• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

Avcılara denizden ekmek çıkmıyor

10 Temmuz 2019 Çarşamba 20:00
12
14
16
18

   ► Küresel ısınma, deniz kirliliği, artan nüfus ve kaçak avcılık gibi nedenlerle denizlerde azalan balık stokunu aquakültür karşılayacak.

     İnsan ırkının balık avı macerası eski çağlarda hayatta kalmak için yiyecek bulma zorunluluğuna dayanıyor. Günümüzde küresel ısınma, deniz kirliliği, nüfus artışı ve kaçak avcılık gibi nedenler balık stokunun azalmasına neden oluyor. Üç nesil önce ataları Girit’ten Urla’ya göç eden, 8 yaşından beri balıkçılık yapan S.S Urla İskele Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı İbrahim Temiztepe, denizin artık ümit vaat etmediğini, ekmek kapısı olarak görülmediğini söyledi.
     Avcılıkta yaşanan düşüşü akuakültürün kapatacağını belirten Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Yetiştiricilik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cüneyt Suzer, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre 2025-2030 yıllarında dünyadaki avcılık ve yetiştiricilik verilerinin eşitleneceğini, 2050 yılında yetiştiriciliğin avcılığın 2 katına çıkacağının ön görüldüğünü dile getirdi.

“Balıkçılık kaçak avcılık nedeniyle ufaldı”
     Balık stoklarının bitmesinin en büyük sebebinin kaçak avcılık olduğunu ifade eden Temiztepe, “Denizlerde kaçak avcılık artık en üst düzeye ulaştı. Cezalar yeterli değil ve kaçak avcılıkta devamlı bir artış var. Kooperatifler ve birlikler olarak toplantılar gerçekleştiriyoruz fakat hiçbir sonuç alamıyoruz. Kaçak avcılığın önüne geçemiyoruz. Bunun yanında deniz kirliliği aşırı boyutlara geldi. Birçok balığın türü azaldı ya da yok olmaya başladı. Balıklar azalırken yengeç çoğaldı ve değişik türler oluşmaya başladı” diye konuştu.
     Balıkçılığın kaçak avcılıktan dolayı ufalmaya gittiğini dile getiren Temiztepe, “Benim 2 tane 13 metre teknem vardı, şu anda 6 metrelik teknelerle çalışıyorum. Ufak balıkçı kıyıya itildi. Açığa çıkamıyoruz eğer çıkarsak yaptığımız takımlar kaçak avcılık yapan tekneler tarafından yok oluyor. Denize 20-25 bin TL’lik ağ atıyoruz, ağı kaldırmaya gittiğimizde orada olmuyor. Bu durumu bir iki kere yaşadığınızda dayanma gücünüz fazla değil. Kaçak avcılar güçlü çıkıyor ve mücadele de edilmediği için çoğalarak devam ediyor” açıklamalarında bulundu.

“Kaçak avcılar balıkçıları kıyıya itti”
     Son yıllarda sadece kıyı balıkçılığı yaptığını söyleyen Temiztepe, “Daha önce avlanmak için kanala çıkıyorduk. Dil balığı, karides avcılığı yapıyorduk. Yaz aylarında limanda saat 11’e kadar herkes karides ağı temizlerdi, karides avcılığı yapardı. Maalesef artık bunu kaçak avcılık yapan troller yapıyor ve parayı onlar kazanıyor. Maalesef şu anda limanımızda dil balığı ve karides ağı atan kalmadı. Kaçak avcılar balıkçıları kıyıya itti. Kıyıdan da çok şikâyet oluyor. Urla turistik bölge olduğu için yaz aylarında aşırı şikayet oluyor balıkçılar kıyıya ağ atıyor tekneyle geçemiyoruz yüzemiyoruz diye. Her türlü mağduruz, açığa çıkıyoruz ayrı, kıyıya geliyoruz ayrı bir sıkıntıyla karşılaşıyoruz.

“Deniz artık bir ekmek kapısı olarak görülmüyor”
     Yasaların kaçak avcılar için caydırıcı olmadığını kaydeden Temiztepe, “Kaçak avcılık yapan tekneler yakalandığı zaman ceza yazılıyor. Ancak tekneyi satmak istediği zaman ne kadar borçlu olursa olsun tekneyi satabiliyor. Kaçak avcılık yapan tekneler yakalandığında yakalanan kişilerin teknelerine el konması ve teknelerin imha edilmesi gerekiyor” dedi.
     Kaçak avcılarla mücadele edilmezse balıkçıların sona doğru gittiğini belirten Temiztepe, “Bu yıl İzmir limanında 10 tane balıkçı mesleği bıraktı ve yeni nesil artık balıkçılık yapmıyor. Çünkü deniz artık ümit vaat etmiyor, bir ekmek kapısı olarak görülmüyor. Bu yüzden balıkçı sayısı azalmaya başladı. 10 sene sonra limanda balıkçı kalmayacak. Kooperatifte kalmayacak burası da büyük ihtimalle özel marina olacak. Ondan sonra biz çiftlik balığı yemeye başlayacağız. Çiftlik balığının artmasının nedeni denizdeki balık stokunun azalması, talebin artık karşılanmaması, mecburen üretim yapanların önü açılıyor” ifadelerinde bulundu.

“Avcılar yetiştiriciliğe yönelemiyor”
     Avcılar balıkçılığı bırakıp yetiştiricilik yapamayacağını belirten Temiztepe, “Balıkçının gücü yetiştiriciliğe el vermez çünkü yetiştiricilik büyük sermaye isteyen bir iş. Daha önce birkaç ortak birleşip bunu yapıyordu. Ama daha sonra devlet kuluçkahane istedi. Kuluçkahane de ayrı bir yatırım demek. Buna gücü yetmeyenler ya yem fabrikalarına ya da büyük şirketlere çiftliklerini devretmek zorunda kaldılar. Balıkçıların balık çiftliği kurma şansı yok” açıklamalarında bulundu.

“Önlem alınmazsa avcılık Türkiye denizlerinde sonlanacak”
     Denizlere sahip çıkmazsak gelecek nesillere bırakacak balık stokumuzun kalmayacağını dile getiren İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2018 yılı su ürünleri verilerine göre avcılıkla yapılan üretim 314 bin 94 ton olurken, yetiştiricilik üretimi avcılığı geçerek 314 bin 537 ton olarak gerçekleşti. Bu rakamlar bize denizlerimizin alarm verdiğini, denizlere sahip çıkmazsak ne yazık ki gelecek nesillere bırakacak balık stokumuzun kalmayacağını gösteriyor. Devlet kurumları, üniversiteler ve sektör bir araya gelerek sürdürülebilir balıkçılık için bilim temelinde acil yollar bulmalıyız. Diğer yandan TÜİK rakamları, su ürünleri yetiştiriciliğinin ülkemiz için ne kadar stratejik bir sektör olduğunu ortaya koyuyor. Yetiştiricilik sayesinde hem iç talep hem ihracat talebi karşılanıyor, ülkemiz ihracatla 1 milyar dolar civarında döviz kazanıyor. Gerekli adımlar atılmazsa avcılık Türkiye denizlerinde sonlanacak. Ama bu sektör ülke ekonomisine 1 milyar dolara yakın katkısı olan bir sektör. Kaçak balıkçılığı mutlaka bir şekilde durdurmalıyız” dedi.

“Önlem alınmazsa avcılık Türkiye denizlerinde sonlanacak”
     Denizlere sahip çıkmazsak gelecek nesillere bırakacak balık stokumuzun kalmayacağını dile getiren İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2018 yılı su ürünleri verilerine göre avcılıkla yapılan üretim 314 bin 94 ton olurken, yetiştiricilik üretimi avcılığı geçerek 314 bin 537 ton olarak gerçekleşti. Bu rakamlar bize denizlerimizin alarm verdiğini, denizlere sahip çıkmazsak ne yazık ki gelecek nesillere bırakacak balık stokumuzun kalmayacağını gösteriyor. Devlet kurumları, üniversiteler ve sektör bir araya gelerek sürdürülebilir balıkçılık için bilim temelinde acil yollar bulmalıyız. Diğer yandan TÜİK rakamları, su ürünleri yetiştiriciliğinin ülkemiz için ne kadar stratejik bir sektör olduğunu ortaya koyuyor. Yetiştiricilik sayesinde hem iç talep hem ihracat talebi karşılanıyor, ülkemiz ihracatla 1 milyar dolar civarında döviz kazanıyor. Gerekli adımlar atılmazsa avcılık Türkiye denizlerinde sonlanacak. Ama bu sektör ülke ekonomisine 1 milyar dolara yakın katkısı olan bir sektör. Kaçak balıkçılığı mutlaka bir şekilde durdurmalıyız” dedi.

“2050’de yetiştiricilik avcılığın iki katı olacak”

     Su ürünleri yetiştiriciliğinin 1995 yılından beri artış gösterdiğini kaydeden Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Yetiştiricilik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cüneyt Suzer, “Türkiye’de yetiştiricilik sektörü 1980’li yıllarda gelişmeye başladı. 1995’li yıllardan sonra Türkiye’deki kuluçkahane adı verilen yavru balık üretim merkezlerinin çoğalmasından sonra ciddi şekilde artmaya başladı. Su ürünleri yetiştiriciliğinde 1995 yılından sonra düzenli olarak her yıl ortalama 10-11 bin ton civarında bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Bu ivme pozisyonunu korur gibi gözüküyor. Bu artış oranı sektörün büyüme potansiyelini uzun yıllardır koruduğunun ve yatırım yapılabilir olduğunun göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda sektör hem yurt içi hem yurt dışında yatırım yapan sektörlerin arasında gelmektedir” dedi.
     Önümüzdeki yıl akuakültür üretimi 350 bin ton civarında öngörüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Suzer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Avcılık tarafına bakarsak doğadaki popülasyon uzun yıllar içerisinde belli bir miktar düştü ama bu seviyenin altına düşecek gibi gözükmüyor. 300-350 bin ton civarında avcılık devam edecek gibi gözüküyor ama akuakültür sektörü 350 bin tonların üzerine çıkacağı yönünde. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bu rakamın büyüyeceğinden kuşkumuz yok.”

“2050’de yetiştiricilik avcılığın iki katı olacak”
     Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 2050 yılında yetiştiriciliğin avcılığın 2 katına çıkacağını ifade eden Prof. Dr. Suzer, “FAO’nun yaptığı bir çalışmaya göre şu anda dünyadaki balık avcılık miktarı 90 milyon ton civarındayken yetiştiricilik miktarı 81 milyon ton civarında. FAO verilerine göre 2025-2030 yıllarında dünyadaki avcılık ve yetiştiricilik verileri eşitlenecek. 2050 yılında ise dünyada üretilen su ürünleri miktarı doğadan yakalanan su ürünleri miktarının 2 katına çıkacak. Bu bağlamda bunu tetikleyen en temel unsurların başında da artan dünya nüfusu geliyor. Dünya nüfusu hızlı artıyor ve protein kaynağı çok önemli bir faktör. İnsanoğlunun eşit ve dengeli şekilde proteine sahip olması adına akuakültür son derece önemli bir boşluğu dolduruyor” diye konuştu.

“Ege’deki çiftliklerde deniz balıklarının %95’i üretiliyor”
     Ege Bölgesi’nde İzmir’in kuzeyinden güney Ege’ye kadar olan kısımda Türkiye’deki deniz balıkları üretiminin çok büyük bir kısmı gerçekleştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Suzer, “Deniz balıklarının yüzde 95’i Ege Bölgesi’ndeki üretim çiftliklerinden sağlanıyor. Karadeniz’de üretilen deniz alası ve levrek de diğer deniz balıkları üretim kısmını sağlıyor. İç su bakımında ise özellikle Fethiye Eşen, Kahramanmaraş ve Köyceğiz bölgesinde büyük işletmelerde alabalık üretimi gerçekleşiyor. Türkiye’nin toplam akuakültür üretiminin 3’te ikisi Ege Denizi’nde ve 3’te 1’i Ege Bölgesi’ndeki iç sularda gerçekleştiriliyor” açıklamalarında bulundu.
     Türkiye pazarında deniz balıkları ağırlıklı olarak çipura ve levrek türleri üretildiğini dile getiren Prof. Dr. Suzer, “Bu türler kuluçkahane adı verilen spesifik ve teknolojik üretim merkezlerinde yumurta ile başlıyor. Anaç balıklardan yumurta elde ediliyor ve bu yumurtaları uygun koşullarda üretiliyor. Yaklaşık 90 ila 120 gün civarında belli bir boya geldikten sonra denizlerde kurulu bulunan modern ağ kafes tesislerine gidiyor. Bu tesislerde spesifik yemlerle beslenerek ihtiyaca yönelik porsiyonluk boylar diye tabir ettiğimiz pazar boylarına göre üretiliyor” dedi.

“Türk balığının Avrupa pazarında marka değeri var”
     Bu yıl su ürünleri yetiştiricilik sektörünün ihracat anlamında ulaştığı nokta 1 milyar dolar düzeyine ulaştığını belirten Prof. Dr. Suzer, 2018 yılı ve bulunduğumuz an itibari ile ihracat yaklaşık 1 milyar dolar oldu. Türkiye 2017 yılı itibari ile en büyük ihracatını Hollanda’ya gerçekleştiriyor. Daha sonra sırasıyla İtalya, İngiltere, Almanya, Rusya, Japonya, ABD, Yunanistan ve Fransa’ya ihracat gerçekleştirdik. Türkiye’nin ürettiği kalitesi yüksek balığın artık Avrupa Pazarı’nda çok ciddi bir talebi var. Türkiye’deki yetiştiricilik sektörünün dayandığı iki tür çipura ve levrek. Bu kapsamda en çok çipura ve levrek balıklarını ihraç ediyoruz. Bunun yanı sıra sinarit, mercan, granyöz, minekop ve eşkine gibi türlerinde üretimi ve ihracatı söz konusu. Ayrıca doğadan yakaladığımız orkinoslar da 4-8 ay süresince ağ kafeslerde besiye alındıktan sonra ihraç ediliyor. İç sularda ise alabalık üretimi gerçekleşmekte. Bu balıkların en büyük pazarı Hollanda, İtalya, İngiltere gibi Avrupa Birliği ülkeleri ve AB ülkelerine ihraç ettiğimiz hayvansal ürünlerin yüzde 99’luk kalemini su ürünleri oluşturuyor” açıklamalarında bulundu.
     Prof. Dr. Suzer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada olduğu gibi önümüzdeki yıllarda da ülkemizde yetiştiricilik sektörünün avcılık sektörünün önünde yer alacağı ve yetiştiricilik sektörünün daha da ileri gideceğine inanıyorum. Günümüzde yaklaşık 1.2 milyar insanın birincil besin kaynağının balık olduğu düşünüldüğünde konunun önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. İnsanoğlunun beslenmesinde son derece önemli yere sahip olan balığın doğal stok miktarının sabit kaldığı düşünüldüğünde ancak akuakültür sayesinde istenilen ölçüde üretilebileceği kaçınılmazdır.”


+ Benzer Haberler
» Melas azaldı, hayvan yemi maliyeti arttı
» Fındıkta hesap çarşıya uymadı
» Temmuz’da turist sayısı yüzde 2,77 düştü
» Sebzeler yerini tropikal bahçelere bırakıyor
» Alsancak’ta ticaretin eski tadı kalmadı
» Müze gelirlerinde yüzde 53,37’lik artış
» Türkiye Bilişim Derneği’nden KOBİ’lere altın rehber
» Beyaz eşya üretiminin %75’ini ihraç ediyor
» MPİOS’den 7 milyon liralık tesis yatırımı
» İthal hayvan stoku kurbanlık ihtiyacını karşıladı


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 22.08.2019
  Ticaret 21.08.2019
  Ticaret 20.08.2019
  Ticaret 19.08.2019
  Ticaret 17.08.2019
  Ticaret 16.08.2019
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni