• Anasayfa  • Künye  • Kurumsal  • Reklam  • Üyelik  • Arşiv  • Site Haritası  RSS 
YAZARLAR  |  GÜNCEL  |  GÖRÜNTÜLÜ  |  ÖZEL  |  SOHBETLER  |  FİNANS  |  İHALELER  |  BORSALAR  |  RESMİ GAZETE

“Afetle mücadele yerelde kazanılır”

12 Kasım 2020 Perşembe 15:00
12
14
16
18

“Afetle mücadele yerelde kazanılır”

   ► Soyer: Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunları ile afet hukukunun Belediyeleri temel alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekiyor

           HABER MERKEZİ      
     İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İzmir’de yaşanan deprem felaketinin ardından geleceğe yönelik önlemleri bilimsel olarak ele almak üzere düzenlenen ‘İzmir Depremi Ortak Akıl Buluşması’ başladı. Fuar İzmir’de yapılan ve iki gün sürecek toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, afetle mücadelenin yerelde başlayıp yerelde kazanılacağını belirtti. Soyer, ülkemizde afet yönetiminin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için Büyükşehir Belediyesi, belediye kanunları ve afet hukukunun belediyeleri temel alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi.

“Yeni bir yerel yönetim mevzuatına ihtiyaç var”
     Türkiye’de afet yönetiminin 1959 yılında çıkan Afet Yasası ve imar düzeninin ise 1985 yılına dayanan İmar Yasası ile yürütüldüğüne dikkat çeken Soyer, günümüz Türkiye’sinde kentleşmede gelinen noktaya bakıldığında eksik kalan bu kanunların ivedilikle yenilenmesine ihtiyaç olduğunu vurguladı. Soyer, yerel yönetimlere 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu gibi yasal düzenlemelerde kısmî yetkiler tanımlanmış olsa da belediyelerin afet yönetim sürecinde hala işlevsel bir yetkisi olmadığını söyledi. Yeni bir yerel yönetim mevzuatına, hatta yeni bir yerel yönetim reformuna ihtiyaç olduğunu söyleyen Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yasal mevzuatımızda halka en yakın yönetim birimi olan belediyelerin afet durumunda müdahale hizmet gruplarına destek görevlerini üstleniyor olmasının ötesinde roller tanımlanması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü İzmir depremi belediyelerin görevlerinin sadece yol, su, altyapı gibi hizmetlerle sınırlı kalmadığını çok net gösterdi. Afetle mücadele, yerelde başlayıp yerelde kazanılır. Ülkemizde afet yönetiminin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunları ile afet hukukunun belediyeleri temel alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekiyor.”

Kentsel dönüşüme dikkat çekti
     Afet risklerini azaltmanın en önemli araçlarından birinin de kentsel dönüşüm olduğunun altını çizen Soyer, “Mevzuatımızda kentsel dönüşüm, 6306 sayılı yasa ve 5393 sayılı yasanın 73’üncü maddesi kapsamında yürütülüyor. Biz her iki yasanın birleştirilerek temel bir kanun oluşturulmasını ve bu çerçevede belediyelerin kentsel dönüşüm konusunda yetki ve etkinliğinin artırılmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda kentsel dönüşümü destekleyecek sosyal bir finansman modelinin de oluşturulması bu girişimleri mümkün kılacak bir başka zorunluluk. Bu koşullar altında afetlere hazırlık, acil müdahale, zararların etkisinin azaltılması, kentsel dönüşüm, riskli yapı stokunun iyileştirilmesi gibi afet risk azaltımıyla ilgili tüm süreçlerde başarılı olabilmemizin yegane yolu ortak akıl etrafında birleşmemizdir. Bu konularda kapsayıcı ve katılımcı olmayan hiçbir süreçten başarı beklenemez” dedi.
     Buluşmada 30 Ekim depreminin jeolojik koşulları, yapı-zemin etkileşimi, yapı stoku, sosyal ve psikolojik etkileri, mekânsal planlama, arama-kurtarma ve hasar tespiti gibi pek çok konunun bilimsel olarak tüm boyutlarıyla ele alınacağını söyleyen Soyer, “Gelecek için yol haritamızın kilometre taşlarını ortak akıl ile belirleyeceğiz. Umuyor ve diliyorum ki İzmir depremi, hem merkezi hem yerel yönetimler hem de ülke kamuoyu açısından Marmara ve Van depremleri gibi bir felaketi daha arkamızda bırakıp bir süre sonra hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya devam ettiğimiz bir sürecin tekrarı olmaz” şeklinde konuştu.

“Bu eşgüdüm uzun vadeye yayılmalı”
     İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak depremin yaralarını sarmak için kapsamlı bir koordinasyon yürüttüklerini vurgulayan Başkan Soyer, belediyenin tüm imkânları ve insan kaynağını depremin yarattığı etkileri azaltmak için seferber ettiklerini söyledi. Bu çalışmaları kamuoyu ile paylaştıklarını belirten Soyer, “Afet Koordinasyon Merkezi bünyesinde bakanlarımız, valimiz ve ilgili kurumlarımızla eşgüdüm halinde çalışmalarımızı sürdürdük. İzmir depremi sonrası böyle bir iklim olması elbette memnuniyet verici. Bu eşgüdümün kısa bir dönem için değil, uzun vadeye yayılan sürdürülebilir bir çalışma olmasını önemle vurgulamak istiyorum” şeklinde konuştu.
     İzmir depreminin ülkemize iki önemli hususu bir kez daha hatırlattığını belirten Soyer, “Bunlardan ilki el ele vererek, siyaset ve fikir ayrılıklarını bırakıp ortak akıl ve dayanışma kültürümüzü güçlendirerek tüm sorunların üstesinden gelebileceğimiz. İkincisi bir deprem ülkesi olduğumuz gerçeğinden hareketle, tüm enerjimizi olası afetlerin yıkıcı etkileri ve risklerini azaltmak için hazırlıklı olmamız gerektiği. Deprem gibi afetlerle mücadele ve risk azaltma çabası, aynı zamanda kentsel yaşam kalitesinin artırılması çabasının bir parçasıdır. Afetlerle mücadele sağlıklı, güvenli ve demokratik yaşam hakkının önemli bir bileşenidir” dedi.

“İzmir depremi 8 şiddetinde hissedildi”
      İzmir depreminin 8 şiddetinde hissedildiğini vurgulayan İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. A.M. Celal Şengör ise, “Böyle bir depremde iyi yapılmış binalar az, kötü yapılmış binalar çok zarar görür. Zarar gören binalar, deprem gerçeği düşünülmeden yapılmış binalardır. İzmir’in talihsizliği son derece faal tektonik ortamda yer almasıdır. Bundan sonraki iş artık inşaat mühendisleriyle, deprem mühendisleriyle konuşmaktır. İzmir’in doğru yapılmış 1/5000 jeolojik haritası var mı bunların araştırılması gerekir” dedi.

“Ulusal deprem politikası belirlenmeli”
     Türk Mimar Mühendis Odalar Birliği Genel Başkanı Emin Koramaz ise, mimar, mühendis ve şehir plancılarının önerileri ve uyarılarının dikkate alınmadığına vurgu yaparak her türlü engellemeye rağmen üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getireceklerini vurguladı. Türkiye topraklarının yüzde 98’inin deprem, yüzde 66’sının birinci ve ikinci derece tehlikeli deprem bölgesinde yer aldığını hatırlatan Koramaz, “Buna rağmen depremin hasarlarını en aza indirecek köklü önlemler alınmıyor. Mühendis mimarlık ve şehir planlamanın gereklerine, insan yaşamına saygı duyulmuyor. Kentsel dönüşüm alanları rant alanlarına dönüştürüldü. Yapı denetim yasası çıkartıldı ama yapı denetimi kamusal olması gerekirken ticarileştirildi. Ulusal deprem strateji ve eylem planı yapıldı ama gerekleri yerine getirilmedi” diye konuştu.
     Mevcut yapı stokunda iyileştirme yapılmadığına dikkat çeken Koramaz, 1999 sonrasında deprem yönetmeliği çıkartılsa da yönetim süreçlerindeki eksiklikler nedeniyle bu tarihten sonra yapılan yapıların da güvenliğine ilişkin endişelerin olduğunu söyledi.  Türkiye’deki tüm yapı stokunun teknik incelemeden geçmesi gerektiğini söyleyen Koramaz, “Siyasi rant uğruna imar barışı altında 10 milyonun üstünde yapı kayıt altına alındı. Depreme hazırlıklı olmak bir devlet politikasıdır. Devlet kurumları ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğudur. İmar aflarının yasaklanması, deprem öncesi, deprem anı ve sonrasındaki çalışmalara ilişkin bir ulusal deprem politikası belirlenmesi, Türkiye Ulusal Deprem Master planının hazırlanması, kent planlaması, yapı üretimi ve denetimi konusunun bütünlüklü ele alınması gerekiyor” dedi.

“Kaynaklarımızı belirlememiz gerek”
     Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu ise deprem riskinin konut binalarında çok yüksek olduğuna değinerek “Bu binalar vahşi bir pazar ortamında üretilmiş binalardır. Öncelikli olarak buralara eğilmemiz gerekiyor. Kahramanca afet yönetimi yaparak bir yere varamayız. Bu bir kaynak meselesi.     Konut yapı stokunu depreme dayanıklı hale getirmek muazzam bir kaynak gerektiriyor. Bunun için kaynaklarımızı belirlememiz gerekiyor. Hükümet desteği olmadan uluslararası finans bulunabiliyor mu? Risklerimiz neler, onları belirlememiz lazım. Bir sonraki depremde bina yıkılmasın istiyorsak, yıkılma riski çok yüksek binaları belirlememiz önemli. Bunlar patlamaya hazır birer bomba gibiler. Bu deprem tüm İzmir için bir test yaptı. 5 kattan yüksek ve 2000 yılından önce yapılmış tüm binalar yüksek riskli binalardır” dedi.


+ Benzer Haberler
» Arıcılık, kaz ve hindi yetiştiriciliği ile ipekböcekçiliği projelerine hibe desteği
» İnşaat malzemeleri sanayi üretimi Eylül ayında yüzde 19,7 arttı
» 11 ayda 102 binden fazla siber saldırı engellendi
» Pandemi, lojistik sektörünü hızla dijitalleştiriyor
» Otoyol uzunluğumuz 28 bin km oldu
» E-ticarette büyüme pandemiyle ivme kazandı
» DASK 1 ay içinde 15 bin 600 hasar dosyasının incelemesini tamamladı
» Ekonomide de paradigmada da yeni bir şeyler söyleme zamanı
» FAO ‘Küresel Fiyat Endeksi’nde sert yükseliş
» Çin, elektrikli araç satışında Avrupa kıtasını geride bıraktı


ÇOK OKUNANLAR
bu hafta | bu ay
Foto/Video Galeri
  Ticaret 04.12.2020
  Ticaret 03.12.2020
  Ticaret 02.12.2020
  Ticaret 01.12.2020
  Ticaret 30.11.2020
  Ticaret 28.11.2020
Para Piyasaları
Hava Durumu
Takvim
Üye Giriş
E-Posta :
Şifre :
Beni Hatırla
     
      Üye Olmak İstiyorum
      Şifremi Unuttum
Bu sitenin tüm hakları saklıdır Ticaret Gazetesi    rt.moc.isetezagteracit @ ofni