• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

İzin bedelleri yatırımları durma noktasına getirdi

30 Ocak 2019 Çarşamba 07:00
12
14
16
18

   ► Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yücel, izin alma sürecinde yaşanan belirsizliklerin yanında orman izin bedellerinin yüksekliğinin Türkiye’yi kendi yeraltı kaynaklarını araştıramaz ve değerlendiremez hale getirdiğini söyledi

     Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yücel izin alma sürecinde yaşanan belirsizliklerin yanında orman izin bedellerinin yüksekliğinin Türkiye’yi kendi yeraltı kaynaklarını araştıramaz ve değerlendiremez hale getirdiğini söyledi. Yücel, “Milyarlarca dolarlık birçok maden projesi, izin sürecinde yaşanan belirsizlik ve astronomik orman izin bedelleri nedeniyle hayata geçirilmiyor. Bu durum sektörde yatırımların durmasının önünü açtı. Buna bağlı olarak maden ithalatımız her geçen yıl artıyor. Başka bir ifadeyle, yüksek izin bedelleri ithalatın artmasına hizmet ediyor. Astronomik orman izin bedelleri nedeniyle madenlerin sadece zengin kısımları işletilebiliyor. Ekonomiye kazandırılabilecek daha az zengin kısımları ise üretim yerine bir daha kullanılmamak üzere ekonomik değeri olmayan atık malzemeye çıkarılıyor. Kanada’da madencilik faaliyetleri için bir hektar ormana 3,1 dolar ödenirken, Türkiye’de 9,5 dolar ödeniyor. Maden ve doğal taş sektörünün geliştiği birçok ülkede, proje süresince ödenen orman izin bedelleri proje yatırımının yüzde 2’sini geçmezken, Türkiye’de bu oran yüzde 48’e varıyor. Çok yüksek izin bedelleri yüzünden Türkiye kendi yeraltı kaynaklarını arayamaz ve işletemez hale geldi. Bunun faturasını ülke olarak her sene daha fazla kömür, demir, altın, alüminyum, bakır, kurşun, çinko madenleri ithal ederek ödüyoruz. Orman sayılan alanlarda yapılan madencilik faaliyetlerinde izin bedellerinin, madencilikte gelişmiş ülkelerdeki seviyeye getirilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Orman alanlarının binde 2.5’İ kullanılıyor
     Orman Genel Müdürlüğü’nün sürekli arttırdığı izin bedelleri sayesinde gelirlerinin yaklaşık yüzde 60’ını orman sayılan alanların yaklaşık binde 2,5’ini kullanan madencilerden aldığını belirten Yücel, bu konuda şunları söyledi:
     “Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye’de orman arazileri her yıl binde 3 oranında artış kaydediyor. Maden üretimleri için verilen izin alanlarının toplamı orman sayılan alanların sadece binde 2’sini teşkil ediyor. Yani madencilik faaliyetleri için verilen tüm izinler bir yıllık orman artışından bile daha az. Orman sayılan alanlarda madencilik faaliyetleri için zorunlu olarak kesilen her ağaç için ağaçlandırma bedeli zaten ödeniyor. Ne yazık ki Orman Genel Müdürlüğü orman sayılan alanlarda madencilerin yaptığı yollardan her sene artan ölçülerde bedel alıyor. Oysa bu yolları en çok orman idaresi ormanların bakımı ve yangınlara müdahale için kullanılıyor. Aynı şekilde üzerinde tek bir ağaç olmayan yerlerden, dikenli çalı olan yerlerden bile sanki üzerinde ağaç varmış gibi madencilerden para alınıyor. Madenciler, madencilik faaliyeti sona erdikten sonra o alanı doğa ile uyumlu hale getirmek için Orman Genel Müdürlüğü’nün standartlarına uygun rehabilitasyon projesi hazırlıyor ve bedelini ödüyor. Kesilen her ağaç için üç ağaç dikilerek hem yeraltındaki madenler ekonominin hizmetine sunuluyor hem de orman varlığı artırılıyor. Türkiye; demir-çelikte yılda yaklaşık 4 ila 5 milyar dolar, demir dışı metaller ve kıymetli metallerde metal fiyat larındaki değişime ve talebe bağlı olarak yılda 7-10 milyar dolar, kömür ithalatına yaklaşık 5 milyar dolar olmak üzere madencilikte yaklaşık 20 milyar dolar net dış açık veren bir ülke durumunda bulunuyor. Üstelik sanayimizin ihtiyacı olan maden ve metallerin ithalatına ödediğimiz para her geçen yıl artıyor. Orman izin bedellerinin sürekli artırılması Türkiye’yi maden ithal etmeye mahkûm bırakıyor. Öte yandan Türkiye, sanayisinin ihtiyaç duyduğu enerjiyi, maden ve metalleri ithal etmek için her yıl milyarlarca dolar ödüyor. Türkiye sanayisinin bu ithalat kıskacından kurtarılması gerekiyor. Çünkü söz konusu ithalatın yüzde 74’ünü enerji, hammadde ve ara mal ithalatı oluşturuyor. Madencilik sektörüne yapılacak en ufak destek, istihdam olarak ülke ekonomisine geri dönecek. Madencilik sektörünün güçlenmesi demek Türkiye’nin dışa bağımlı olmadan daha hızlı kalkınması demek.”

“Devlet teşviki sağlanmalı”
     Regal Mermer Firması Ortağı Melih Şeker, son dönemde sektördeki mevcut durumu korumanın önemli bir başarı olduğunu söyledi. Şeker, sektörde yaşadıkları sıkıntılara da dikkat çekerek “Kanada, ABD ve Avrupa ülkeleri gibi yeni pazar hedeflerimiz var. Türk doğal taşı oldukça kıymetli. Dünya çapında alanımızda daha iyi yerlere gelmemiz için ARGE yapmamız gerekir. ARGE için de yatırım yapmamız gerekir. Fakat gerekli yatırımları yapamıyoruz. Çünkü sektörde tutunmaya çalışma, talebe cevap verme ve yorulan ekipmanlarımızı yenileme gibi giderlerimiz, maliyetlerimiz çok fazla. Ülke ekonomisinin gelişmesi için kalkınma planında yer almak ve sektörümüze devlet teşviki sağlanması bizim için oldukça önem arz ediyor” dedi.
     Alimoğlu Mermer Tasarım Sahibi Halil Alimoğlu ise sektörün durumuna ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin mermer ve işlenmiş doğal taş sektöründe dünya lideri olmaya çaba gösteren bir ülke olduğunu ve yıllardır ilk beş ülke içerisinde yer aldığını söyledi.
     Alimoğlu, Türkiye’nin her yönüyle verimli bir ülke olduğuna dikkati çekerek, “Madencilik açısından değerlendirecek olursak dünyadaki doğal taş sıralamalarındaki ülkemizin konumu bize gerekli bilgiyi vermekte. Gün geçtikçe de yeni madenlerimiz devreye alınmakta ve ürün yelpazemiz her geçen gün artmakta. İnanıyorum ki gelecekte madendeki tek dünya devi Türkiye olacaktır” diye konuştu.
     Çin’de ucuz iş gücünün azalması nedeniyle bu ülkede yeni önlemler alınmaya başlandığını, bunun başında da üretici olmayanların ülkeye ithal mal satışından ciddi vergiler alınması geldiğini ifade eden Alimoğlu, şunları söyledi:
     “Öyle ki dünya devi otomotiv firmaları bile orada satış yapabilmek için orada bir fabrika açmak zorunda kalıyor. Bunlar için yapılacak önlem sadece şu olabilir çıkardığımız madenleri en iyi fiyata satmak olacaktır gerek hammadde olarak gerekse bitmiş olarak en iyi fiyatlarla en doğru şekilde değerlendirip ülkemize daha fazla döviz girdisi sağlamak olacaktır.”

“Türkiye’den ürünler plaka olarak alınıyor”
     Sektörde, “mermer atölyesi bulunan ülkeler blok alır, diğerleri kesilmiş alır” demenin yanlış olacağını vurgulayan Alimoğlu, atölyesi olan ülkelerde işçilik ücretlerinin çok yüksek olduğu için Türkiye’den ürünleri plaka olarak ya da bitmiş olarak aldıklarını ifade etti.
     Blok alımlarda etkin olan ülkelerin başında Çin’in geldiğini belirten Alimoğlu, “Çin’deki hükümet politikaları ve bu ülkedeki inşaat sektöründeki taleplerde bu durumu tetiklemektedir. Çin’in blok alımlarını azaltması ve yeni pazarlar oluşması sebebiyle de kesilmiş üründe artış gözükmekte”  değerlendirmesinde bulundu.
Dünya da inşaat sektörünün devam ettiği her ülkeyi hedef Pazar olarak gördüklerini belirten Alimoğlu, bu pazarların içinde büyük paya sahip olanın ABD olduğunu söyledi. Alimoğlu, hammadde olarak en fazla ihracatın Çin ve Hindistan gibi ülkelere yapıldığını, bitmiş ürün olarak da ABD, Birleşik Arap ülkeleri, Dubai, Abu Dhabi, Katar, Arabistan gibi ülkelere ihracatın yoğun gerçekleştiği bilgisini verdi.

“Bütün granitler kanserojen değil”
     Granitin radyoaktivite içeren bir maden olması nedeniyle bazı sağlık endişelerini de beraberinde getirdiği konusuna da açıklık getiren Alimoğlu, ‘bütün granitler kanserojendir’ sınıflandırmasının doğru olmadığını vurguladı. Türkiye’de önemli granit rezervlerinin bulunduğunu belirten Alimoğlu, “Bunlardan bazıları kanserojen, bazılarının değerleri düşük ve kanserojen etkisi bulunmamaktadır” dedi.

Doğudaki potansiyle değerlendirilmeli
     Doğu ve güney doğu illerinde daha önceden tespiti de yapılan maden rezervleri olduğunun bilindiğine işaret eden Alimoğlu, bu bölgelerdeki güvenliğin sağlanmasıyla bu rezervlerin de işlenip ülke ekonomisine kazandırılacağını bunun orada yaşayan halka da geçim kaynağı olacağını söyledi.

“Dünya mermer rezervinin yüzde 33’üne sahibiz”
     ASSOS Antik Mermer Yönetici Adnan Çelebi de dünya mermer rezervinin yüzde 33’üne sahip Türkiye’nin jeopolitik konumunun da verdiği avantajla dünya doğal taş ihracatında ön sıralarda yer aldığına işaret etti. Son yıllarda sektördeki firmaların gelişen teknolojiyi ocak ve fabrikalarında kullanmaya başladığına değinen Çelebi, Türkiye’nin sektör devleri Çin ve İtalya ile yarışır duruma ulaştığını belirtti.

“2023 İhracat hedefini yakalayacağız”
     Türkiye’nin Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023’te 500 milyar dolar ihracat hedefi belirlediğini hatırlatan Çelebi,  “Ülkemiz ihracatında doğal taş sektörü ihracatının büyük katkısı bulunmaktadır. Önceki dönemlere göre yüzde 24 civarında büyüme sağlayan doğal taş ihracatının önümüzdeki dönemde büyümesine hız katarak ilerlemesi beklenmektedir. 2023 yılında 500 milyar dolarlık ihracat hedefinin 25 milyar dolarının maden ve doğal taş ihracatının oluşturacağı konuşulmaktadır.  Üretimin arttırılması, teknolojik ve modern yöntemlerin daha fazla kullanılması ile bu hedefin tutturulabileceği öngörülmektedir. Biz de bu hedef doğrultusunda elimizden gelen katkıyı sağlamaktayız” diye konuştu.

“Blok mermer piyasası canlandı”
     Yurt dışında blok mermer ticaretinin Çin ve Hindistan’ın taleplerinin artışıyla birlikte yeniden canlandığına dikkati çeken Çelebi, bu konuda şunları söyledi:
     “Hem işlenmiş mermerde, hem de blok satışında trendin artış gösterdiği düşüncesindeyiz. Bununla birlikte katma değeri yüksek işlenmiş ürünlerin satışının artış göstermesini üretici olarak daha çok arzu ederiz. İşlenmiş ürün ihracatının ülke ekonomisine ve sektöre katkısı daha büyüktür. Ülke olarak miktarca çok büyük doğal taş rezervine sahip olduğumuz doğru. Ancak bu rezervi sadece hammadde olan blok şeklinde satmaya odaklanmak hatta yabancı sermayeye ocak satışı yapmak uzun vadede kendi kendimize yaptığımız büyük kötülüklerden biridir. Kısa vadede oldukça karlı satışlar yapılsa da, bizden ucuza alınan hammaddeyi işleyip, bize oranla daha düşük maliyet ile işleyip, işlenmiş ürün ihracatımızda yine bizim rakibimiz olarak dünya pazarında karşımıza çıktıklarında işin vehameti ortaya çıkmaktadır. Yani aslında blok satışının azalıp, işlenmiş mermere talebin artması aslında olması gereken bir durum diyebiliriz. Bunun için de katma değeri daha yüksek olan bu ürünlerin üretiminde daha fazla gelişme göstermemiz gerekmektedir.“
     Türkiye’nin deniz ve kara nakliyesinin daha ulaşılabilir ve uygun olması, üretim maliyetlerinin düşüklüğünün dünya ülkeleri ile rekabette ellerini güçlendirdiğini ifade eden Çelebi, dünya devi olarak gösterilen İtalya ile yarışır durumda olduklarını kaydetti. Dünya piyasasında pahalı olan birçok taşın muadillerinin Türkiye’deki ocaklardan sağlanabildiğini belirten Çelebi, bunun iç ve dış piyasada oldukça geniş bir Pazar potansiyelini beraberinde getirdiğini söyledi.

“Kaliteye önem verenler ürününü türkiye’den alıyor”
     Uzak doğu ülkeleri ile yaşanan rekabet zorlukları hakkında da değerlendirmelerde bulunan Çelebi, bu konuda şunları söyledi: “Maalesef bu durum uzun yıllardır sektörümüzün en büyük sorunlarından biridir. İşlenmemiş blok haldeki hammaddeyi ihraç etmek kısa vadede karlı ve hızlı büyüme getiren bir iş olarak görünmekle birlikte, uzun vadede ne yazık ki ülkemize ve üreticiye zarar vermektedir. Şu bir gerçek ki, Uzak Doğu ülkelerinin ucuza mal ettiği ürünlerle karşılaştırıldığında ürünlerimizin çok daha kalitelidir. Bu nedenle kaliteye önem veren büyük firmalar ürünü bizlerden almaktadır. Kalite ve güvenilirlik açısından Assos markası dünyanın her yerinde tanınan bir markadır. Uzun yıllardır iş yaptığımız müşterilerimiz açısından değerlendirirsek, ucuz alternatiflere rağmen bu müşteri sadakati kalite ve güvenilirlik ile sağlamış bulunuyoruz. Ancak yeni pazarlara girişte elbette Uzak Doğu ülkelerinin ucuz malzemeleri pek çok diğer sektörde olduğu gibi bizim de karşımıza çıkmaktadır. Blok ihracatında çeşitli kısıtlamalar ve işlenmiş ürün ihracatında üreticiyi ve işvereni rahatlatacak birtakım teşviklerle bu rekabetin bir nebze önüne geçilebileceği düşüncesindeyim.”
     ABD’nin ticaret hacmi en büyük ülkelerden biri olduğunu belirten Çelebi, bu ülkeye yapılan ihracatın Çin’den hemen sonra geldiği bilgisini verdi. ABD’yi hedef Pazar olarak görmeyi sürdürdüklerini ifade eden Çelebi,  Çin, Amerika, Suudi Arabistan, Hindistan, Irak, İsrail, BAE, Fransa, Avustralya, Kanada’nın başlıca ihracat yapılan ülkeler arasında olduğunu belirtti.
     Granitteki sağlık endişeleri konusunda görüşlerini de dile getiren Çelebi, “Bazı doğal taşların yapısından dolayı radyoaktivite içermesi elbette söz konusu olabilir. İnsan sağlığı açısından bunların çıkarılmasının, satışının ve ihracatının uluslararası düzeyde kontrole tabi olması gerektiği düşüncesindeyiz.” dedi.
     Doğu ve Güneydoğu Bölgelerindeki rezervlerindeki doğal taş rezervinin dünya devleri ile yarışabilecek nitelikte olduğuna dikkati çeken Çelebi, ülkedeki güvenliğin sağlanmasının ardından bölgeye yatırımcı ilgisi olacağını düşündüğünü belirtti.

Sürecek...

 


+ Benzer Haberler
» İhracat başlığından ürün bazında maden sektörünün görünümü
» Egeli madencilerin önceliği; Tasarım
» Madencinin 2023 ihracat hedefinde anahtar ‘2019’ olacak


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 22.07.2019
  Ticaret 20.07.2019
  Ticaret 19.07.2019
  Ticaret 18.07.2019
  Ticaret 17.07.2019
  Ticaret 16.07.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni