• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Yağmur suyu hasadıyla kentler geleceğine yön veriyor

22 Şubat 2021 Pazartesi 00:00
12
14
16
18

Yağmur suyu hasadıyla kentler geleceğine yön veriyor

   ► “Su sarnıçlarının kullanımı 4 bin yıl önceye dayanırken; günümüzde, yağmur suyunun kullanım örnekleri kısıtlı kalıyor”

           DUYGU GÖKSU      
     Küresel iklim değişikliği ile su kısıtlılığının artması, kaynakların tükenmesi, kirlilik, aşırı doğa olayları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’yi de tehdit etmeye devam ediyor. Türkiye su fakiri olma yolunda ilerliyor. Kullanımının tarihi 4 bin yıl öncesine dayanan yağmur suyunun, Türkiye’deki kullanım örnekleri kısıtlı kalıyor. Yağmur suyunun geri kazanımı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Helil İnay Kınay, “Yağmur suyunun değerlendirilmesi noktasında sadece bina ölçeğinde kalmadan, kentlerin yeşil altyapı ve doğa esaslı çözümler kapsamında yağmur suyunun kontrol edileceği, değerlendirileceği alternatif uygulamaların kentlerin ekolojik planlamasının da göz önünde bulundurulması gerekiyor” dedi.

“Yaşam sorunu büyüyor”
     Küresel iklim değişikliğinin ekolojik denge ve canlılar üzerindeki etkisinin derinleştiğini ifade eden Kınay, “Nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, doğal varlıkların kontrolsüz tüketimi, ormansızlaşma ile birlikte; çevresel etkilerin yönetilememesinin sonucu olarak ortaya çıkan iklim değişikliği ile su kısıtlılığının artması, kaynakların tükenmesi, kirlilik, aşırı doğa olayları dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşam için tehdit oluşturuyor. Hava sıcaklıklarındaki değişiklikler, su kaynaklarına etkiler, kuraklık, buharlaşma, çölleşme ile su yoksunluğunu yaşarken, bir taraftan da tarıma etkileri, ürün deseni ve kalitesindeki etkiler ile gıda ve yaşam sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bu sürecin ekolojik denge ve canlılar üzerindeki etkileri de değerlendirildiğinde su, gıda ve dolayısıyla yaşam sorunu büyüyor” diye konuştu.

“Ekolojik yıkım süreci yaşıyoruz”
     Türkiye’de 25 su havzasında yüzeysel sularımızın yaklaşık  %70’i, yeraltı sularının %40’ının kirli olduğunu belirten Kınay, “Ülkemizin kentleşme, sanayi, madencilik, tarım ve diğer yatırım süreçleri ile ilgili politika ve uygulamalara baktığımızda; arazi planlamasının yapılmadığı, orman alanları, doğal karakteri korunması gereken alanlar, meraların, tarım alanlarının kaybedildiği, vasfının yitirildiği, doğal tahrip edilerek yok edildiği ‘ekolojik yıkım’ olarak tanımladığımız bir süreci yaşıyoruz. Su havzalarının, kaynaklarının, sulak alanların korunması ve yönetiminin en önemli etken olduğu süreçte, maalesef ülkemizin su yönetimi karnesine baktığımızda kalite ve miktar olarak tablomuz yine karanlık. Bugün ülkemizde 25 su havzasında yüzeysel sularımızın yaklaşık  %70’i, yeraltı sularımızın %40’ının kirli olduğu bilimsel veriler ve kamunun raporları ile ortaya çıkıyor. Bu kapsamda su havzalarımızda yürütülen faaliyetler, alan kayıpları, ormansızlaşma, aşırı kontrolsüz su çekimi gibi faktörler yüzeysel ve yeraltı sularımızın akış rejimi ve miktarında azalma ile birlikte kirlilik sorunu olarak ortaya çıkıyor. Bu olumsuz faktörlere ilave olarak yağış rejimi ve sıcaklık faktöründeki düzensizlikler, değişiklikler eklendiğinde ülkemizin her bölgesinde olduğu gibi kentimizde de ‘Kuraklık ve etkileri’ni daha görünür yaşamaya başladık” ifadelerini kullandı.

“Türkiye su fakiri olma yolunda ilerliyor”
     Türkiye’de 2030 yılında kişi başına düşen su miktarının 1.120 metreküpe gerileyeceğinin öngörüldüğünü aktaran Kınay, “Geçmişten bugüne tabloya baktığımızda sıcaklıkların arttığı, yağışın azaldığı, gelen yağışın da kaynakları besleyecek yeterlilik ve kalitede olmadığı bir süreci yaşıyoruz. Bununla birlikte gelen yağış da, kentleşme ve altyapı eksiklikleri ile sele afete dönüşüyor. Türkiye kişi başına yıllık olarak düşen 1.519 metreküplük su miktarı ile ‘su sıkıntısı çeken’ bir ülke. Türkiye nüfusunun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağı ve kişi başına düşen su miktarının 1.120 metreküpe gerileyeceği öngörülüyor. İklim değişikliği etkisi ile birlikte şiddeti artan kuraklık süreci ile ülkemizde nüfus artışını birlikte değerlendirdiğimizde ülkemizin su fakiri olma yolunda ilerlediği görülüyor. Su Fakirlik İndeksinde Türkiye 147 ülke arasından 78’inci görünüyor” açıklamalarında bulundu.

“Kuraklık gıda sorununu beraberinde getirecek”
     Verilere göre Türkiye’nin büyük bölümünde olağanüstü ve çok şiddetli kuraklık ile karşı karşıya kalınacağını vurgulayan Kınay, “Faaliyetlerimizin çevresel boyutunu yönetemememizin bir sonucu olarak ortaya çıkan iklim değişikliği etkisi ile birlikte; şiddeti artan kuraklık süreci ülkemizde nüfus artışını da değerlendirdiğimizde ülkemizde kişi başına düşen su miktarının oldukça düşeceği ve kuraklık şiddeti ve etkisini çok daha büyük hissedeceği ortadadır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve NASA Ulusal Kuraklık Azaltma Merkezi tarafından paylaşılan kuraklık verileri ve haritaları değerlendirildiğinde de ülkemizin büyük bölümünde olağanüstü ve çok şiddetli kuraklık ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi.

“Sosyoekonomik sorunlar da ortaya çıkıyor”
     Kınay, “Yapılan araştırmalar; sıcaklık artışından Güney Doğu ve İç Anadolu gibi kurak ve yarı kurak bölgelerle, yeterli suya sahip olmayan Ege ve Akdeniz bölgelerinin daha çok etkileneceğini ortaya koyuyor. Dünya Bankası’nın 2016 Yılı Raporuna göre iklim değişikliği nedeniyle en fazla kuraklık yaşayacak ülkelerin başında ülkemiz de bulunuyor. Dünya Bankası Raporuna göre; Kuraklık nedeni ile ülke ekonomisinin küçüleceği, göç sürecinin yaşanacağı ve yaşanacak büyük kuraklığa karşın alınacak önlemlerin yetersiz kalacağı üzerine karanlık bir tablo çiziliyor. İklim değişikliğine bağlı olarak tarımsal üretimdeki azalma ve verimin düşmesi nedeni ile gıda sorunu ile birlikte özellikle kırsal bölgelerde yaşanacak sosyoekonomik sorunlar da kuraklığın etkisi olarak karşımıza çıkıyor” değerlendirmelerinde bulundu.

“Kentlerde sağlıklı yaşam için yeterli alt yapı yok”
     Kentleşme ile birlikte doğal varlıkların tüketimi sürecinde artış olduğuna dikkat çeken Kınay, “Nüfusumuzun %70’i kentlerde yaşıyor. Bu süreçte kentler bu nüfusun ihtiyacı olan sağlıklı yaşam koşullarını sağlayacak yeterli altyapıya sahip değil. Kentleşme ile birlikte doğal varlıkların tüketimi sürecinde de artış var. Bu noktada kentlerin planlanması ve yönetiminde ihtiyaç duyulan kaynakların doğru yönetilmesi, planlanması yaşamsal öneme sahip. Bu noktada doğa esaslı çözümler, yeşil altyapı, sürdürülebilir, dirençli kent kavramları ortaya çıkıyor” diye konuştu.

“Son 90 yılın en kurak Kasım’ı”
     İzmir’de 24 saatlik en yüksek yağışın 29.09.2006 tarihinde 145,3 mm kaydedildi ve yaşanılan süreçte yağış miktarının ortalamanın üzerinde olduğu görüldüğünü dile getiren Kınay, “Benzer yağışlarla geçmiş dönemde de karşılaşıldığı ve iklim değişikliği nedeni ile önümüzdeki yıllarda da sıklıkla karşılaşabileceğimiz gerçeğine göre hareket edilmesi gerektiği önem kazanmaktadır. Ülkemizde ve kentimizde de sonbahar dönemi ve kış başını mevsim normallerinin üzerinde hava sıcaklıkları ve kuraklıkla geçirdik. Meteorolojik verilere göre Ekim ayı yağışları %36, Kasım %40 Aralık %16 azaldığına dair veriler ile birlikte son 90 yılın en kurak kasım ayını yaşadığımız bilgisi paylaşıldı. Bir yandan kuraklık ve barajlarda azalan su miktarları, kentlerde su yönetimi, yağmur sularının kullanımı süreçlerini değerlendirirken, ülkemizde ve kentimizde farklı zamanlarda kısa aralıklarla yaşanan sağanak yağışlarla birlikte meydana gelen sel ve su baskınları ile karşı karşıya kaldık. Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan 1938-2019 yılı iklim verilerine göre Ocak ayı aylık toplam yağış miktarı ortalaması 136,1 mm, Şubat ayı aylık toplam yağış miktarı ortalaması 102,3 mm olarak belirtilmektedir” ifadelerini kullandı.

2020’de felaketlerin 332’si sel ve yağış
     Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmelerde; 2020 Yılında felaketlerin 332 sinin Sel ve yağış olarak gerçekleştiğini aktaran Kınay, “İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini aşırı sıcaklar, soğuklar, kuraklık, yağış rejimindeki değişiklikler, afet sayısı ve türündeki artışlar, kayıplar ile son yıllarda çok daha ağır yaşıyoruz. Hava sıcaklıklarındaki değişiklikler, su kaynaklarına etkiler, kuraklık, çölleşme ile su yoksunluğunu yaşarken, bir taraftan da tarıma etkileri, ürün deseni ve kalitesindeki etkiler ile gıda ve yaşam sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Geçmişten bugüne tabloya baktığımızda sıcaklıkların arttığı, yağışın azaldığı, gelen yağışın da kaynakları besleyecek yeterlilik ve kalitede olmadığını, kısa ve uzun süreli şiddetli yağışların sele ve su baskınlarına dönüştüğünü görüyoruz” dedi. Kınay afetlerle ilgili şu bilgileri verdi: “Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmelerde; 2020 Yılında felaketlerin 332 sinin Sel ve yağış olarak gerçekleştiği, 2019 dolu felaketinin en çok olduğu yıl olarak kayıtlara geçtiği belirtiliyor.  2019’da meteorolojik afetler en fazla Antalya, Mersin, Balıkesir, Ordu ve Muğla’da meydana geldi. En fazla şiddetli yağış/sel afeti ise İzmir, Balıkesir, Muğla, Ordu ve Zonguldak’ta gerçekleşti. Türkiye’de 2000’li yıllardan itibaren sel olaylarında artışlar yaşandı. Son 10 yıllık dönemde her yıl yaklaşık 100 ve daha fazla sayıda sel gerçekleşti. 2019 yılı, 1940’tan bu zamana kadar sel afetinin en fazla görüldüğü yıl olarak kayıtlara geçti.”

“Kentleşme süreci bilim ve mühendislik ışığında planlanmalı”
     Kentleşmenin, kentlerin altyapı ve planlama sürecinden daha hızlı ilerlediğine vurgu yapan Kınay, “Kentlerimizde geçmişten bugüne baktığımızda da sıcaklık, kuraklık ve yağış miktar ve şiddetindeki değişikliklerin artarak devam ettiğini görüyoruz. Kentleşme politikalarımız, plansız yapılaşma, ormansızlaşma, yeşil alanların kaybı, betonlaşma, altyapı eksiklikleri gibi süreçler yağışların sel ve afete dönüşmesi sonucunu oluşturuyor ve bu etki kentlerin altyapı ve planlama sürecindeki gelişimden çok daha hızlı ilerliyor.  Bu süreci daha keskin yaşayacağımız gerçeği ile kentlerimizin dirençli kent kavramı üzerinden acil olarak gerekli çalışmaları yürütülmesi ve kentleşme sürecinin bilim ve mühendislik ışığında planlanması gerekiyor” değerlendirmelerinde bulundu.

Sarnıç tekrar önem kazanıyor
     Yağış ve sel ile birlikte toprağı ve su kaynaklarımızı beslemesi gereken yağmur suyunu da kaybettiğimize vurgu yapan Kınay, “Diğer taraftan yağış ile gelen suyun bir miktarı toprağı ve su kaynaklarını beslerken bir miktarını buharlaşma ile yüzeysel akış ile kaybediyoruz. Yağmur suyunun sarnıçlarda toplanarak çeşitli amaçlarla kullanımı tarihi su yapılarında sarnıç olarak gördüğümüz bir uygulamadır. Su kaynaklarının azaldığı günümüzde, bu yöntem tekrar önem kazanmış, özellikle az yağış alan bölgelerde tercih edilmeye başlanmıştır. Kırsal alanlarda, kentlerde, yapılarda; yağmur sularının farklı çözümlerle toplanıp, depolanarak kullanılması yağmur suyu hasadı olarak tanımlanıyor. Yapılarda; Çatı ve yüzeylerden akan yağmur suyunun toplanarak, depolanması ve basit bir arıtma sistemi kullanılmak sureti ile tüketim amacı ile sulama, binalarda rezervuar, çamaşır yıkama vb. kullanım amacı ile kullanılması ve su kaynaklarına yönelik tüketim baskısının azaltılmasına yönelik alternatif bir yöntem” diye konuştu.

“Yağmur suyu ile %40 tasarruf sağlanabilir”
     Amerika Çevre Koruma Ajansı’na (EPA) verilerine göre; evlerimizde kullandığımız suyun %26,7’sinin tuvaletlerde sifonlarda, % 21,7′sinin çamaşır makinalarında, % 16,8’inin duşta tüketildiğini aktaran Kınay, “Ülkemizdeki tüketim verilerini de değerlendirdiğimizde yaklaşık %40’lık bir oranda su tasarrufu sağlanabileceği öngörülüyor. Kentlerde ve kırsal alanlarda yağmur suyunu toplamak, yüzey akışını kontrol ederek doğa tabanlı çözümler ile yönetmek, gri su, arıtılmış atık suların kullanımı gibi uygulamaları geliştirmek zorundayız” dedi.

Depolama sistemleri kuruluyor
     Belediyelerin yağmur suyu geri kazanımı ile ilgili olarak hayata geçirdiği uygulamaları paylaşan Kınay şu bilgileri verdi: “Ankara Büyükşehir Belediyesi, 40 parka yağmur suyu depolama sistemi kuracağını ve park, bahçe ve rekreasyon alanlarını bu depolardaki suyu kullanarak sulayacağını açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise İmar Yönetmeliği’nde değişiklik yaptı ve 1000 metrekarenin üzerindeki parsellerde, kamu yapılarında, alışveriş merkezi ve inşaat alanı 5000 metrekareyi geçen ticari yapılarda binaları zemin suyundan korumak, bahçe sulamak, oto yıkama, tuvalet rezervuarları vb. yerlerde kullanılmak üzere bir drenaj sistemi oluşturularak, çatı ve zemin sularının yer altında oluşturulacak sarnıçta toplanması zorunlu hale getirildi. Zonguldak Çaycuma Belediyesi, benzer bir uygulamayı 2 yıl önce hayata geçirdi ve minimum 200 metrekare taban alanı olan yapılarda yağmur suyu toplama sistemi kurmak zorunlu hale getirildi. 500 ile 1000 litreye kadar yağmur suyu depo alanı yapmayan yeni binaya ruhsat verilmemesi kararlaştırıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayınlanan; Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile 2 bin metrekareden büyük parsellerde yapılacak yapılarda mekanik tesisat projesine; çatı yüzeyi yağmur sularının, tabii zemin altında tesis edilecek yağmur suyu toplama tankında toplanması, gerekmesi halinde filtre edilerek yeniden kullanılması amacıyla yağmursuyu toplama sistemi projesinin de eklenmesi, İlgili idarelerce daha küçük parsellere ilişkin de zorunluluk getirilebileceğine yönelik düzenleme yapıldı.”
     Gelişmeleri, yağmur suyunun depolanması ve kullanılması sürecine ilişkin bu değerlendirme olumlu bir adım olarak değerlendiren Kınay, “Yönetmelik uygulaması sürecinde uzman mühendislik disiplini ile doğru projeler ile yürütülmesi, izlenebilirliği ve uygulama süreci de sistemin bir parçası olarak karşımızda” dedi.

“Yağmur suyunu doğru kullanmak zorunluluk haline geldi”
     Kınay, “Kentlerimizde suyun yönetimi sürecinde yukarıda da ifade ettiğimiz yönetimsel uygulamalar kapsamında suyu doğru kullanmak, tasarruf etmek, yönetebilmek için tüm alternatiflerin sağlıklı olarak değerlendirilmesi artık zorunluluk haline gelmiş durumda. Bu noktada kentlerimizde kent yönetiminde su ihtiyacının karşılanması, binalar ve sulama ihtiyaçlarına ilişkin süreçlerde de suyun geri kazanımı, yeniden kullanımı, yağmur suyunun etkili ve verimli değerlendirilmesi önemli aktörlerden” diye konuştu.

“Yağmur suyu kullanılması bina ölçeğinde kalmamalı”
     Ülkemizde yağmur suyu kullanımının çeşitli örneklerle sınırlı kaldığına dikkat çeken Kınay, “Yağmur suyu kullanımının tarihi 4 bin yıl öncesine dayanıyor. Sarnıç yapıları ile ülkemizde de farklı bölgelerde çokça karşılaştığımız uygulama; Ancak günümüzde Avrupa’da daha yaygın kullanılırken; sürdürülebilir yeşil binalar kavramı üzerinden ülkemizdeki kullanım örnekleri kısıtlı kalıyor. Bakanlığın son uygulaması ile birlikte bu sürecin hızlanacağı öngörülmekte. Ancak yağmur suyunun değerlendirilmesi noktasında sadece bina ölçeğinde kalmadan, kentlerin yeşil altyapı ve doğa esaslı çözümler kapsamında yağmur suyunun kontrol edileceği, değerlendirileceği alternatif uygulamaların kentlerin ekolojik planlamasının da göz önünde bulundurulması gerekiyor” değerlendirmelerinde bulundu.


+ Benzer Haberler
» Patates üreticisi alternatif pazarlama istiyor
» Dokak: 81 il düğün tarihi bekliyor
» İzmir Limanı’nda planlı yatırımlar hız kesmiyor
» Gelinlikçiler hükümetten düğün tarihi bekliyor
» “Turistleri ‘işaret dili’ ile ağırlayacağız”
» “Kur düzelmezse ihracatta zor günler gelecek”
» Kuruyemişte ‘ev dışı tüketim’ azaldı
» Kısıtlamalar mahpusların ruh sağlığını hapsediyor
» STK’ların geleceğini Z kuşağı belirleyecek
» Aztekin: Esnaf, yasal düzenlemeleri bekliyor


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 27.02.2021
  Ticaret 26.02.2021
  Ticaret 25.02.2021
  Ticaret 24.02.2021
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni