• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

“İstilacı balıklar ekonomiye kazandırılmalı”

23 Ocak 2020 Perşembe 12:00
12
14
16
18

   ► Akdeniz Koruma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve deniz biyoloğu Vahit Alan, istilacı balık türlerinden aslan balığının yenilebildiği öğrenildikten sonra Antalya’daki lokantaların menülerinde yer almaya başladığını ifade etti.

     Akdeniz’de sayıları her geçen gün artan balon balığı, aslan balığı, zehirli deniz anası gibi istilacı türler, Süveyş kanalı, Cebelitarık Boğazı ve gemilerin balans sularıyla denizlerimize göç ediyor. İstilacı türlerin popülasyonlarının giderek artması, Akdeniz ekosistemindeki hassas türlerin yok olmasına neden oluyor. Süveyş kanalına paralel yeni bir kanal açılması ve gemi trafiğinin artmasıyla nedeniyle istila daha da hızlandı.
     İstilacı türlerin sayılarının her geçen gün arttığını, sistemden tamamen çekilebilmesinin mümkün olmadığını söyleyen Akdeniz Koruma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve deniz biyoloğu Vahit Alan, “Balon balığında bulunan tetrotoksinin ilaç sanayinde kullanılması hedefleniyor. İstilacı türlerin ekonomiye kazandırılması en güzel mücadele yöntemlerden biri. Öte yandan bugün nesli tükensin dediğimiz bir tür yarın kahraman olabilir. Tetrodotoksinin kanser ilacı olabileceği iddiaları gibi” dedi.

“İstilacıların çoğunluğu Süveyş kanalından geliyor”
     İstilacı balıklarının çoğunluğunun Süveyş Kanalı’ndan göç ettiğini söyleyen Alan, “İstilacılar çeşitli yollarla denizlerimize geliyor. Bir kısmı gemilerin dengede durması için gerekli olan balanst sularının içinde geliyor.
     Alındığı denizdeki mikro ve makro birçok canlıyı toplayan denge suyu, limana ya da körfeze girerken yine dengenin kurulması için suyunu boşaltıyor. Boşalan sular içinde deniz anası ya da küçük yakıcı yumuşakçalar gibi yabancı türler olabiliyor. Habitatlarımıza zarar veren ya da diğer yerel türleri baskılayan türlerin bir kısmı da Süveyş kanalından geliyor. Yaklaşık 150 yıl önce açılmış bir kanaldan, 150 yıldır içeriye giren bir yabancı tür istilasından bahsediyoruz. Mısır tarafından yıllarca barajlar kuruldu, yeni bir kanal açıldı, tuzlu su tamponu aradan kalkınca kızıl deniz göçmenleri kanalın önünden daha rahat girmeye başladı” diye            konuştu.

“Tetrodotoksin siyanürden daha zehirli bir madde”
     Balon balığının ekonomik değeri olmadığını dile getiren Alan, “Aslan balığının yenilebildiği öğrenildikten sonra Antalya’da bulunan lokantaların menülerinde yer almaya başladı. Ancak balon balığının tüketilmesine dair bir yönelim söz konusu değil. Çünkü balon balığının tüketilebilmesi için ciddi bir eğitim gerekiyor. Balon balığı, düzgün temizlenmeden tüketildiğinde ölüme bile yol açabiliyor. Balığın karaciğerlerinde, yumurtalıklarında bulunan siyanürden daha zehirli bir madde olan tetrodotoksin, temizlenme esnasında patlatılıp ete bulaştırıldığında zehirlenmelere yol açıyor” dedi.
     Balon balığında bulunan tetrotoksinin ilaç sanayinde kullanılmasının hedeflendiğini dile getiren Alan, “Bazı bilim adamları yapay olarak laboratuvar ortamında üretilebilen bir kimyasalı doğadan toplamanın pahalı olacağını söylüyor. Tetrodotoksinin üretimi daha önce denenmiş ancak mantıklı bulunmadığı için 2016 yılında son deneyleri yapılıp bırakılmış. Deneyler yapılıyor ve vazgeçiliyor, şu anda askıda kalmış bir durum var. Denemekte fayda olduğunu düşünüyorum, hem sistemden bir zarar vericiyi çekiyorsunuz hem de ekonomiye bir faydası oluyor. İstilacı türlerin ekonomiye kazandırılması en güzel mücadele yöntemlerden biri” açıklamalarında bulundu.

“İstilacılar için karantina alanları oluşturulması planlanıyor”
     Uzun yıllardır balon balığının karaya çıkartılmasının yasak olduğunu söyleyen Alan, “Kedi ve köpek gibi canlılar karada balon balığını bulup tükettiğinde zehirlenebilir ya da bir çocuk dokunduğunda zarar görebilir endişesiyle Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından böyle bir önlem alınmış. Bakanlık tarafından çıkarılacak yeni yönetmelikle, karantina alanları oluşturulması planlanıyor. Önerilen, balıkçılar tarafından yakalanan istilacıların, balıkçı barınaklarında oluşturulacak karantina havuzlarında depolanıp oradan bertaraf ya da işlenme alanlarına yollanması yönünde. Güzel bir öneri olduğunu düşünüyorum, en azından istilacı balıkların ağa ya da oltaya takıldığında öldürülmeden denize geri atılması engellenir. Çünkü balıklar öldürmeden denize atıldığında normal yaşamına ve yerel canlılara zarar vermeye devam ediyorlar. Öldürüp atıldıkları zaman denizdeki çürükçüller ve bazı balıklar onları tüketip besin zincirine katmış olabilirler ama zaten balıkçı böyle bir uğraşa girmiyor. İstilacı balıklar balıkçının hedef türü değil. Dolayısıyla hedef dışı avcılık olarak yakalanıyor” diye konuştu.

“Balıkları predatörleri baskılayabiliyor”
     İstilacı balıkları baskılayacak en önemli şeyin onları tüketen predatöreleri yani avcıları olduğunu dile getiren Alan, “Akdeniz’de predatörlerin sayısı daha az olduğu için istilacıları bitiremiyorlar. Orfoz, lagos, sinarit ya da daha büyük balıklar aslan balığını yiyebiliyor, balon balığını yiyemese de zarar veriyor. Yenip yememesi de önemli değil, büyük yırtıcıların orada olması istilacı türlerin orada olmaması demek oluyor. İstilacı türler, Kızıldeniz’den buraya gelirken avcısı olan türlerden yani predatörden kaçıp geldiler. Aslan balığı, orfoz, lagos, sinarit, çupra, levrek gibi ekonomik olarak değerli türlerin yavrularını tüketiyor. Küçük balık olmayınca büyük balık da olmuyor, balık popülasyonları azalmaya başlıyor. Tamamen besin piramidine, doğal dengeye direkt etki ediyorlar” açıklamalarında bulundu.

İstilacılar sıcak denizleri tercih ediyor
     İstilacıların Akdeniz’in doğu kısmında yoğunlaştıklarını vurgulayan Alan, “Akdeniz’in doğusundaki su sıcaklığı batıya göre daha yüksek. Ayrıca Akdeniz’in batısının Atlantik etkileşimi var, dolayısıyla Atlantik’ten giriş çıkış yapan büyük ve yırtıcı türler olduğu için batıyı tercih etmiyorlar. Ege’nin güneyinde gözlenebiliyor, kuzey kısmında az bulunuyor. Bu da denizin suyu sıcaklığıyla ilgili, soğuyunca onların toleransı düşüyor hem de soğuk su da balık boyutu daha iri olur. Su soğuk olduğu için üreme olgunluğuna daha geç erişirler, predatörleri daha çok olur” diye konuştu.
     Balık popülasyonlarının fazla avlanmayla düştüğünü ancak bu durumun balon balığı için geçerli olmadığını söyleyen Alan, “Balon balığı da fazla avlanılırsa popülasyonu düşebilir düşüncesi var ancak bu canlıların hayatta kalma toleransı ve üreme başarısı çok yüksek. Örneğin, yerel balıkların 50 bin yumurtasından bin tanesi hayatta kalıyorsa, balon balığının 200 bin yumurtasından 100 bini yaşıyor. Zaten bu kadar yaygın olma nedenlerinden biri de bu. Fiziksel şartlara çok rahat adapte olabiliyorlar, daha sıcak sulardan nispeten daha soğuk sulara gelip farklı fiziksel şartlara adapte olup üremeye devam edebiliyorlar” dedi.

“Bazı istilacılar menümüzde yer alıyor”
     Yerel türlerden de istilacı olabildiğini ifade eden Alan, “Sorun yaşadığımız kısmı diğer denizlerden gelen yabancı türlerle ilgili. Bu balıkçılığımız, biyoçeşitliliğimize, çevremize birçok şeye etki edebiliyor. Bunların bir kısmı da şu anda ekonomiye katılmış durumda. Kıl kuyruk mercan, sokan, tavuk balığı ya da paşa barbunu denilen türler artık bizim menümüze girmiş türler.
     Balıkçılık ekonomisine de kazanılmış durumda. Ciddi olarak sistemden çekiliyorlar, üstlerinde balıkçılık baskısı olmasına rağmen tükenmiyorlar. Dolayısıyla bu bize yakalayarak bitecek bir şey olmadıklarını gösteriyor. Yıllardır balıkçılar bu türlerden para kazanıyorlar ve gelirlerinin büyük bir kısmını bu türlerden karşılıyorlar. 2 yıl önce orfoz lagos balıklarının yakalanması ve satışı yasaktı balıkçıların istilacı türler sayesinde yine ciddi bir geliri vardı. Balon balığı ve aslan balığı balıkçılık ekonomisine katılmadığı için sorun yaratıyor.
     Ayrıca ekonomiye kazandırılmış türler doğal türleri bu kadar tüketmiyor, tolere edilebilirler” diye konuştu.

MERCES Projesiyle habitat restorasyonu yapılıyor
     Alan, saha sorumlusu olarak görev yaptığı Değişen Avrupa Denizlerinde Denizel Ekosistem Restorasyonu (MERCES) Projesi ile zarar gören kıyı ve derin deniz habitatlarında restorasyon çalışmaları yaptıklarını belirtti. 4 yıldır devam eden projenin 2020 haziran ayında sona ereceğini söyleyen Alan, “16 ülkeden 28 kuruluş ortak Akdeniz ve kuzeydeki ülkeler hepsi farklı türlerde farklı deney metotlarını deneyip en iyisini, bulmaya çalışıyoruz. Küresel iklim değişikliğinin nedenlerinden dolayı doğal habitatlar yok oluyor. Bunların başında en fazla habitat oluşturan türlerimizden deniz çayırları ve makro algler geliyor. Bu türler özelinde restorasyon deneyleri yapıyoruz. Bölgede eskiden habitat oluşturan ne varsa onların tekrar ekimini yapıyoruz. Hangi restorasyon modelinin en iyisi olduğunu tespit etmeye çalışıyoruz” dedi.
     Habitat restorasyonu yaparken belli alanları rezerv alanları olarak kapattıklarını belirten Alan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Balıkçılığa kapalı alan demek o alandan balığın çekilmemesi demek. Balığın çekilmemesi demek büyüyebilmesi demek, büyüyebilmesi demek daha küçük türleri yiyebilir kapasiteye ulaşmak demek. İstilacı balıkların avcılarının olması gerekiyor.”


+ Benzer Haberler
» Sanayici enerji fiyatlarında düzenleme bekliyor
» Takside ödeme kredi kartıyla da yapılacak
» İzmir’de 888 bin kişi uçağı tercih etti
» Lösemiyi anne karnında önlemek için doğru beslenin
» Müze gelirlerinde yüzde 48,46’lık artış
» Dağıtım bedelinin faturaya yansıması aylık 98 milyon TL
» 14 Şubat’ta kuyumcuların yüzü gülmedi
» Türkiye, ROP tedavisinde köprü olacak
» Pest kontrolde de çevre ile entegre mücadele yükseliyor
» Doğal katkılı solucan gübresi sektörü canlandıracak


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 25.02.2020
  Ticaret 24.02.2020
  Ticaret 21.02.2020
  Ticaret 20.02.2020
  Ticaret 19.02.2020
  Ticaret 18.02.2020
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni