• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Balıkçının kurtuluşu; Kota

21 Temmuz 2018 Cumartesi 08:00
12
14
16
18

   ► 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’nun sektör için milat olduğunu belirten Özkaya, “Balıkçılıkta öncelikle hamsi ve istavrite kota sistemi getirilirse hem sürdürülebilirlik sağlanır hem de balıkçı para kazanır” dedi.

     Türkiye’de 400 binden fazla kişi balıkçılık alanında istihdam ediliyor. Bu sektörün sürdürülebilirlik kazanması, kazançlı sektör olabilmesi öncelikle 22.3.1971 yılında yürürlüğe giren 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununda bu güne kadar bazı değişiklikler olmasına rağmen devamlı büyüyen sektörün sorunlarını çözmede yetersiz kalıyor.
     Sektör için günün şartlarına uygun su ürünleri ve yaşam alanlarının korunmasına, balıkçı gemilerinin, av araçları ve gereçlerinin ve su ürünlerinin avcılığının, yetiştiriciliğinin, araştırma ve geliştirilmesini balıkçılık kıyı yapılarının alt ve üst yapılarının yapılmasını, balıkçılık koruma alanlarının belirlenmesi,  kiralanmalarını, pazarlama standartlarını, kayıt ve verilerin toplanmasını, kontrol ve yaptırımlar içeren ve caydırıcılığı olan kanunun çıkması önem taşıyor.
     Konuyla ilgili olarak Tarım ve Orman Bakanlığı da yoğun bir çalışma yürütüyor. Bu kanun çıkarsa balıkçılık sektörünün yasal çerçevesi de belirlenmiş olacak.
SÜR-KOOP Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Özkaya, yasaya paralel olarak balıkçılıkta kota sisteminin uygulanması ile sektörde sürdürülebilirliliğin ön plana çıkacağını kaydetti. Özkaya, “Balıkçı çok balık tutarak değil türler bazında belirlenmiş kota ile avcılık yaparak kazanabilir” dedi. Özkaya ile balıkçılık sektöründe yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bu konudaki gelişimi, yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri üzerine konuştuk.

Balıkçı nasıl bir sezon geçiriyor?
     Biz her sezona; bereketli bir sezon geçirme ve halka ucuz balık yetirme umudu ile başlarız. Bu sezona ilk başladığımızda da çok umutluyduk. Palamut,   hamsi ve lüfer çok olacak demiştik. Ancak küresel ısınma hava şartları suların geç soğuması ile özellikle hamside yanıldık. Bu sene hamsi; hem az ve ufak hem de Türkiye’yi çok erken terk etti. Bunun birkaç nedeni vardı. Aşırı avlanma ve deniz kirliliği stoklara zarar veriyor. Gece-gündüz 300 tekne hamsi avına çıkıyor. Hamsi avlama izni almış ve son model teknolojiye sahip tekneler ile avcılık yapılıyor. Balığın bu teknoloji karşısında kaçma şansı hiç yok. Eskiden 4-5 ay avlanabilen hamside avcılık bir ayın altına kadar düştü. Bugün Türkiye’de yakalanan balığın yüzde 67’si hamsidir. Bu hamsinin yarısına yakını sanayiye veriliyor. Tabii sanayiye de var ancak sanayiye giden ve pazara sunulan balıklar kayıt altına alınmalıdır.

Sanayiye giden miktar ne kadar?
     Yakalanan  hamsi balığının belirli bir oranı sanayi gidiyor. İnsan gıdası olarak kullanılması gereken balık maalesef sanayide değerlendiriliyor. Tabii ki sanayiye de gitsin ama biz organik balıkların insan gıdası olarak tüketilmesini daha çok destekliyoruz. Balık işleme tesisi atıklarının sanayi amaçlı kullanılmasını daha doğru buluyorum. Örneğin; 7 kilogram hamsiden bir kiloya yakın balık unu ve balık yağı elde ediliyor. Sanayiye giden balıklardan balık yağı ve balık unu elde ediliyor ar-ge çalışmaları ile üretimde kullanılan balık unu ile yağın, üretim içindeki kullanım oranının düşürülmesinin doğru olacağını düşünüyorum Stoklarımızda ciddi azalma var. Avlanma kapasitesi olarak en üst seviyeye geldik. Avcılığımız ortalama 450 bin tondur. Kayıt dışı ile birlikte bu rakam toplamda 600-700 bin tonu buluyor. Bu rakamların üzerine çıkmamız mümkün değildir. Bir başka husus ise av kayıtlarında istenilen başarıyı yakalayamamış oluşumuzdur. En kısa sürede kayıt dışılığının önüne geçilmesi lazım. Yakalanılan balıkların tamamını kayıt altına almak suretiyle avlanma planları yapılabilmesi ile daha verimli olacaktır.

Avlanma yasakları bu sorunlar için çözüm olmadı mı?
     Bizim amacımız balıkçılığın sürdürülebilir olması. Ve sürekli gelir ve iş olanağı yaratmasıdır.
     Yoksa günü kurtarma odaklı bakış yanlıştır. Tebliğlerle belirlenen yer, tür, boy ve zaman yasakları balıkçılar tarafından uyulması gereken yasaklardır.
     Marmara Denizi’nde bir tekne ile 8 bin watt ışıkla avcılık yapması gerekirken bunun 3-4 katı ışıkla avcılık ve trol ile avcılık yapılmakta, ayrıca her bölgede şebeke avcılığı yapılarak stoklara büyük zararlar verilmektedir. Yasadışı avcılığın engellenmesi için cezaların arttırılması ve kontrollerin sıklaştırılması gereği tarafımızdan yetkili mercilere devamlı olarak iletilmiştir.
     Ayrıca 16 bine yakın kıyı balıkçısının da avlak sahalarının şebeke ve kaçak avcılık yapan balıkçılar tarafından kullanılması nedeni ile mağdur olmaktadır.
     Sürdürülebilir balıkçılık politikalarının başarısı ve balıkçılık  yasalarında ihlallerin azaltılmasını sağlayacak bir diğer unsur ise balıkçılık gelirlerini arttırmaktır. Bu nedenle yüksek miktarlarda avcılığı yapılan hamsi ve benzeri balıklarda pazara arz dengesinin sağlanması gerekmektedir. Pazara arzda denge sağlanması avcı ve tüketici açısından fiyatlarda istikrarı sağlarken avcılık gelirlerinde iyileşmelere neden olacaktır.

Bu kadar yüksek teknolojiye gerek var mıydı?
     Bakınız; Türkiye son günlerde balıkçılık olarak genç ve dinamik  yapıya sahip. Fakat teknoloji olarak 1984 yılında 7 bin 691 tekne var ve yakaladığımız balık 508 bin tondur. 2000 yılında 13 bin 300 tekne var, 441 bin ton balık yakaladık. 2006 yılında 17 bin 823 tekne ile 409 bin ton, 2008 de 17 bin 160 tekne ile 395 bin ton balık yakaladık. Tekneleri çoğaltınca ve en son teknolojiyi kullanmamıza rağmen çok balık yakalayamamışız. Hatta ve hatta stoklara zarar vermişiz. Tekneler teknolojiyi kullanma yarışmaya başladılar. Teknolojik gelişmelerle giderlerde artmaya başladı. Balıkçının kazancı azaldı. Bu da bazı balıkçının kaçak avcılığa yönelmesine sebep oldu.

Kontrol mekanizması işlemiyor mu?
     Avcılığın kontrolü konusunda başta Sahil Güvenlikte dâhil olmak üzere sıkı bir denetim var.
     Ancak Sahil Güvenlik Komutanlığı’nca ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nce kontroller yapılmasına rağmen kaçak avcılık ve kayıt dışılık devam etmektedir. 2017 yılında Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ve sahil güvenlik komutanlığı tarafından yapılan denetimlerde Deniz ve iç sularda 36487, karaya çıkış noktalarında 8132, nakil araçlarında 1393, balıkçı gemilerinde 1397, balık hallerinde 2637, depo ve işleme tesislerinde 1238, perakende satış yerlerinde 39465 ve diğer kontrol noktalarında 3788 olmak üzere toplam 94537 adet su ürünleri denetimi gerçekleştirildi.
     Bu denetimler sonucu yasa dışı avlanıldığı tespit edilen başta 874 ton hamsi, 173 ton istavrit, 34 ton lüfer, 184 ton midye, 108 ton kum midyesi, 42 ton inci kefali, 27 ton sazan ve 206 ton diğer su ürünleri olmak üzere toplam 1.648 ton su ürünü ve 2.274 adet av aracına el konuldu.
     Ama yeterli olmuyor. Bizim balıkçımız çok zekidir. Avcı ne kadar pusu kurarsa kursun, av da kaçmayı öğreniyor. Yasayı çıkarıyorsun ama yasanın öbür tarafından dolaşabiliyor. Ancak günü kurtarmak adına kacak avcılık yapmak sektöre zarar veren avcılıktır. Kontrollerde eksiklik olabilir. Bu eksikleri en kısa zamanda telafi etmeliyiz. Burada balıkçının sosyo ekonomik durum dikkate alınmalı. Balık fiyatı düşünce para kazanamazsınız. Balığın maliyetini biliyor olabilirsiniz ama satışında söz sahibi değilsiniz. Balığın kasası bir  gün 100  TL, bir gün 10 TL’ye gidebiliyor.
     Avrupa bu gibi olaylarda kooperatifler piyasaya müdahale ederek balıkçının para kazanmasını sağlıyor. Maalesef ülkemizde kooperatifçilik altyapılarının oluşmaması nedeniyle biz kooperatifler piyasaya müdahale edemiyoruz. Piyasaya müdahale edebilir hale gelmemiz birçok sorunu çözecektir diye düşünüyorum. Tekrar söylemek gerekirse balıkçı çok avcılık ile değil türler bazında belirlenmiş kota ile avcılık yapılarak para kazanabilir. Burada da pazara arz ve müdahale mekanizmaları önem kazanmaktadır. Arz ile fiyat arasında sıkı bir bağ vardır. Bu nedenle pazara arz ve müdahale mekanizmalarının hukuki ve mali alt yapısının acilen oluşturulması gerekmekte.

Yıllardır söylüyoruz diyorsunuz, peki neden yol alamadınız?
     Bazı sorunların çözümü konusunda önemli adımların atılmadığını söylemek bizim borcumuz. Fakat geriye baktığımızda ne kadar ilerleme sağlarsak sağlamış olalım balıkçılığımızın güvenceye alındığı noktaya ulaşmak için hala uzun bir yol var. Önümüzde ki yolu güvenle yürüyebilmemiz ancak günün ihtiyaçlarına cevap vermeyen Su Ürünleri Kanunu’n değişmesi ile mümkün olacak. Bundan sonrası için başlayacağımız yer yeni bir Su Ürünleri Kanunudur. Biz kısa bir zaman içinde yeni Su Ürünleri Kanunu’nun meclisten çıkacağını düşünüyoruz. Bu sene Bakanlık konunun önemle üzerinde duruyor Bu konuda birçok toplantı yaptı. STK’ların ve üniversitelerin görüşlerini aldı su ürünleri kanununun taslağı hazırlayarak başbakanlığa gönderdi. Herkes Su Ürünleri Kanunu’nun çıkmasını istiyor. Yeni kanunla birlikte hukuki çerçeve ve balıkçılık yönetiminin güncel hedefleri belirlenmiş olacak. Kanun çıktıktan sonra atılması gereken ve atılacak olan reform adımlarının önü açılmış olacaktır.

İşleme ve depolama tesislerimiz yeterli değil mi?
     Var ama yetersiz… Bazı teknelerimizin ve balıkçılarımızın bu konuda altyapısı var. Eğer fiyat düşük ise satmıyor ve soğuk havasında bekletiyor. Gerek gemide gerekse karada balık muhafaza edecek avcı sayısı çok az. Bir başka eksikliğimiz ise işleme konusunda ki yetersizliklerimizdir. Balığın işlenmesi ve katma değerini yükseltmemiz lazım. Toplumumuz ‘çalışan bir toplum’ haline geliyor. İşlenmiş ya da yarı işlenmiş ürünleri tercih edilmeye başlıyor. İşlenmiş balık konusunda pazardaki fırsatları değerlendirmek konusundaki tartışmalar ve atılacak adımlar geleceğimizi temelden etkileyecek adımlardır.

AB uyum çerçevesinde sektörde yapılan çalışmalar yeterli olmadı mı?
     Yapılan çalışmalar var. Ama gene yeterli değil. Avrupa üretici örgütlerinin altyapısı oluşmuş ve piyasada söz sahibi durumundalar. Çünkü bu örgütlerler ihtiyaçtan kurulmuş. Piyasaya gerektiğinde etki yapabilecek durumdalar. Örneğin; AB’nde bir örgüt 30 birimin altına satamazsın diyor. Bizde öyle bir şey yok. Şu andaki yapımız ile de bunu yapmamız mümkün değil. Ama olmayacak bir şey değil. Bizim ürünü depolayabileceğimiz yeterli değildir. Çin’de adamlar Şangay’da tüm o bölgenin gıdasını karşılayabilecek pazarlama ve satış kooperatifi kurmuşlar. Aracı yok. Kooperatifin amacı; üreticiden tüketiciye direk malı ulaştırıyor. Bizde aracılar kazanıyor. Biz kooperatifler olarak üreticiden tüketiciye götürelim diyoruz. Katma değer yaratmak burada önceliğimiz… Bu kapsamda bizim pilot projelerimiz var, balık satış yeri açmak konusunda girişimde bulunduk ve iki belediye ile görüşmelerimiz devam ediyor.

Bu projenin ayrıntılarını paylaşabilir misiniz?
     Ankara’da iki noktada balık satış mağazası açmak istiyoruz. Ankaralı içeri girdiğinde işlenmiş her türlü deniz ürünlerinin tamamını bulacak. Sadece canlı balık değil her türlü balığı bulabilecek. Bunu büyük market olarak yapmak istiyoruz. Merkez birlik olarak projeyi yürütüyoruz. Bu konuda örnek olmak istiyoruz. Kooperatif olarak ortağının ürününü en iyi şekilde pazarlamayı hedefliyoruz. Ankara’nın balık markete ihtiyacı var.

Peki, farkı ne olacak?
     Fiyat istikrarı olacak. Tüketici bilinci oluşturmak istiyoruz. 2 yıldır üzerinde çalışıyoruz. Ekonomik kaynaklarımızı doğru değerlendirmek zorundayız. Avrupa’daki örgütler bu tarz tesisleri işletiyor. İşleme tesisleri çok önemli. Balıkları farklı şekillerde işlememiz gerekiyor. AB uyumu çerçevesinde bizlerin
paydaşlarımız ile bizi eşit seviyeye getirilmesi gerekiyor.

Kotalar konusunda nasıl bir limit olmalı Türkiye’de?
     Resmi olarak 450 bin ton, gayri resmi rakamlarla birlikte 750 bin tonluk bir Türkiye gerçeği var. Bunu sekiz aya bölmemiz lazım. O zaman hem balıkçı hem tüketici kazanır. O zaman stokları koruyabiliriz.
     Böylece anaç balıkları da korumuş olabiliriz. Kota, arz-talebe bağlıdır. Türkiye olarak kişi başına yılda 7,5 kilogram balık tüketimimiz var. AB ortalaması 30 kilogramdır. Yunanistan 120 bin ton balık avlıyor aşırı avcılıktan kaçarak denizlerini çok iyi koruyor.

Bu sektörden kaç kişi ekmek yiyor?
     Resmi olarak 350 bin kişi, dolaylı çalışanlarla baktığımızda rakamlar 400 bine ulaşıyor. Bugün Türkiye’de sadece 1800 trol, gırgır teknesi ayrıca 16.500 12 metre altı kıyı balıkçı teknesi var. Türkiye ekonomisinde cari fiyatlarla üretim değerimiz 6,5  milyar TL civarında. Genelde yemlik de dahil olmak üzere orkinosu, lagos, uskumru, dil balığı, kalkan ithalat yoluyla geliyor. 146 bin ton ihracat yapıyoruz,  82 bin ton da ithalat yapıyoruz. Bu rakamları 2017 yılında aştık.  Yetiştiricilik üretimimiz 250 bin tona çıktı. Alabalıkta Avrupa’da birinci durumdayız. Bugün Torku şirketi de Konya’da alabalık üretimine başladı. Sıcak su kaynaklarını kullanarak bir tesis kurmuşlar. Balığa katma değer kazandırmamız gerekiyor. Sadece taze değil sağlıklı koşullarda konserve balığı da geliştirmemiz gerekiyor.

Türkiye balıkta işlenmiş ürünü sevmiyor. Neden?
     Balığı sahil şeridindeki bölgelerimiz ağırlıklı tüketiyor. Ama İzmir’deki taze balığı Ankara’da aynı gün bulursunuz. Damak alışkanlığı var ancak büyük şehirlerde çalışanlar genellikle işlenmiş veya yarı işlenmiş ürünlerini de tercih etmeye başladığını görüyoruz.

Balık çeşitlerinde nelere odaklanmalıyız?
     Lahos ve dil balığımız azaldı. Balıkçılık zor ve meşakkatli bir iştir. Balıkçı denizde o sert havalarda çalışır. Genç kuşak bu mesleğe ilgi duymuyor. Bu şekilde sürerse denizlerimiz sıkıntılıdır. Çünkü para kazanamıyoruz. 2005 yılındaki balık fiyatları ile şimdiki fiyatlar aynı. Ama giderlerimiz sürekli artıyor.
Mazot fiyatları artıyor. Balıkçı zor ayakta kalıyor. O nedenle kotayı gelin koyalım diyoruz. Tüketiciye aynı paraya gidiyor. Fiyat istikrarı oluşmalı. Alt ve üst limitin olması gerekiyor fiyatlarda.

Balıkta borsa sistemi olamaz mı?
     Tabi ki olmalı borsamızın olması için soğuk hava depolarımızın bulunması depoların muhafaza koşullarının güçlendirilmesi lazım bu konuda şu anda borsa konusunda yeterli bilgimiz yok ancak diğer ürünlerin borsalarına baktığımızda fiyat istikrarı sağladığını görüyoruz. Ama altyapımız buna uygun değil. Yeni yatırımlarla ve çıkacak 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ile balıkçı kendine biraz gelirse bunlar olabilir. 1380 sayılı kanun  bizim sektörümüze yol haritasını çıkaracak. Çünkü; avlanma büyüklüğüne ulaştığımız herkes tarafından kabul görülmektedir. Bugünkü durumumuzu dahi korumak çok büyük bir başarıdır. Seçici kurallara uyan, küçük balıkların büyümesine izin veren bir balıkçılık yapmamız gerekiyor. Biz bile bile hata yapıyoruz. Teknolojik altyapımız var. Denizden balık çıkmadan boyutunu bilebilir durumdayız.

Sürecek...
Bir Sonraki İzmir Su Ürünleri Kooperatifi

 


+ Benzer Haberler
» “Kültür balıkçılığı, dünyayı sürdürülebilir şekilde beslemeyi vaad ediyor”
» Su ürünleri yetiştiriciliği ve balıkçılık sektörü konusunda Ege ve Türkiye gerçeği
» Kılıç Deniz’de Hedef; Su ürünlerinde dünya liderliği
» Balıkçılıkta bilinçli avcılık, daha fazla tüketim
» Kıyı balıkçısının gündemi; 1380 sayılı kanun, kota, fişbon ve bilimsel yol haritası
» “Sektörün en önemli sorunu üretim planlaması eksikliği ve yeni üretim alanlarının açılmaması”
» Yasadışı avcılıkla mücadelede etkin denetim dönemi
» Türk balığını ‘havalandırdık’ denizden dolar ‘avladık’


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 21.09.2019
  Ticaret 20.09.2019
  Ticaret 19.09.2019
  Ticaret 18.09.2019
  Ticaret 17.09.2019
  Ticaret 16.09.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni