• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

İzmir’in geleceği için 3 anahtar; Moral, Motivasyon ve Para

14 Aralık 2019 Cumartesi 09:00
12
14
16
18

     Ali Nail Kubalı ile birlikte İzmir’in düşünce kuruluşu(think tank) yapılanmasında yolculuğa çıkıyoruz.
     Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı sonrasında İzmir İçin Yeni Sinerjiler Enstitüsü, yeni adıyla İzmir Enstitüsü… Dr. Ali Nail Kubalı, bu üç yapılanmanın da kurucuları arasında yer alıyor.
     Geliştirdikleri projeleri ve fikirleri her yeni İzmir Valisi’ne anlattılar, ilgililerine ise defalarca sunum yaptılar ama vazgeçmediler. Bugünlerde sundukları fikirlerin “bir arpa boyu” hızla da olsa hayata geçiyor olması onu mutlu ediyor.
     İzmir’in çekim alanı olması için yapılan çalışmaları anlatan Ali Nail Kubalı, bu yolculukta bana üç anahtar kelime veriyor; Moral, Motivasyon ve Para…
İzmir’in ‘sert’ bir çekim alanı oluşturması gerektiğine vurgu yapan Ali Nail Kubalı, bunun için “Abidevi bir mimari şaheser yapı içinde bölgenin tarihindeki kültür/sanat şaheserlerini dünyaya sunmak” önerisinde bulunuyor.
     İzmir’in Avrupa kültürünün beşiği olma özelliğine vurgu yapan Ali Nail Kubalı, bu bağlamda Batı Anadolu Medeniyetleri Kültür Merkezi’nin önemini vurguluyor. Kubalı, yapılması gerekeni şöyle anlatıyor,  “İzmir tarih içeriği ile adeta Batı Medeniyeti’nin odağı. Dünya çapında ilgi görecek, binası da monumental bir mimaride büyük Arkeoloji Müzesi olsun. Binası dünya çapında bir mimar tarafından yapılabilir. Böyle bir ilgi odağı, İzmir’i yeniden canlandırır” diyor. YARIN Dergisi’ni ağırlayan Dr. Ali Nail Kubalı ile İzmir’in think tank gerçeği, şehir için bugüne kadar yapılan çalışmaları, yaşanan sorunları ve çözüm önerini konuştuk.

Türkiye think tank(düşünce kuruluşu) yapılanmasında geç mi kaldı?
     Aslında 1980’lerden bu yana Türkiye’de think tank yapılanması var ve dönem dönem de etkili oldu. Ama maalesef Türkiye’nin think thank’ler ile ilgili tecrübesi çok da güzel övünülecek bir düzeyde değil.
     - Neden?
     Çünkü kurulan think thank’ler diğer ülkelerdeki büyük fonların Türkiye’de kurduğu ve desteklediği yapılanmalar oldu. Onlar da bu büyük fonların temel isteklerini, taleplerini ve hedeflerini gerçekleştirmek için çalıştırıldı. Mesela Soros gibi, sonraları baean Lehman Brothers gibi kuruluşlardan destek alan yerli think tankler vardı. Bu fonlar bizim think tank’ler aracılığı ile tabi ki Türkiye’de sıcak para için gayet uygun bir zemin hazırlanmasına sebep oldu ve bunda etkili oldular.
     - Nasıl etkili oldular?
     Mesela bugün Türkiye’de konuştuğunuz herkes doların ucuzlamasını ister. Hâlbuki Türkiye’nin çıkarı; doların yüksek kalmasındadır. Çünkü dolar yüksek olursa ithalat zayıflar, ihracat artar. Doların ucuzlaması ise faizlerin yükseltilmesi ve sıcak paranın bu büyük fonların ellindeki sıcak nakitlerim Türkiye’de daha yüksek faiz kazanmasına faydalı olur.
     Yüksek faizlerin cazibesi ile Türkiye’ye getirilen fonlar, Doları aşağıya doğru baskıladığı için Türkiye ihracattan para kazanamazken, borç batağında ve sıcak para batağında olur. Dolayısıyla Türkiye’de aslında çok doğru çok iyi bir mekanizma maalesef başlangıcından bugüne Türkiye’nin aleyhine çalışmıştır.  Türkiye’nin genel ve ekonomik çıkarlarının aleyhine çalışmıştır ve bu toplum tarafından hissedilmemiştir.
     Bugün kime sorarsanız “Dolar yükseldi, bizi mahvetti” diye konuşurlar, hâlbuki doların yükselmesinin enflasyona bir etkisi var ama kısa bir dönem etkisi vardır. Çünkü enflasyon her yıl devam eden bir şeydir. Maliyetler bir kere yükselip orada kalırsa, bir daha ki sene enflasyon düşer. Bunları topluma anlatacak Kurumlara ihtiyaç vardı ama think tank’ler böyle bir tehlike alarmı çalmadılar.
     İşte Türkiye’de think tank’ler böyle bir başlangıç yaptı. Ama son zamanlarda hakikaten ülkeye de bölgemize de yararlı sivil toplum örgütleri oluştu. Bu sivil toplum örgütlerinden bir tanesi Ege Ekonomisini Geliştirme Vakfı idi.
     Ege Ekonomisini Geliştirme Vakfı, sadece bir vakıf olarak değil gerçek yabancı sermayeyi İzmir’e çekebilmek için İzmir’e yatırım için uygun bir ortam olduğunu dünyaya göstermek için kuruldu.
     İzmir’e cazip gelecek ve yabancıları İzmir’e çekecek bir takım faaliyetler için yararlı olacağını düşündük. Ege Ekonomisini Geliştirme Vakfı sonra Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı olarak ismini değiştirdi. Bu vâkıfın kuruluşunda da Uğur Yüce ve Ersin Faralyalı vardı. İlk Yönetim Kuruluda ben de Başkan Yardımcısı idim.
     Ana amacımızın İzmir’e yatırım çekmek olduğunda mutabık kaldık. Türkiye’de o tarihe kadar hiç yapılmayan bir işe kalkıştık: İzmir Valisi, belediye başkanı, sanayi odası, ticaret odası ile dünya çapında diğer ülkelerdeki sanayi ve ticaret odaları ile iş birliği yapıp dünyayı dolaşıp İzmir’e yatırımcı davet edecektik. Türkiye’ye giren sermaye de çoğu zaman İstanbul’a gidiyor, onu İzmir’e çekmek gerekiyordu. Bu vakıf çok yararlı işler yaptı, yapmaya da devam ediyor.
     - Sanki çalışmalarında yavaşlama süreci yaşanıyor.
     Bu vakıf, tabi ki yönetim değiştirdi. Bugün zannediyorum hala başında İzmir eski Milletvekili Mehmet Ali Susam var. İzmir için yararlı şeyler yapmaya çalışıyor ama ilgili kurumlar gerekli desteği veriyorlar mı o tartışılabilir.

EGEV düşünce kuruluşu olabildi mi?
     Evet, çünkü geçmişte birçok fikir geliştirdi. Önerileri oldu. Tabi ki bütün düşünce kuruluşları fikir üretirler ama onun uygulanması için de çaba harcarlar. Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı da öyle olmuştur.

İzmir için Yeni Sinerjiler Enstitüsü yapılanması nasıl oluştu?
     İzmir için Yeni Sinerjiler Enstitüsü adı ile başlayan ama artık kısaca İzmir Enstitüsü; hakikaten İzmir’den bir şey almak değil İzmir’e bir şey vermek için kurulmuş olan tam anlamıyla bir think tank. Fikirler üretir, fikirleri savunur, bütün resmi otoritelere de bunları sunar.
     - İzmir Enstitüsü kurulalı 15 yıl oldu mu?
     Evet, oldu.
     - Neler yaptı, neler önerdi?
     Aslında benim için çalışmalar daha da eski… Rahmetli Ahmet Piriştina, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmeden önce, CHP için de böyle bir think tank önermiştim ve “Türkiye için öneriler yapalım” demiştim. Aleaddin Yüksel il Başkanı iken öneriler geliştirmek amacı ile birçok konuda komiteler kuruldu ve bunlardan Ekonomi Komitesi’nin başında ben vardım. Orada ortaya attığım bir fikir kabul gördü.
     - Bu fikir ne idi?
     Bu fikir orada ileri gidememişti, sonra İzmir Enstitüsü bunu benimsedi ve üzerinde çok çalıştı. İzmir Enstitüsü’nün önemli konularından biri oldu ve biz bunu sayısının kaç olduğunu unuttuğum birkaç İzmir valisine ve belediye başkanına uzun uzun anlattık. Ankara’ya ve İzmir’e anlattık.
     Fikir şuydu; İzmir, İstanbul’un kaynak şehri haline geldi. İzmir hep şikâyet eder, “Gençlerimiz, şirketlerimiz hep İstanbul’a gidiyor.”
     İzmir’in bir yeni çekim alanı olması lazım. Çünkü zaten bölgesel ekonomi de bu bilinen bir şeydir. Eğer iki bölge arasında denge biri lehine bozulursa; ekonomi de normal dengeler tekrar kurulur.
     Fakat burada istisnadır, gelişmiş olan bölgeye çünkü orada sinerjiler oluşur, o sinerjilerle daha çok şirket gider, daha çok insan gider, daha çok kültürel, eğitimsel aktiviteler gider. Yakın bölgeleri ve yakın şehirleri içine alır. İstanbul’un olduğu gibi… Bizim gibi daha uzak şehirler de  ‘kaynak şehir’ olur. Ben dedim ki “Bu kader değil, yıkmak için de İzmir’inde sert bir çekim alanı oluşturması lazım.”
     Ama bunun için bir olay olması lazım onun için, ben bunu Amerika’da okurken içinde de çalıştığım St. Louis Kenti Bölgesel Kalkınma Projesi’nde uygulanan “Gateway”(Geçit şehir) kavramını paylaştım.

Bunu biraz daha ayrıntılı paylaşır mısınız?
     Gerçekten de St. Louis Şehri tarihinde Amerikaya gelen göçmenlerin, Kervanlarının batıya giderken kaldıkları bir geçit kasabası idi. Geçit şehri sembolize eden paslanmaz çelikten, dünyanın en yüksek abidesi… İçinde küçük bir mini tren çıkar, altına da 10 bin metrekare bir tarih müzesi yapıldı. Bu mimari şaheseri olan yapı inşaat halindeyken dahi milyonlarca insan tarafından ziyaret edildi. Sonuçta şehrin çehresi değişti. Oteller açıldı, iş alanları geldi.
     Aynı şeyi İspanya’da Bilbao şehri yaptı. Guggenheim Müzesi. Frank Gehry’nin bu titanyum kaplı şaheseri Bask’ta ekonomisi çökmekte olan bu küçük şehri inşaat başladığında C klasmanında bir turistik şehirken, inşaat tamamlandığında A klasmanında bir kent yaptı ve yılda 2 milyon turist çekti! Turist gelince talep arttı. Talep olunca oteller, restoranlar vs. müthiş bir kalkınma yarattı.
     - Ama bugüne kadar yol alınamadı...
     Haklısın yapılamadı. Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kemeraltı-Kadifekale’de çok büyük bir alanı istimlak etti. Turizm ve Kültür Bakanlığı, “Müzeyi biz yaparız” dedi ama bu müdahale çok fazla da bir yere gitmedi.
     - Peki, ne oldu da olmadı, olmuyor?
     Valla olmadı demekte doğru değil, yavaş oluyor demek lazım. İstimlaklar yapıldı, yapılıyor… Belediye buna “Fon ayırabilirim” dedi.
     Bu iş ihale ile yapılacak bir şey değil, dünyadaki meşhur mimarlar böyle bir işe girmezler. Siz buna hazırız dediğiniz zaman uluslararası fonlardan fon ararız, bulduğumuz fonla projeyi dünya çapında mimara yaptırırız. Frank Gehry gibi mimar ama Frank Gehry yaşlandı, çok iyi mimarlar var, bugünün baş mimarları onlardan biri ile anlaşırız projeyi hazırlar.
     - Peki ya Türkiye-İzmir’deki mimarlarımız…
     Tabi ki İzmir mimarları ile işbirliği yaparak projeyi hazırlar. Ondan sonra bina için ihaleye proje hediye edilmiş olur. Bu da zannediyorum ki benimsendi. Çünkü son İzmir Ekonomisi Kalkınma Koordinasyon Kurulu vardı. Orada dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu son konuşmasında, Batı Anadolu Medeniyetleri Kültür Merkezi diye bahsetti. Eğer yeni belediye başkanımızla ki bu konulara sıcak bir arkadaştır, ona da defalarca anlatılmıştır bu konu bu devam eder. Türkiye’de para az, motivasyon az, moraller düşük o yüzden yavaş gidiyor.

Sadece düşünce kuruluşlarının projeyi hazırlaması yetmiyor bunlara sahip çıkılması da gerekiyor. Aslında burada 3 önemli başlık veriyorsunuz. Moral, motivasyon ve para… Anahtar kelimeler bunlar mı?
     Yani… Bu proje benim kalbime yakın olduğu için biraz fazla üzerinde durduk galiba!. Bunun dışında da çok güzel projeler çıktı. TARKEM de bunlardan bir tanesidir.

Bu 15 yıllık süreç içerisinde önerilen diğer projeler nelerdi?
     Bir kere TARKEM çok büyük bir projedir. Hakikaten İzmir’e çok büyük değer katacak. Bunun yanında İzmir’e yürüyüş yolları projemiz var. İzmir’e Agora’dan başlayıp yukarıda Kadifekale’den Agora’ya uzanan… Ümit ediyoruz ki bu da yapılacak.

‘Yol alamadık, bu da içimizde ukde kaldı’ dediğiniz başka proje var mı?
     Sokak müzisyenleri ile ilgili bir önerimiz vardı. Bu konuda çok çalışma yapıldı, İzmir Sanat ve Kültür Vakfı bunları lisans vermek için hazır olduğu söyledi fakat pek bir yol alamadık. Bu meseleye ilgi gösterildi, belediye tarafından bu projeler listesinde verildi. Fakat olmuyor.
     - Neden olmuyor?
     Bir kere motivasyon az. Türkiye’de mevcut siyasi atmosferde bu motivasyonun az olmasında önemli bir rolü var. Türkiye “böyle sanatın içine tüküren” bir ülke…

Burada ki sanatçılarda motivasyon olması beklenebilir mi?
     Belediyelerde de yapılan bir şey takdir edilmezse o belediyeyi, belediye başkanı motive olsa dahi kadrolarını motive eder mi? Maalesef bu çok önemli bir faktör, tabi para da önemli bir faktör.
     - Sokak müzisyenleri projesi için ne kadar para gerekir ki!
     Tabi, sokak müzisyenleri için para gerekli değil de onun için “Eyvah yapılmadı” diyemiyorum. Çünkü hala gündemde… Şimdi yeni belediye başkanımıza ve ekibine bunu sunuyoruz. Az gittik uz gittik, birde arkamıza baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz ama mesafeler arpa boyu arpa boyu kazanılıyor. Şunu söylemek isterim, bu çivi çakmak gibi… Çiviye 1 defa çok hızlı vurursanız girmez eğrilir, yeterince vurmazsanız da hiç girmez. Onun için ısrarla tekrar tekrar vurursanız, milim milim tahtayı deler. Biz yılmıyoruz, projelerimiz ile ilgili ümitsizliğe kapılmıyoruz.
     - Bugüne kadar bu projeler için kaç tane sunum yapmışsınızdır?
     En az 12 sunum yapmışızdır.
     - Bu projeler kaç vali görmüştür?
     7’nin altında değil. Ondan sonra belediye başkanları da Ahmet Piriştina’dan önceki başkanımıza da anlattık.
     - Yüksel Çakmur’dan itibaren mi?
     Çakmur’a yetişmedik ama Burhan Özfatura’ya ondan sonra Ahmet Priştina’ya, Aziz Kocaoğlu’na… Doğrusunu isterseniz en çok desteği Aziz Bey’den aldık ve bu anlamda kendisine çok minnettarım. Şimdi de tabi ki yeni Belediye Başkanı Tunç Soyer’e sunacağız. Mesafe alıyoruz, Aziz Bey epey bir istimlak yaptı. İstimlak sahası belirlendi, dolayısıyla Kültür Merkezi’nin nerede olacağı az çok belli oldu.
     - Nerede?
     Tarihi Agora ile kalenin yakınında bir alanda.
     - Peki orayı Kemeraltı ile nasıl entegre edeceksiniz?
     İşte orasının ucu Kemeraltı’nın ucu. İzmir için söylediğimiz, düşündüğümüz birçok projeler var. Yürüyüş yolları tespit ettik, belediyeye sunduk ve belediye bunu kabul etti. Ve epey bir kısmı da oluyor, yapılıyor.

Müzik konusunda da think tank’ler var, İzmir onun için de üs olabilir?
     İzmir için  ideali böyle yoğun bir sanayi şehri olması değil, tarım ve tarımsal sanayi, kültür, eğitim, tarih, turizm ve sağlık şehri olması... Hem çok istihdam sağlayacak hem ekonomiye çok net katkı verecek. Bu sektörler döviz sağlayan ancak üretim yapabilmek için fazlaca döviz tüketmeyen sektörlerdir..

İzmir’de farklı zaman dilimlerinde birçok kuruluşun sektörlerle ilgili araştırma raporlarını hazırladığını görüyoruz. En son Expo adaylık sürecimiz içerisinde iki ayrı dönemde de İzmir’in yol haritası adı altında çalışmalar hazırlandı ama bugün maalesef geldiğimiz noktada hepsinin arşivde beklediğini görüyoruz. Ya da birilerinin kütüphanelerinde durduğunu görüyoruz. Bu emek, İzmir’e neden tam olarak katma değere dönemiyor? Biz İzmir olarak İzmirli olarak nerede hata yapıyoruz?
     Bunu ‘Biz hata yapıyoruz’ olarak ifade etmek istemiyorum. İzmir doğru yolda araştırmayı yapıyor. Maalesef özellikle son 15 yıldır merkezi hükümette seçilen yöneticilerle İzmir’in kendine seçtiği yöneticiler ayrı partilerden. Ve merkezi hükümet biz herkese eşit davranıyoruz da dese aslında öyle değil. Başka şehirlerin bir haftada aldıkları ödeneği, aldırdıkları kararı İzmir aylarca senelerce uğraşarak aldırtamıyor. İzmir çok büyük bir çaba harcıyor ama merkezden yeterli desteği görmüyor.
     - Hatayı bizde aramayalım o zaman…
     Ekonomik Kalkınma Kurulu ilk kurulduğu zaman ben de ilk üyelerindendim. 12 milyon Lira mı nedir bir bütçesi var. Dedim ki bu bütçe İzmir nasıl kalkınır bunu araştırmak için bir bütçe mi? Yoksa İzmir’i kalkındırmak için mi bir bütçe 12 milyon Lira. ’İzmir’i kalkındırmak için’ dediler.
     Dedim ki buraya 100 kişi toplandınız. 100 kişi içindeki insanlar bir ayda bundan çok daha büyük parayı kendi şirketlerinde yönetiyorlar. Yani bir kent böyle kalkınır mı, çok daha büyük fonlar olması lazım ama hükümetimizin imkânı, vermek istediği verebildiği… Nasıl yorumlarsanız. Bu böyle olunca bizim İzmir’imiz ile ilgili yaratılan güzel fikirler maalesef arşivlerde kalıyor. Tabi bunda şu da var: Bizim İzmir’den gördüğümüz her doğru şey; kuşbakışı bakıldığında da doğru olmayabilir. Bunu ben bilmiyorum biz elimizden geldiği kadar Kadifekale’den bakıyoruz kuşbakışı bakıyoruz, Çatalkaya’dan bakıyoruz ama kafi yüksekliklerde değiliz belki. Tabi ki makro hedeflerle iyi entegre edecek projelere ihtiyaç var ve büyük düşünmeye ihtiyaç var. Türkiye için yeni, düşünülmemiş projeler üreterek yol almalıyız.

Biz burada İzmir takısını takılıp kalmamalı mıyız?
     Tabi ki. Birincisi bu müze İzmir ekonomisini sıçratacak. Ama bu bence yan ürün.
     - Esas ürün ne?
     Birincisi; Türkiye dünyada rom bir ülke… Maalesef bize sanattan anlamaz, asker millet, katliam yapar falan diye bakıyorlar. Biz ilk defa büyük bir kültür projesi yapıyor olacağız ve batı medeniyeti denilen medeniyetin bir parçası olduğumuzu ifade edeceğiz. Buraya büyük bir para ayıracağız.
     Dünyada kültür alanı olarak haritalara gireceğiz. Biz A klasmanında bir turizm ülkesi haline gireceğiz. Biz bir Avrupa Birliği’ne biz bir Avrupa ülkesiyiz diye bağıracak bu proje. Dolayısıyla böyle bir şeyi çıkartıp oraya koymak bir Türkiye projesidir. İzmir’in bu tür projelere ihtiyacı var. Bu tür fikirlere ihtiyacı var. İzmir’in hatası diyecek olursanız. Ben bu geniş vizyonu aksettirememiş olması İzmir’in eksiğidir. Aman İzmir’i kalkındıralım diyerek İzmir kalkınmaz. Türkiye’yi kalkındıralım diyerek Türkiye için projeler yaparak İzmir kalkınır.

Bencillik mi yapıyoruz?
     Bencillik değil de bölgecilik yapıyoruz. Ama bölgeciliğe de biraz zorlanıyoruz.
     - Yani nasıl zorlanıyoruz?
     Mesela Kürt açılımı oldu. Başım üzerinde. Keşke hakikaten Kürtler tüm haklarını alsınlar. Mesela kalkıldı dendi ki Kürt özerk bölgesi. E İzmirliler o zaman ne düşünüyorlar. Amanın biz neredeyiz? O zaman neden İzmir Ege özerk bölgesi olmasın. O zaman biz bölgeciliğe itiliyoruz. Bizim etrafımızdaki bölgeler bölgecilik yaparsa, bizde bölgeci olmak zorunda benliğimizi korumak zorundayız. Tabi bu Türkiye için çok kötü.
     Türkiye Avrupa’nın asırlar geçtikten sonra AB diye bu ulusalcılıktan milliyetçilikten kopup bir birlik haline getirmek işini Türkiye taa Osmanlı zamanında yapmış. Cumhuriyet’e kadar devam etmiş. Atatürk’ün millet fikri işte bu topraklarda yaşayan insanların demiş. Irksal, bölücü bir yaklaşım değil derleyici bir yaklaşım. Avrupa’nın Türkiye’ye empoze ettiği taa ilk Yunanistan bağımsızlığı ile empoze ettiği milliyetçilik kavramı Osmanlı’yı da bölmüş bugün Türkiye’yi de bölünmeyi tehdit ediyor.
     Bizde İzmir’de o etkilerin altında kalıyoruz. Bende bilmiyorum kalmalı paçamızı mı kurtarmalıyız,  kalmamalı Türkiye’nin bütünlüğü için çalışmalı mıyız? Ben Türkiye’nin bütünlüğü için çalışmak istiyorum defalarca yazdım. Hepimiz birbirimiz kadar Kürt hepimiz birbirimiz kadar Laz birbirimiz kadar Boşnak, Arnavut birbirimiz kadar Türk olmalıyız. Bir olmalıyız yani kardeşlik de kesmiyor beni...
     ‘Kürt kardeşlerimiz’ ne demek yani. Biz biriz tek bir milletiz, öyle bakmak lazım. Hepimiz enayi değiliz hepimiz kökenimizi biliyoruz.
     Yani bu kapalılıkla yadırganıyoruz. Tabi bizim bir de üzerimizde İzmir kalkınmış bölge damgası var. Hâlbuki İzmir’in daha büyükşehirler ile otoyol bağlantısı yeni kuruluyor. İzmir’e vapur seferleri yok.
     - İzmir’de kalkınmış damgası var!
     Halbuki biz kültürel olarak kalkınmış bir bölgeyiz belki, akıl olarak kalkınmış bir bölgeyiz belki, ama fiziki kalkınma bakımından yani bütün belediye başkanlarımızın çabalarına rağmen son 15 senedir merkezi hükümetten yeterli desteği alamadık. İzmir kendi yağıyla kavruldu. Ama İzmir’in kendi yağıyla yaptığı yolların kilometre maliyeti İstanbul’dakilerin 3’te biri, 4te biri. Dürüstçe yapıldı burada, para çarçur edilmedi, yedirilmedi, böyle bir özelliği var İzmir’in.

Think tank’lerin yapısına baktığımız zaman insan kaynağı olarak önemli merkezler. İzmir’e baktığımızda çok güçlü potansiyeli var. Üniversiteleri itibariyle, yetişmiş hatta emekli olmuş sonra buraya gelmiş insanlar özelinde baktığımızda. Ama bunlardan tam anlamıyla yararlanamıyoruz. Bu konuda tavsiyeleriniz neler olur? Örneğin kalkınma koordinasyon kurulunun kapsamımı daha fazla genişlemeli ya da sizin akil grup mu biraz daha genişlemeli akademisyenleri daha fazla alarak gibi...  Siz burada nasıl bir öneriyle gelirsiniz?
     Yani tabi ki İzmir’de özelde, devlette üniversiteler var ve epey mezun veriyorlar ama maalesef İzmir’de lise mezunlarının hedefi İstanbul’daki okullara gitmektir. İzmir’deki üniversiteden mezun olan insanların büyük bir kısmı da İstanbul’da iş arıyorlar. Nedeni; dışsal sinerjiden, dışsal ekonomiler, etkileşim, büyük şirketlerin orada olması…
    Onların istihdam potansiyelinin yüksek olması. Yani bizim entelektüellerin mesela İstanbul’daki gazetecilere bakın adı duyulmuş gazetecilerin büyük bir kısmı İzmir kökenlidir, İzmir’den yetişmiştir. Özellikle entelektüel diyorum. Entelektüel demekten korkuyorum Türkiye’de çünkü entel dantel diye dalga geçiyorlar. Bu da Türkiye için çok büyük bir ayıptır yani bütün dünyanın iftihar ettiği entelektüellerini biz küçümseriz ülkemizde ama bizim İzmir entelektüellerimizin çok önemli bir bölümü ve çok değerli olanları İstanbul’a gidiyor.
     Şimdi İstanbul’dan tersine göç başladı. Ben Allah’a şükür ediyorum ki eski bir İstanbullu olarak 40 sene evvel Amerika’dan döndüğümde gelip İzmir’e yerleştim çünkü İstanbul hakikaten yaşanamaz hale geldi. Hatta ben burada çalıştığım şirketten ayrıldığım zaman bana İstanbul’dakiler ‘Hadi artık İstanbul’a geliyorsun’
Ben dedim ki İzmir’den yapacağım, şaşırdılar. Yani İzmir çekiyor bu insanlar dediğiniz bu think tank’leri yapacak, etki yaratacak dediğiniz insanlar gidiyorlar İstanbul’a.
     İstanbul’da think tank’lere giriyorlar. İstanbul’daki o büyük hacim, büyük mıknatıs doğrusu hepimizi, herkesi çekiyor. Biz burada demin söylediğim sebeplerle de istediğimiz büyüklükte bir şey yaratamıyoruz. Yani bir düşünce birliği, düşünce tankları yaratamıyoruz.  Yok değil ama cılız ve duyulmamış. İsimleri duyulmamış.

Bu da mı acaba sinerjinin parçalanmasına rehavete mi sebep oluyor?
     Dünyadaki bütün think tank’ler muhakkak sponsorlar ile yürüyor. Avrupa’yı yeterince tanımıyorum ama Amerika’da yaşadım, çalıştım ve orada doktoramı yaptım. Amerika’da think tank’ler sponsor ediliyor. Ve Amerika’da think tank’ler büyük çoğunlukla devletin projelerini gerçekleştirmek için toplumu ikna etmek için kuruluyorlar.
     Biz de kendi içimizdeki yapılanmada dikkatli seçici davranıyoruz. Mesela benim yine think tank diyebileceğim çok fazla proje üretmekten ziyade yine bu şekilde çok fazla etki yaratmaya çalışan çarşamba öğle yemeği yediğimiz İzmir Gelişim Platformu var. İzmir Gelişim Platformu’nda da çok akıllı insanlar var. Eski yöneticiler, iş adamları var. İki veya üç tane eski bakan, eski belediye başkan vekilleri, profesörler var. Tamamen Türkiye ve İzmir konularını tartışıyoruz. Fikir üretiyoruz.
     Mesela herkesi almıyoruz. Etki altında kalacağımız, mesela büyük bir fon şirketinin yöneticisi gelmek isterse “Teşekkür ederiz. Fil ile yatağa girmek istemiyoruz” diyoruz.

Bitti...


+ Benzer Haberler
» “Paraya değil uzmana ihtiyacımız var”
» ‘Düşünce fabrikaları’, Dünya politikasını şekillendiriyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 24.11.2020
  Ticaret 23.11.2020
  Ticaret 21.11.2020
  Ticaret 20.11.2020
  Ticaret 19.11.2020
  Ticaret 18.11.2020
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni