• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Çalışan sadakati için Hizmetkâr Lider olun

26 Haziran 2020 Cuma 06:00
12
14
16
18

   ► Gamze Çakır, “Pandemi dönemindeki çalışmayı verimlilik arttı olarak değerlendirmek pek doğru bir yaklaşım olmayacak. Evden çalışma maliyetleri hesaplanırken bu durumunda göz önünde bulundurulması önemli” dedi.

     Üst Düzey Yönetici Koçu Gamze Çakır, normalleşme sürecinde firmaların çalışan bağlılığı yaratma stratejilerini yeniden gözden geçirmesi ya da yaratması durumunda sadakati ön plana alması gerektiğini anlatıyor. Normalleşme döneminde artık liderlik stillerinin gözden geçirilmesinin önemine vurgu yapan Çakır, “Hizmetkâr Lider tarafına geçip; astlarıyla birlik bilinci oluşturmalarına ihtiyaç olacak. Hep birlikte iş üretmek tarafına geçmeleri sadakat için çok önemli olacak” diyor. TİCARET Sohbetleri köşemin bu hafta konuğu olan Çakır ile pandemi döneminde iş dünyasında yaşanan değişim, bu değişimin işveren ve profesyonel çalışana yansımalarını değerlendirdik.

Sizi tanıyabilir miyiz?
     1975 yılında doğdum. Çocukluğum ve gençliğim İzmir’de geçti. Lise sonrası Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünü tamamladım. Profesyonel hayata 1998 yılında telekomünikasyon mağazasına sahip aile şirketinde Mağaza Yöneticisi olarak başladım. 2002 yılında, kurumsal bir firmada çalışma isteği ile Turkcell Global Bilgi’ ye girdim. 12 sene farklı bölümlerde (Müşteri Temsilciliği, Eğitmenlik, Müşteri İlişkileri Yöneticiliği) görev aldım. 2013 yılı sonlarında, o güne kadar edindiğim iletişim kurma becerisi, çözüm üretme, deneyim ve bilgilerimi kullanarak “ne yapabilirim?” diye araştırırken koçlukla tanıştım ve eğitim almaya karar verdim. 2014 yılında, ID Coaching International’da ICF Akredite İntegral (Bütünsel) Koçluk mezuniyet programını tamamladım. Daha sonra da PCC ünvanımı aldım. Şu anda, Üst Düzey Yönetici Koçluğu, aynı zamanda ID Coaching International ‘ da ICF ACTP Bütünsel Gelişim Koçluğu Eğitmenliği ve Mentorluğu yapıyorum.

Pandemi sürecinde Türkiye 1 Haziran itibariyle kademeli normalleşme dönemini yaşamaya başladı. Öncelikle son 3 aylık sürece ilişkin analizlerinizi okuyucularımızla paylaşır mısınız?
     Herkes için son 3 ay çok zorlu bir dönemdi. Başlarda hastalık ve ölüm rakamları psikolojik olarak çok ürkütücü sayılara ulaştı. Bu durum tüm dünyada neredeyse tek bir gündemin takip edilmesine dönüştü. Biz insanlar olarak bir gün öleceğimizi biliyoruz ancak “o bir gün” nerdeyse hiç yaşanmayacakmış gibi yaşıyoruz. Çünkü yaradılış programımız yaşamak üzere kurgulanmış. Covid19’ la ise bir gün öleceğimiz gerçeği ile çok hızlı ve beklenmedik bir şekilde burun buruna geldik. Ailemize, arkadaşlarımıza ve bize ne olacak? sorusu en büyük gündemimiz oldu. Ölüm korkusu tetiklendi. Üstüne ne kadar süreliğine olduğunu öngöremediğimiz bir özgürlük kaybı yaşadık. Haliyle önce psikolojik sonra da fiziksel mücadele başladı. Kullandığımız birçok ürünün ya ham maddesi ya da kendisi Çin’ de üretiliyordu ve Çin bunları sağlayamaz hale geldi. İthalat ihracat durma noktasına geldi. Dünya ekonomisi büyük bir dar boğaza girdi. Tüm bunları yaşarken bir yandan da yaşayabilmek için para kazanma ihtiyacımızın devam ettiğini fark ettik. Çalışmaya başladık. Tüm bunlar çok kısa bir zamanda gerçekleşti. Bu durum bizleri şoke etti. Sonra çalışmaya başladık ve çalışmak gündemimizi biraz da olsa değiştirdi. Bana göre hayata tutunma noktalarımızdan biri oldu. Karantina dönemlerimiz iç hesaplaşmaların yaşanmasına, üzerini örttüğümüz konular açılmasına neden oldu. Evden çalışmak, online sistemler kullanmak ve dezenfektanlar hakkında neredeyse üreticileri kadar bilgi sahibi olduk. 

Türkiye’deki iş dünyası sizce bu süreci doğru yönetebildi mi? Artılarımız ve eksilerimizi çıkarmak istesek nasıl karne ile karşılaşırız?
     Türkiye olarak, Avrupa ve Amerika’ya kıyasla çok uzun zamandır sürekli olarak kriz yönetimi yapabilen bir ülkeyiz. Bununla birlikte birçok ülkede olduğu gibi Türkiye olarak bizler de pandemiye hazırlıklı değildik. Büyük ölçekli firmaların hazır olan afet ve kriz yönetmelikleri vardı. Ancak orta ve küçük ölçekli firmaların çok büyük bir kısmında yoktu. Bununla birlikte afet ve kriz yönetmelikleri belirli bir bölgede yaşanan sorunlar için geçerliydi. Bu durum ise tüm dünyayı kapsadı. Covid19’ un, Türkiye’ ye geç gelmesi ve diğer ülkelerde yaşananlar, alınan tedbirler, iş hayatının devamı için yapılanlar bize örnek teşkil etti ve biraz hazırlık yapabilmemize fırsat tanıdı. Şartlar ve imkanlar dahilinde yapılabileceklerin yapıldığını söyleyebiliriz. Bizim avantajlı olduğumuz kısım kriz yönetimine halk olarak alışık olmamız.

Kendi yakın çevremden de örneklemek gerekirse ilk etapta “Yaşasın evden çalışıyorum” cümlelerinin son dönemde “Giyinip ofise gitmeyi özledim” cümlelerine bıraktığını görüyorum. Özellikle beyaz yakalıların bu süreçte evde çalışmaya alışık olmadığını gördüm. Bu konuda sizin tespitleriniz nedir? Nasıl bir tablo ile karşılaştık?
     Bu değişiklikte hem fiziki şartlar hem de psikolojik şartların etkisi var. Fiziki şartlar tarafında tek ya da birkaç etmen bir araya geldi. Öncelikle pandemiye kadar evler genel olarak özel alanlardı. Ofisteki çalışma bitmediğinde elbette ki evden de çalışılıyordu. Ancak asıl çalışma alanı ofisti. O nedenle çoğu evde, ofis olarak çalışma düzeni oluşturulmamıştı. Sonra 1+1 ya da 2+1 evlerde, ev arkadaşı ya da evli olarak yaşayanlar ortak alanda, yemek masalarının üstünde, sehpa üstünde birlikte çalışmak durumunda kaldı. Toplantılar, telefon görüşmeleri ya da odaklanarak yapılması gereken işleri yapmak zorlaştı. Çünkü dikkatler dağıldı. En son ve en zor olanı ise çocuklu olan kişiler yaşadılar. Çocuklarına bakan aile büyükleri ya da bakıcılar gelemedi. Çocuklar evden çıkamadı. Dışarda oynamaya, arkadaşlarıyla görüşmeye ihtiyaçları vardı; ancak uzun bir süre yapamadılar. Bu ailelerde de, hem çalışmak, hem çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek hem de evin ve evdeki tüm ailenin ihtiyaçlarıyla uğraşmak, çok yorucu oldu. Psikolojik tarafta ise çok yıpratıcı oldu. Psikolojik tarafta aynı zamanda sosyalleşme ihtiyacı olan kişiler için çok zorlayıcı oldu. Beyaz yaka çalışanlar, ofiste bir sürü toplantı yapmaya alışıklardı. O toplantıları organize ederken ofis dışında olanlarda trafikte, ofis içindekilerde bir toplantı odasından diğerine giderken; geçen zaman ve harekete alışıklardı. Pandemi ile zaman ve hareket ortadan kalktı. Tüm gününü neredeyse hiç yerinden kalkmadan toplantılarla geçirmeye başladılar. Sonra dinlenmek için yaptıkları şeyleri yapamayınca (spora, sinemaya, tiyatroya gitmek, arkadaşlar ile görüşme...) ve evde sıkıldıkça kendilerini iş ile oyalamaya başladılar. Nasılsa evden çalışılıyor diye işle ilgili talepler mesai saati dışındaki zamanlarda da gelmeye başladı. Sonuç neredeyse tüm hayat iş oldu. Haliyle ilk başlardaki mutluluk ve heves yerini bıkkınlık ve özgür hissetme isteğine bıraktı.

Birçok sektörde iş yapma yöntemlerinin de değişmeye başladığını görüyoruz. Üzülerek söylemem gerekir ki, işletmeler artık evden de daha az maliyetle bu iş oluyormuş mantığına doğru kayıyor. Bu düşünce modelinin iş hayatımıza etkilerinizi analiz etmenizi istesem... İş Barışı’na yansımaları nasıl olacak?
     Büyük ölçekli firmalarda 15 - 20 yıldan beri evden yapılabilecek işlere dair çalışmalar yapılıyordu. Bazı denemeler de yapıldı. Başarılı olan denemeler devam ediyordu. Başarısız olan denemelerde ise projeler bekletiliyordu. Pandemi ile sadece bazı hazırlıkları olan büyük ölçekli firmalar değil; küçük ölçekli firmalarda da evden çalışma yapabilenler oldu. Evden çalışma ofis, ulaşım ve yeme içme maliyetlerini gözle görülür şekilde azalttı. Firmalar da bu hesaplamaları yapmaya başladı. Bu hesaplamaları yaparken gözden kaçmaması gerektiğini düşündüğüm bir şey var. Verimli çalışma. Pandemi döneminde çalışanlar evden çıkamadığı için yapacak bir şey bulamadıklarında işin başına oturup çalıştılar. Yani mesai saati kavramı pek kalmadı. Normalleşme sürecinde dışarı çıkma ve evin dışındaki aktiviteler devreye girdi. Haliyle evde yapacak bir şey bulamadığı için işin başına oturma yavaş yavaş azalacak. Pandemi dönemindeki çalışmayı verimlilik arttı olarak değerlendirmek pek doğru bir yaklaşım olmayacak. Evden çalışma maliyetleri hesaplanırken bu durumunda göz önünde bulundurulması önemli.

Bu süreçte kalifiye eleman kavramının daha fazla ön plana çıktığını görüyoruz. Bu, işsiz ordumuza üzülerek yeni neferlerin katılması anlamına mı geliyor?
     İşi uzaktan yönetmek ve öğretmek daha önce zordu. Aynı zamanda firmalar yeni başlayacak olan kişinin firmaya ve işe adaptasyonu için kalifiye çalışanları hep ilk tercih olarak seçerlerdi. Pandemi dönemi firma sahiplerini ve yöneticileri uzaktan yönetmeyi öğrenmeye zorladı. Yeni online sistemler de hayatımıza zorla girmiş oldu. Bununla birlikte bazı sektörler çok ciddi zarar gördüler. Bu nedenle kısa vadede işsiz sayımız malesef artabilir ancak bu dönem yeniliklere ihtiyacımız olduğunu da gösterdi. O nedenle uzun vade için kötümser değilim. Yeni sektörler oluşacak. Yeni sektörler ve işler yeni çalışan ihtiyaçları doğuracak.

Yöneticiler ve işletmelere yönelik çalışanların kurumsal sadakatleri ne düzeyde?
     2020 yılında Haziran ayına kadar 2019’ a göre açılan şirket sayısı yüzde 20 civarında azalış gösterirken; kapanan şirket sayısı yüzde 50 oranında arttı.  Bu sayılar bize diyor ki ayakta kalabilen firma sayısı azaldı. Haliyle insanların içgüdüsel olarak mevcut durumu devam ettirme isteği devreye girdi. Büyük ölçekli firma çalışanlarının büyük kısmı mevcut işini korumak yönünde emek vermeye başladı. Bu firmalarda çalışanların evden daha rahat çalışabilmesi için olanaklar sağladı. Orta ve küçük ölçekli firmalarda biraz daha içgüdüsel ilerdi. Yani sadakat hem olumlu hem de olumsuz etkilendi. Belki iki belki de üçüncü planda kaldı. Normalleşme sürecinde, firmaların çalışan bağlılığı yaratma stratejilerini yeniden gözden geçirmesi ya da yaratması durumunda sadakati tekrar ön plana alabilir. Normalleşme döneminde, artık liderlik stillerinin tekrar gözden geçirilmesi çok önemli. Hizmetkâr Lider tarafına geçip; astlarıyla birlik bilinci oluşturmalarına ihtiyaç olacak. Hep birlikte iş üretmek tarafına geçmeleri sadakat için çok önemli olacak.

Bu süreçte aslında en büyük sınavı yöneticiler veriyor. Piyasaların koşulları ortada... Çalışanı verimli çalıştırmak ve sistemin içinde sürekli tutmak için nasıl bir yol izleniyor?
     Bu dönemde firma sahipleri ve yöneticileri, çalışanlar kadar etkilendi. Bir firmanın ayakta kalabilmesi para kazanmasına bağlı. Haliyle bu dönemde negatif psikolojik etkilenmeyi hemen bertaraf edip vizyoner şapkalarını takıp ilerlemek durumunda kaldılar. Bir yandan hem Covid19 hem de ekonomik sorunlarla baş edip aynı zamanda yönettikleri ekiplerin motivasyonlarını arttırarak iş üretmeye çalıştılar. Bu durum bazen onlar, bazen de astları için zor anlar yaşamalarına da neden oldu. Bazıları çalışanları işe boğdu, bazıları sert tepkiler verdi, az bir kısmı ise destekleyici oldu. Evden çalışanları, kontrol etmek için sistemler, kurallar koydular. Bu durum çalışanların güven duygusunu zedeledi.

Sizce bu süreçte hangi iş yapma metotları ön plana çıkacak? Örneğin son dönemde hibrit çalışma mantığını çok duyuyoruz. Bu konudaki öngörüleriniz nedir?
     Bence, sektöre bağlı olarak hibrit ya da evden çalışma mantığı çok yaygınlaşacak. Çünkü bugün Covid19’ u yaşadık; yarın kim bilir ne yaşanacak ve yine karantina yaşamak durumunda kalacağız, bilinmez. Hazırlıklı olmak adına uzaktan çalışma modelleri devreye girecek. Bildiğimiz iş hayatı artık değişti ve yeni bir dönem başlıyor. Bu yeni döneme hızlı adapte olma ihtiyacımız var. Yeniliğe açık ve esnek düşünme artık olmazsa olmazlardan.

Mutlu çalışanlar için liderlerin bu dönemde yapması gerekenler neler?
     Liderler, çalışanların güven ihtiyacına karşılık gelen tarzda bir yönetim uygulamalı. Diyeceksiniz ki zaten hep bu söyleniyor. Aynen öyle hatta şu zamanda daha çok beklenen bu olacak. Liderler çalışanlarını destekleyerek, onları geliştirerek, hata yapıldığında suçlu olarak çalışanı gösterip; başarılı durumlarda “Ben başardım.” tarzında başarıyı sadece kendilerine mal etmeyerek, çalışanların fikirlerini gerçekten dinleyerek, olabildiğince açık iletişim kurarak sağlayabilirler. Kimse bir kerede güven duymaz. Güven zamanla; söylenenle davranışlar örtüştüğünde oluşur. Tabi bunları sadece bir kere yapmaları yeterli değil. Bu yönde kendilerini geliştirmeleri ve aynı davranışları tekrar ediyor olmaları kritik.

Peki, bu süreçte çalışanlara tavsiyeleriniz neler olur?
     Öncelikle firma sahiplerine ve yöneticilerine empati göstermelerini tavsiye ederim. “Ben olsaydım” cümlesi ağızımızdan çok çıkar ancak sadece sözde kalır. Gerçekten kendilerini onların yerine koyarak düşünmelerini tavsiye ederim. Sadece şikayet etmeyip; şikayet ettikleri konular için firma içinde uygulanabilecek önerilerle birlikte liderleriyle konuşmaları işi ya da firmayı geliştirici olacaktır. Önyargılı yaklaşıp varsayımlarla hareket etmek yerine iletişim kurmayı deneyebilirler. Kısacası kendilerine nasıl bir yaklaşımla davranılmasını istiyorlarsa o davranışı sergilemeye başlayabilirler. Sonuçta iş gelişirse firma ayakta kalır, onlar da o firmada çalışmaya devam edebilirler.

Sizce pandemi süreci en iyi yöneten sektörler hangileri oldu?
     Bence bu süreçte “iyi yöneten”, sektör ihtiyaçları ve olanakları sebebiyle şanslı olan sektörlerdi. Hem çalışanlarının sağlığı için evden çalışma imkânı sağlayabildiler hem de iş üretebildiler. Hatta bazıları bu dönemde büyüdü. Bunlar E - Ticaret sektörü açık ara önde olacak şekilde E-Ticaret firmalarına alt yapı desteği sağlayan ve Oyun App leri hazırlayan yazılım firmaları ve çağrı merkezi firmaları oldu. Bankalar da, şubelerde çok az kişi ile bulundurarak ve sağlık öncelikli olarak iyi yönetebildiler. Bankalar gibi dönüşümlü çalışan uygulaması yapabilen şirketlerin de iyi yönetebildiklerini düşünüyorum. Normalleşme sürecinde ise pandemi döneminde tamamen kapalı olan, açıldığında da fark yaratabilen sektörler olacak.

    - Eklemek istedikleriniz...
     Sağlıkla, yeniliğe açık olarak, öğrenen zihinde kalıp mutlu yaşamak dileği ile...


+ Benzer Haberler
» ‘Tarımda 4. Devrim’ dünyanın açlık sorununu çözecek
» Tarımda yeni bir üretim seferberliği başlatmalıyız
» İşyerinde mutluluk: Başarı, gurur ve güven
» Teknik ve akademik eğitimi harmanlıyor Sanayiye ‘can suyu’ oluyor
» ‘Türk insanı gülsün’ diye evlerini ‘set’ yaptılar
» “Tarımsal nüfusumuzu kaybetmememiz gerekiyor”
» Çırak olarak başladı, pullukta dünyada ‘Ünlü’ oldu
» “Kadının güçlenmesi için toplumdaki önyargı ve kalıp yargıları sorgulatıp, değiştirmeliyiz”
» “Türkiye’nin en büyük güçlerinden biri; çalışkan ve duygusal zekâsı yüksek kadınlarıdır”
» Yeni hedef; ‘Oceans 7’yi tamamlayan ilk Türk kadını olmak


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 07.07.2020
  Ticaret 06.07.2020
  Ticaret 03.07.2020
  Ticaret 02.07.2020
  Ticaret 01.07.2020
  Ticaret 30.06.2020
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni