• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

‘Düşünce fabrikaları’, Dünya politikasını şekillendiriyor

12 Aralık 2019 Perşembe 07:00
12
14
16
18



     20. yüzyılın son yıllarından başlayıp günümüze kadar devam eden süreçte Düşünce Kuruluşları(Think Tank), uluslararası ilişkiler başta olmak üzere devlet politikalarının şekillenme sürecinde etkili oldu.
     İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde aktif rol alan düşünce kuruluşlarının, sonrasında sadece ABD değil dünyadaki birçok ülkenin politika şekillendirme süreçlerinde yer bulduğunu görüyoruz. Diğer bir ifade ile bu “düşünce fabrikaları”, önümüzdeki dönemde de dünya ekonomisi ve politikasında ağırlıklarını hissettirmeye devam ettirecek.
     Düşünce Kuruluşları(Think Tank), devletlerin karar alma süreçlerinin etkinliği artırmak, doğru politikalar izlenmesini sağlamak amacıyla, söylemsel olarak bir algı oluşturmak için faaliyet gösteriyor.
     Özel ve nitelikli çalışma/araştırma merkezleri olarak ifade edilen düşünce kuruluşları, iç politika da toplumun karşılaştığı sorunları tartışma ortamına sokup problemlerin değerlendirilerek doğru ve meşru sonuçlar elde edilmesini amaçlıyor.
    Türkiye’de de think-tank sayısı anlamında son yıllarda olumlu gelişmeler gözlemleniyor. Ancak düşünce kuruluşlarının aktif olduğu ülkeler ile kıyaslandığında özellikle niteliksel anlamda çalışmaların beklenilen düzeyde olmadığı ifade ediliyor. Kanaat önderleri; bu tablonun ortaya çıkmasında ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel etkenlerin büyük rolü olduğuna dikkat çekiyorlar.  Kanaat önderleri; Türkiye’de düşünce kuruluşlarının öneminin henüz tam kavranamadığı, devlet tarafından yeterli destek bulamadığı, özel sektörün yeterince ekonomik destek sağlayamadığında birleşiyorlar. Bu da rakamlara yansıyor. Bugün Türkiye’de kurulu olarak görünen 100 civarında think-tank kuruluşu var. Ancak aktif çalışan sayı 20-30 üzerine çıkamıyor.

THİNK-TANK NEDİR?
      Tüm dünyada think-tank kavramının kat’î çizgilerle tanımlanmış bir yapısı yok. Bu konuda farklı görüşler var ve bu görüşlere baktığımızda ortaya çıkan tablo şöyle:
         - Think-tank; düşünce kuruluşu anlamına geliyor. Yaptıkları araştırmalarla karar alıcıların politikasında etkili olmayı hedefliyor. Halkı gündemde olan konuya göre bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Araştırmacılardan oluşan bir organizasyon.
         - Düşünce kuruluşları; herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı gütmüyor. Araştırma yapmak amacıyla oluşturulan, akademik dünya ile devletlerin veya hükümetlerin politikalarının uygulamaya geçirilmesinde köprü vazifesi gören bağımsız kuruluşlardır.
         - Düşünce kuruluşları; farklı formlarda, sosyal, ekonomik, kültürel, askeri, teknoloji gibi farklı alanlarda araştırmalar yapan, stratejiler, analizler üreten kuruluşlardır.
      Birçok düşünce kuruluşu, hükümetlerce, çıkar gruplarınca veya iş dünyasınca desteklenip ve finanse ediliyor. Bazen de danışmanlık ve araştırmalardan da gelir elde edilebiliyor.
      “Entelektüel girişimciler” olarak da adlandırabileceğimiz bu düşünce kuruluşları, özgür, bağımsız yapılarıyla; yeni fikirler ve siyasi inisiyatifler yaratma aşamasında, siyasi partilerin baskılarından arınmış kurumlar olarak farklı ve yenilikçi birçok fikir ortaya koyabiliyor.
      Kimi akademik çevreye göre ise think-tank kavramını “düşünce kuruluşu” olarak isimlendirmek pek açıklayıcı olmamakta. Bu tezi savunanlar; akademisyenler ve gazetecilerin de politik veya toplumsal konularda düşünce üretip raporlama yaptıklarını ve onlara da “think-tank” denmeyeceğini örnek göstermekteler. “Siyasa (Policy) veya Araştırma Enstitüsü” gibi alternatif isimlendirmeleri çok daha açıklayıcı gösteriyorlar.
      Think-tank kısaca “Araştırma merkezi, düşünce ve nazariye üreten uzmanlar kurulu” olarak tanımlanabilir. ‘Düşünce kuruluşu’ ya da ‘Araştırma merkezi’ hem akademik camiada hem de pratikte en çok tercih edilen kullanım olarak karşımıza çıkıyor. Doğrusu think-tank yerine kullanılabilecek bir başka terim üzerinde henüz uzlaşılamadığını görüyoruz.
      Bir think-tank’i gerçek anlamıyla başarılı kılan, özgür ve yenilikçi fikirler üretebilmek adına bağımsızlık öncelikli olması. Bu nedenle düşünce kuruluşlarının bağımsızlığı büyük bir öneme sahip. Bağımsız düşünce kuruluşları, hükümet kaynaklarının aksine hükümet dışı fonlardan besleniyor. Öyle ki bu durum onları hükümet dâhilindeki fonlardan beslenen toplulukların aksine, siyasi baskılardan ve yönlendirmelerden koruyarak, onlara farklı, yenilikçi ve alternatif politikalar üretmeleri konusunda destek sağlıyor.

3 GRUPTA THİNK TANK GERÇEĞİ…
      Genel olarak think tank’ler üç grupta değerlendiriliyor.
      Birinci grup think tank’ler, öğrencisiz üniversite adını da taşıyan ideolojik bir yön aramadan hizmet sunan ve ticari kazancı ve prestiji önceleyen kuruluşlar. Bu kategoriye; sosyal devlet ilkesine karşı çıkan Brookings Instution, muhafazakâr yönü kuvvetli American Enterprise Instıtute, liberal politikaları destekleyen Cato Instution, Avrupa’dan Royal Institute of International Affairs(İngiltere), Wissenschaft und Politik (Almanya) gibi kuruluşlar örnek verilebilir. Bu gruptaki kuruluşlar gizli ibaresi olmayan çalışmalarını basıyor ve internetten yayınlıyor.
      İkinci grup think tank’ler ise ideolojik yönleri belli olmasına rağmen kendilerini bağımsız olarak tanımlayan ve kazançtan çok ortak çıkarları amaçlayan kuruluşlar olarak karşımıza çıkıyor.
      Tek adam işletmesinden başlayıp gelişen büyüyen kuruluşlara kamuoyu araştırma şirketleri de dâhil. Bu gruba örnek olarak Heritage Foundation, Institute for Policy Studies, Adam Smith Institute, Öko-Institut, Fraknfurter Institut verilebilir.
      Üçüncü grup think tank’ler de çıkar amaçlı kuruluşlar bulunuyor. Bu kuruluşlar sendika veya siyasi partilerle organik bağları olan enstitüleri içinde barındırıyor. Bu türden enstitüler bağlı oldukları organizasyonun politik hedeflerine ulaşması için gerekli yöntem ve söylemi üretirler ve bu işlevleri dolayısıyla ABD’de politik işletmeler olarak anılıp; halkla ilişkiler uzmanları ya da lobiciler ile aynı kategoride değerlendiriliyor.
      Bilhassa soğuk savaş sürecinde Amerika ve Avrupa’daki kuruluşlar; dış politika ve güvenlik alanlarında düşünce üretmekle kendilerini yükümlü hissettiğini görüyoruz.

“THİNK TANK” İFADESİ İLK KEZ 1927 YILINDA KULLANILDI
      “Think Tank” ifadesi ilk olarak Brookings Instution tarafından 1927 yılında kullanmış ancak popüler anlamda kullanımı 1950’li yılları bulmuştur. ‘Düşünce Kuruluşları’ Amerika’da daha faald ve aktiftirler, diğer bir tabirle ABD’deki kuruluşlar hükümet politikalarında önemli bir yere sahip.
      Günümüz dünyasında çok sayıda düşünce kuruluşu bulunuyor. En fazla think tank, ABD’de bulunmakta olup sayıları yaklaşık bin 800 civarında.
      En güncel verilere göre 2012 yılı itibarıyla Avrupa Birliği’nde bin 485, Çin’de 425, Hindistan’da 292, İngiltere’de 286, Almanya 194, Fransa’da 176 düşünce kuruluşunun olduğunu görülüyor.
      Düşünce kuruluşu, araştırma kuruluşu vb. olarak ifade edilen bu kurumların aynı bağımsızlık ve nesnellikte oldukları söylenememekte. Dünyadaki kuruluşlara bakıldığında, durumun ne kadar karmaşık olduğunu görülecek. James G. McGann tarafından bu kuruluşlar altı kategoride değerlendiriliyor.

         I. Siyasi Partilerle Doğrudan İlişkili (örnek: Almanya’da Hıristiyan Demokrat Birliği’ne bağlı Konrad Adenauer Vakfı),
        II. Devletle Doğrudan İlişkili (örnek: Çin Kalkınma Enstitüsü),
       III. Yarı-Devlet yani devletten büyük finans desteği alan ama resmi olarak devletin bir parçası olmayanlar (örnek: ABD’de Woodrow Wilson International Center for Scholars),
       IV. Bağımsız (örnek: ABD’de Brookings Enstitüsü ve İngiltere’de Chatham House),
        V. Yarı-bağımsız yani devletten bağımsız olan fakat kaynaklarının çoğunu belli bir bağışçıdan alanlar (örnek: Belçika’da European Trade Unìon Institute, AB ve Ticaret Odaları Birliği tarafından finanse edilmektedir),
        VI. Üniversiteye Bağlı (Örnek: Stanford Üniversitesine bağlı Hoover Enstitüsü).

DÜŞÜNCE KURULUŞLARININ ÖNEMİ…
      Bazı Batılı ülkelerde düşünce/araştırma kuruluşlarının gerek iç, gerekse dış siyasetin oluşturulmasında geleneksel olarak önemli rolleri bulunuyor.
      Bir anlamda düşünce kuruluşları Batı’nın asırlık danışmanlık geleneğinin kurumsallaşması olarak tanımlanıyor. Bu kuruluşlar belli alanlarda uzmanlaşırlar, ülkenin ana sorunlarında nitelikli uzmanlık ve örgütlenmeyi temin ederler.
      Düşünce kuruluşlarını, o ülke için hayati bilgileri ve analizleri üreten, yüksek katma değerli mamul ortaya koyan fabrikalar gibi görmek de mümkün. Bu bağlamda; gelişmeyi sağlayan diğer bilgi kurumları gibi düşünce kuruluşları da adaletin, kalkınmanın ve ilerlemenin vazgeçilmez aktörleri olarak görülebilir.
      Kanaat önderleri; bu konuda “Bir ulus kendi kavramlarını, kendi analizlerini ve yaklaşımlarını geliştirmediği sürece başka ülkelerin kavram ve analizlerine mahkûm olur. Bu ise fikri bağımlılıktır ki, bağımlılıkların en tehlikesidir” değerlendirmeleriyle dikkat çekiyorlar.

ABD BU KONUDA NEDEN BAŞARILI?
ABD’deki think tank’lerin dünya çapında güçlü olmasının sebepleri ise şöyle sıralanıyor:
      • Fikir, rapor ve belgelerini yönetime ulaştırma konusunda çok az engelle karşılaşmaları,
      • Görüş, rapor ve belgeleri hem iç hem de uluslararası kamuoyuna rahat aktarabilmeleri,
      • Çok geniş bütçelerinin olmaları.

     Özellikle dış politika da çok etkin olan ABD ‘think tank’leri, ürettikleri fikir ve öngörülerini yaygın hale getirerek meşrulaştırmak, öne çıkartarak hem politika belirleyip hem de yüklü miktarlarda paralar kazanabilmek için çeşitli taktikler oluşturmakta ve değişik kanallarla yönetime ulaşmak için uğraşıyorlar.
      Raporlar yayınlaması, dergi ve kitap gibi yayınlar çıkarılması ve proje üretilmesi gibi çalışmalar bu kuruluşların temel uğraş alanları ve bu yayınlar ABD başkanları, temsilciler meclisi ve senato üyeleri tarafından dikkate alınıyor. ABD’nin yönetsel karar alma mekanizmaları için think tank’ler hayati öneme sahip kuruluşlar olarak ifade ediliyor.
      Bu kuruluşlar yayınların ve önerilerin dışında ayrıca yönetime gelen hükümetler için nitelikli ve yetişmiş eleman da sağlayarak karar alma süreçlerine her şekilde dâhil oluyorlar.
      Bu anlamda dikkat edilecek olursa ABD’de think tank’ler devletle iç içe ve iç kamuoyundan uluslararası ilişkilere kadar her noktada, görünen ve görünmeyen tüm devlet kademelerini yönlendirebiliyor. Bu yüzden devletin farklı kademelerinden bağışlar ve destekler alabiliyor.

TÜRKİYE’DE DÜŞÜNCE KURULUŞLARININ GELİŞİMİ
      Türkiye’deki Düşünce Kuruluşları’nın işleyişinin Amerika ve Avrupa’daki gibi olmadığını görüyoruz. ‘Düşünce Kuruluşları’, Türkiye’deki yapılanmalarının ilk yıllarında hükümetlerin politika belirleme süreçlerinde yer almamakta idiler. Her ne kadar think-tank sayısı ve niteliği anlamında son yıllarda olumlu gelişmeler gözlemlense de gelişmenin beklenilen düzeyde olmadığı bir gerçek. Türkiye’de kâğıt üzerinde 100 civarında think-tank görünmesine rağmen fiiliyatta sayının o kadar olmadığı görülecek. Dolayısıyla Türkiye gibi bölgesel liderliğe soyunan bir ülkenin düşünce/araştırma kuruluşu anlamında çok daha ileri düzeylere gelmiş olması gerekiyor.
      Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının ilk temeli 1969 yılında Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi ile atıldı.
      1974 yılında kurulan “Dış Politika Enstitüsü” bu temeli yükseltmek istemiş ama 90’lara kadar yeni merkezler kurulmamış. 90’lı yıllarda konuya ilgi artmış ve Genelkurmay Başkanlığı’ndan sivil toplum örgütlerine kadar farklı kulvarlarda değişik düşünce kuruluşları kurulmaya başlanmış. Değişen dünya şartlarının Türkiye’ye yüklemiş olduğu yeni görevler, bu kuruluşların önemini ve sayısını arttırmış, Türkiye’nin AB üyeliği ve bu üyelik için yapılan çalışmalar da think tankler’in Türkiye’de varlığını ve etkisini genişletmesinde yararlı olduğunu görüyoruz.
      Son yıllarda Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan araştırma merkezleri, bürokrat, akademisyen ve/veya nitelikli, konusunda uzman araştırmacılarla bünyesini kuvvetlendirmiş olan düşünce kuruluşları gibi yapılar, dış politika yapımında kendisinden görüş ve öneri alınan kuruluşlar haline gelmeye başladı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir zihniyet dönüşümü içerisine girmiş, sürekli dile getirilen “Küresel Köy: Dünya” kavramına uygun bir şekilde çok eksenli dış politika sisteminin desteklenmesi için araştırma merkezlerine, düşünce kuruluşlarına değer verir hale geldiğini görüyoruz.
      Türkiye’nin her anlamda gelişmesiyle ortaya çıkan ve gün geçtikçe nicelik yanında nitelik de kazanan Türk düşünce kuruluşları Türkiye’nin geleceğinde de büyük rol oynayacaklar.
      Ekonomide, sanayide, tarımda ve gün geçtikçe bilimde kendisini ispatlayan bir Türkiye, yerelden ulusala doğru yol almayı bilen ve yol gösterici özellikleriyle dolu dolu ürünler ortaya koyan düşünce kuruluşları ile 2023 ve ileriki dönemler hedeflerine daha güçlü adımlar ile koşacağı öngörülüyor.
      Bu noktada araştırma merkezlerinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu bağlamda Dışişleri’nin izlediği politika ülkemizde nitelikli araştırma merkezlerinin sayısının artmasına neden oldu. Araştırma merkezlerinin sayı ile ifade edilmesi doğru olmamakla birlikte nitelikli araştırma merkezlerinin sayısı ülkemiz için önem arz ediyor.  
      Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının ekseriyeti 2000 yılı ve sonrasında kuruldu. Son yıllarda think tank’lere ihtiyacın arttığını gören gerek akademik camia gerekse farklı vakıflar, eksiklik gördükleri sahalarda aktif rol oynamak üzere kendi düşünce kuruluşlarını/araştırma merkezlerini kurduklarını görüyoruz. Ancak niceliksel olarak sayıları hızla artmakla birlikte, birçok araştırma merkezinin faal çalışamadığı, başlangıç aşamasından çok fazla ileriye gidemediği de görülüyor.

BU KONUDA TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ…
      Türkiye’de her ne kadar think-tank sayısı ve niteliği anlamında son yıllarda olumlu gelişmeler gözlemlense de gelişmenin beklenilen düzeyde olmadığı bir gerçek. Dolayısıyla Türkiye gibi bölgesel liderliğe soyunan bir ülkenin think-tank anlamında çok daha ileri düzeylere gelmiş olması gerekiyor.
      Türkiye’de faaliyet gösteren think-tanklerin önemli sorunlarla karşılaştığı ifade ediliyor. Bunların başında ekonomik sorunlar gelse de bu kuruluşları kendi bünyelerinden kaynaklanan sorunlar da dikkat çekiyor.
      Think-tank’lerin Türkiye’de genellikle dış politika alanında yoğunlaştıkları görülüyor. Günümüzde hemen hemen her alanda think tank’lerin yapacakları analizlere ve belirleyecekleri stratejilere göre politika üretilmesine ihtiyaç var.
      Think-tank’ler henüz Türkiye’de hak ettikleri saygınlığa sahip değil. Bu kuruluşların gerekli ilgiyi ve saygınlığı kazanmaları durumunda genç beyinlerin bu kuruluşlara daha çok yönelebileceği düşünülüyor.
      Think-tank’ler en başta yaşadıkları ekonomik sorunlardan dolayı Türkiye’de tam anlamıyla bağımsız davranamıyorlar. Bu da yaptıkları araştırmalara ve çalışmalara yönelik önyargılar oluşmasına ve verilen emeklerin yeterli karşılığı ve ilgiyi görememesine neden oluyor.

PEKİ TÜRKİYE NE YAPMALI?
      Türkiye’de think-tanklerin gerekirse devlet kaynaklarından teşvik edilmeleri (örneğin; kuruluşlarından sonraki ilk beş yıl için idari ve kuruluş masraflarına yönelik vb.) bu kurumların sağlam bir şekilde kurumsallaşmalarına destek olabilecek.
      Türkiye’de sadece dış politika değil, ticaret, turizm, çevre, sağlık vb. alanlarda da strateji geliştirilmesi ve araştırma yapılması için gerekirse devletin bu tür think-tank kurulumuna teşvik etmesi öneriliyor.
      Anadolu’nun değişik büyük illerinde de artık bu tür think-tanklerin açılması mümkün olabilirse ülkenin tüm beyin kaynaklarının bu fikir üretme yarışına olumlu anlamda katkı sunabileceği ifade ediliyor.
      Öğrencilerin bu tür kurumlarda staj yapmalarının teşvik edilmesi amacıyla yaptıkları stajların bir derste alınan krediler yerine sayılmasının daha genç ve dinamik araştırmacıların yetişmesine büyük katkı sağlayacağına dikkat çekiliyor.
      Yine think-tank’lerde çalışacak stajyerlere verilecek ücretin belli bir kısmının devlet tarafından sübvanse edilmesi de bu think-tank’leri genç eleman alıp yetiştirme yönünde teşvik nedeni olabilecek.

KISACASI…
      Günümüzde eğitim, sağlık, ekonomi, politika, savunma stratejileri ve çevre gibi hayatın her alanında yeni yaklaşımlara orijinal fikirlere ihtiyaç var. Bu da bol bol beyin fırtınası yapan genç ve dinamik insanlarla olacak.
      Düşünce kuruluşları bir toplumun potansiyelini yönetim ile sanayi ile hizmet sektörü ile birleştirmesini sağlayan üniversite gibi kanallardan biri. Bu kanalın yerli, ülkeyi iyi tanıyan araştırmacılardan oluşması daha iyi olacağına vurgu yapılıyor. Aksi takdirde başka bir ülkenin düşünce kuruluşlarının, başka bir ülke için plan yapması, düşünce üretmesi mümkün olsa da, üretilen proje ve düşüncelerin hangi amaçla üretildiği, o ülkenin ihtiyaçları ile tutarlılığı her zaman tartışma götürecek.
      Öyleyse düşünce kuruluşları bir ülkenin üniversitelerle beraber beyni konumunda. Onlar olmadan ülkeye has, ülkenin çıkarı merkezli, ülkenin değerleri, tarihi, insanı ile barışık düşünceler, projeler üretilmesi, senaryolar yazılması neredeyse imkânsız gibi görünüyor.
      Bu nedenle, gelecek için hayal kurup, bugünden hazırlık yapan bireyler; ar-ge ve tasarım konusuna kaynak ayırarak yenilikçilik, yaratıcılık yetkinliklerini geliştiren şirketler ve gelecek politikalarını belirlemek için düşünce merkezleri kurarak fikri hazırlıklarını geliştiren ülkeler arzu ettikleri geleceği hazırlama konusunda daha başarılı sonuçlar elde edebiliyor. Bu konuda kanaat önderleri önerilerini şöyle ifade ediyorlar:
      “Türkiye’de düşünce kuruluşlarına hangi parti iktidara gelirse gelsin şüphe ile bakılmamalı, hangi açıdan olaylara bakılırsa bakılsın düşünce kuruluşları desteklenmeli, işbirliği yapılmalı, somut yüz yüze gelinen sorunların çözümünde, politika alternatiflerinin ortaya çıkarılmasında düşünce kuruluşlarından destek alınmalıdır. Açıkçası düşünce üretiminin ne kadar önemli olduğunu idrak edilmez ve hızla açığı kapatılmaz ise başkalarının inşa ettiği dünyalarda yaşanmaya mahkûm olunacaktır. Kendi kelimelerimizi, kendi kavramlarımız üretilmez ise sadece Türkiye’nin bağımsızlığı, huzuru, istikrar ve kalkınması değil, akıllar da yabancı unsurların işgali altına girebilir. Dolayısıyla bu think-tank’lerde çalışacak genç beyinlerin yetiştirilmesinin yanı sıra bu merkezlere her türlü destek olunmasının da toplum, devlet ve özel sektör olarak benimsenmesi gerekir. Aksi takdirde bu alanda Türkiye’nin açığı giderek kapanamaz boyuta gelip sadece diğer güçlü aktörlerin hamlelerinin izlenmesi durumunda kalınabilir.”


RAKAMLARLA AMERİKAN THİNK-TANK ENDÜSTRİSİ

     Medyanın gelişmesi ve küreselleşme ve sosyal medya sayesinde başlayan bilgi bombardımanı, bu bilgileri süzüp anlamlı hale getirecek kalifiye personel ihtiyacını ortaya çıkardı.
      Washington D.C.’de yeni kurulan Çin Halk Cumhuriyeti orijinli tek think-tank (düşünce kuruluşu) olan ICAS (Institute for China-America Studies, Çin-Amerika Çalışmaları Enstitüsü), Amerika Birleşik Devletleri’ndeki think-tank endüstrisi hakkında 31 Mayıs 2016 tarihinde Alek Chance imzalı bir rapor yayınladı.
      “Think Tanks in the United States: Activities, Agendas, and Influence” (ABD’deki Düşünce Kuruluşları: Aktiviteler, Ajandalar ve Etkileri) adlı rapor, Çin-ABD ilişkilerinin başta Güney Çin Denizi’ndeki ihtilaflar ve dünya ekonomik liderliği gibi konularda sorunlu bir dönemden geçtiği de düşünüldüğünde, önemli bir çalışma idi.  Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ tarafından Türkçeye verilen raporda dikkat çeken hususlar var.
      ABD’de günümüzde 1830 civarında düşünce kuruluşu olduğunu belirten rapor göre, tüm dünyada bu alanda yalnızca 6 bin 618 kuruluş olduğunu söyleyerek, ABD’nin bu alandaki öncü konumuna dikkat çekiyor.

     Bu sektörün ABD’deki yıllık geliri ise 1 milyar dolar civarında. Bu rakamlar, kimileri için çok da etkileyici olmasa da, Chance’e göre, ABD’deki think-tank’ler, politika yapım ve karar alma süreçlerinde Amerikan yükseköğretim kurumlarından bile daha etkili konumda. Bunun sebebi ise, Amerikalı siyasetçiler (yasa yapıcılar) ve think-tank’ler arasında, yıllar içerisinde güçlü bir bağımlılık ilişkisinin kurulmuş olması. Brookings, CFR (Council on Foreign Relations) ve Carnegie Endowment gibi köklü kuruluşlar “öğrencisiz üniversite” olarak değerlendirilen saygın kurumlar olmasına karşın, Amerikan think-tank’lerinin yapıları birbirinden oldukça farklı. Nitekim bu think-tank’ler arasında 290 milyon dolar geliri ve 2000 civarında çalışanı olan RAND Corporation gibi çok büyük kurumlar olduğu gibi, birkaç çalışanın yönettiği ve gazetecilik-akademisyenlik-düşünce kuruluşu arasında bir yerde konumlanan -bütçeleri 1 milyon dolardan daha küçük- kuruluşlar da var. ABD’de think-tank’lerin bu derece önemli olmasının en önemli sebebi ise, sivil bürokrasinin zaafiyeti ve parti disiplininin olmaması nedeniyle, sistemde uzman kişilerin son derece gerekli olması olarak gösteriliyor. Ayrıca yayın yapma zorunluluğu hisseden akademisyenlerin aksine, ABD’de think-tank çalışanlarının özgürce çalışabilmeleri, onları daha verimli ve alanında uzman kişiler haline getiriyor.

      ABD’de ilk think-tank dalgası 20. yüzyıl başlarında yaşanmıştır. Bu dönemde kurulan think-tank’ler arasında Carnegie Endowment for International Peace (1910), Brookings Institution (1916), Hoover Institution (1919) ve Council on Foreign Relations (1921) var. Bu kuruluşlar, kendilerini siyasi etkiden uzak tutmayı başarmış ve farklı fikirlere yer veren demokratik yapıları sayesinde yasa ve politika yapıcılar için saygın kuruluşlar haline gelmişler. Bu dönemde özellikle Büyük Buhran’ın nedenleri üzerine yapılan çalışmalarla ve ekonomik krize yönelik çözüm önerileriyle dikkat çeken birinci nesil Amerikan think-tank’leri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin yeni dış politikasına paralel olarak daha önemli roller üstlenmişler. Örneğin, Brookings Marshall Planı’na yön verirken, CFR de ABD’nin Sovyetleri çevreleme politikasına büyük ölçüde yön veren kuruluş olmuş. ABD Hava Kuvvetleri, think-tank’lerin önemi ve ABD’nin yeni ve küresel çaptaki dış politika anlayışının gerektirdiği uzmanlığın farkına vararak, 1945 yılında RAND’ı kurmuş. RAND ve benzeri düşünce kuruluşları, ABD’nin ikinci nesil think-tank’leri olmuş. 1973 yılında Heritage Foundation’ın kurulması ise, ABD tarihi açısından bir diğer önemli dönüm noktası olmuş. Serbest girişimcilik ve muhafazakâr değerlerin korunması amacıyla siyasetçilere kapsamlı raporlar hazırlamak için kurulan Heritage, modern düşünce kuruluşlarının ilk örneklerinden olmuş. Heritage, iki yönüyle önceki düşünce kuruluşlarından daha farklı.

     İlk olarak, Heritage, think-tanklerin çalışma alanlarını çok genişletmiş ve daha çok savunma politikası ve dış politika ile sınırlı olan think-tanklerin tüm siyasi konularda raporlar yazabilmesini sağlamış. İkinci olarak, Heritage, tarafsız think-tank tarzını sona erdirmiş ve muhafazakâr ve milliyetçi değerlerin korunması konusunda taraf olan ve bu alanda çok daha ağır basan düşünce kuruluşları ekolünü ABD’de başlatmış. Nitekim bir araştırmaya göre, bugün de ABD’deki sağ/muhafazakâr düşünce kuruluşları, sol/liberal düşünce kuruluşlarının 3 katı oranında. 1980 yılından beri, ABD’deki düşünce kuruluşlarının sayısı hızla artmakta. Ancak bu eğilim, siyasi/ideolojik eğilimli düşünce kuruluşlarının da hızla artmasına neden olmuş.
      Alek Chance, raporunun sonraki bölümünde Amerikan think-tank endüstrisi hakkında önemli bazı istatistiklere yer veriyor. Buna göre; ABD’de 1.830 civarında think-tank var. Dünyadaki think-tank’lerin yüzde 60’ı ABD ya da Avrupa’da. Dünyadaki think-tank’lerin yüzde 90’ı 1951’den sonra kurulmuş. Amerikan think-tank’lerinin sayısı, 1980 yılından beri önceki dönemin iki katına çıkmış. 1980 sonrası kurulan Amerikan think-tank’lerinin büyük çoğunluğu, bazı özel alanlarda/konularda uzmanlaşmışlar. Amerikan think-tank’lerinin yaklaşık dörtte biri Washington D.C.’de faaliyet gösteriyor.


     Pensilvanya Üniversitesi Sivil Toplum Programı The Global Go To Think Tank Endeksi ise Türkiye’de olan think tank sayısını 32 olarak belirtiyor.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi içerisinde değerlendirilen Türk think tank’lerden, listeye göre dünya çapında etki gösterenlerin sayısı ise sadece 11.
     Dolayısıyla think tank’lerin sadece nicelik değil, nitelik olarak da desteklenmesine ihtiyaç var.


TÜRKİYE’DEKİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARINDAN BAZILARI…

  • Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi ASSAM
  • Akademik Araştırma Enstitüsü AAE
  • Akbank Düşünce Kulübü ADK
  • Alternatif Politikalar Merkezi APM
  • Anadolu Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi ANASAM
  • Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi ADAM
  • Ankara Global Araştırmalar Merkezi AGAM
  • Ankara Politikalar Merkezi
  • Ankara Strateji Enstitüsü
  • Araştırma ve Etütler Merkezi AREM
  • ARI Hareketi
  • Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi ASAM
  • Başkent Üniversitesi Stratejik Araşt. Uygulama Merkezi BAŞKENT-SAM
  • Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi BİLGESAM
  • Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi BİRSAM
  • Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Stratejik Araşt. Merkezi ÇOMÜ-SAM
  • Dış Politika Enstitüsü DPE
  • Ege Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi ESAM
  • Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi EDAM
  • Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi ESAM
  • Erciyes Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi ERUSAM
  • Global İlişkiler Forumu GIF
  • Global Politikalar Araştırma Merkezi GLOPOL
  • Global Strateji Enstitüsü GSE
  • Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi GASAM
  • Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi GÜSAM
  • Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araşt. Enstitüsü SAREN
  • Hazar Stratejik Araştırmalar Merkezi HAZARSAM
  • Hürriyet Hukuk Hoşgörü Hareketi
  • İstanbul Stratejik Düşünce ve Araştırma Merkezi İSDAM
  • Karadeniz Araştırmaları Merkezi
  • Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı KÖKSAV
  • Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomik Araşt. Merkezi ERC
  • Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi ODAM
  • Orta ve Doğu Avrupa Stratejik Araştırmalar Grubu ODSTA
  • Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM
  • Orta-Doğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği ORDAF
  • Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi SASAM
  • Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı SETA
  • Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi SAREM
  • Stratejik Araştırmalar Merkezi SAM
  • Stratejik Düşünce Enstitüsü SDE
  • Temel Stratejik Araştırmalar ve Danışmanlık TSA
  • Turan Stratejik Araştırmalar Merkezi TURAN-SAM
  • Türk Akademisi Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı TASAV
  • Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM
  • Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı TEPAV
  • Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı TESEV
  • İstanbul
  • Türkiye Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi TESAM
  • Türkiye Kültür Araştırmaları Grubu
  • Türkiye Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi TUSAM
  • Ulusal Enerji Forumu
  • Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği UGSAD
  • Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi TÜRKSAM
  • Uluslararası Kültürel Araştırmaları Merkezi UKAM
  • Uluslararası Orta Doğu Barış Araştırmaları Merkezi IMPR
  • Uluslararası Politika Araştırmaları Merkezi UPAM
  • Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi  USGAM
  • Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu USAK

Sürecek...
Bir Sonraki ► TEPAV Direktörü Prof. Dr. Güven Sak: “Paraya değil uzmana ihtiyacımız var”

 


+ Benzer Haberler
» İzmir’in geleceği için 3 anahtar; Moral, Motivasyon ve Para
» “Paraya değil uzmana ihtiyacımız var”


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 31.03.2020
  Ticaret 30.03.2020
  Ticaret 28.03.2020
  Ticaret 27.03.2020
  Ticaret 26.03.2020
  Ticaret 25.03.2020
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni