında nasıl bir ilişki var?
     Mutluluğun bir tanımı ya da formülü yoktur. Mutsuzluk elde edemediğimiz, başaramadığımız, huzurlu olamadığımız zamanlarda ortaya çıkar. Hiçbir zaman fazla beklentiye girip hayatı kendimize zindan etmememiz gerekir. Özgürce sevip sevilebildiğimiz, başarmak için önümüzde hiçbir engel göremediğimiz zamanlarda mutluluk kendiliğinden gelir. Hayattan istediğimiz ne varsa özgürce onu yaşayıp yaşatabiliyorsanız mutlusunuzdur. Aslında mutluluk, özgürce yaşayabilme sanatıdır. Özgürlükten kastım başkalarının özgürlüklerini ya da yaşam haklarını gasp ederek umarsızca yaşamak değil. Tüm canlıların; insanların, hayvanların ya da bitkilerin yaşam haklarına saygı duyarak ruhumuzda yaşadığımız ve umut yeşerttiğimiz özgürlük duygusu ile çok mutlu bir hayat sürebilirsiniz.

Göztepe için Mehmet Sepil ne demek?
     Mehmet Sepil’e çok saygı duyuyorum. Uzun vadede geriye dönüp baktığımızda, Mehmet Sepil’i Göztepe’nin en değerli yapı taşlarından biri olarak göreceğiz. Zor zamanlardan bugünlere gelmemizi sağlayan ve Göztepe’yi yere göğe sığdıramayan bir insandır kendisi. Her zaman büyük hedefler koymuştur, Göztepe’yi yeniden Avrupa’da görmeyi istemek gibi meselâ. Geçen sezonun sonlarına doğru yaşanan kötü gidişe istinaden bir miktar eleştirilse de ben Göztepe ve tüm Göztepeliler için başkanımızın yerinin her zaman en güzel yerde olduğuna inanıyorum.

Sepil: “Herkesin okumasını tavsiye ederim”
     Göztepe Spor Kulübü Başkanı Mehmet Sepil, “Kalbinde Göztepe sevgisi olan herkesin okumasını tavsiye ederim” diye selamlıyor kitabı. Sepil, “Göztepe’yi anlamak, Göztepelilik içindeki isyan ruhunu anlamak demektir” diyor.
     2 Eylül 2006, taraftarlarının Göztepe ismini unutturmamak için iskeleden yürüyüşe geçtiği tarih olarak biliniyor. Kimilerine göre sportif çöküntüye girilmesine, yaşanan başarısızlıklara karşı yeniden var olma meşalesinin yakıldığı tarih. O gün Mehmet Sepil şu konuşmayı yapmıştı:
     “Büyük Göztepe taraftarının 2 Eylül 2006’da ortaya koyduğu isyan ruhunun köklerinin kavramak için büyük İzmir’in 9 Eylül ruhuna bakmalıyız. İsyan yürüyüşü aynı zamanda Göztepe taraftarının karakterinin de ip uçlarını verir. Mücadele etmek, mücadeleden vazgeçmemek, bazen kazanmaktan daha önemlidir. Ama unutmamak gerekir ki, kazananlar da sadece mücadeleden vazgeçmeyenlerdir. Geçmişteki başarılarınıza duyulan büyük özlemin ateşlediği ve dünyanın en büyük seyirci inisiyatiflerinden biri olarak tarihteki yerini alan 2 Eylül 2006 yürüyüşü, gelecekteki ‘Başarısızlığa isyan’ ruhunu hiç kaybetmeyen büyük taraftarımızı, önümüzdeki başarı günlerinin tadını çıkarmaya ve artık zafer marşları yapmaya davet ediyor, bu vesileyle Göztepemize emeği geçmiş herkesi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”


+ Benzer Haberler
» Müze ziyaretlerinden 40.1 milyon TL’lik gelir
» İEÜ mezunları çarpan etkisi yaratmaya başladı
» Çocuklar arkeolojik mirası deneyimleyecek
» “İlaç stratejik ürün olarak belirlenmeli”
» Meşe palamudunda kaynak çok, hammadde yok
» “Maxion İnci Jant Grubu yenilikte ve inovasyonda lider”
» Pamukta tek teselli teknoloji
» ‘Harita’da Uzakdoğu’ya ihracat atağı
» “Yabani otların ayırt edilmesi mümkün”
» Sınavlar anlama becerisini desteklemiyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 15.11.2019
  Ticaret 14.11.2019
  Ticaret 13.11.2019
  Ticaret 12.11.2019
  Ticaret 11.11.2019
  Ticaret 09.11.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni